30 Eylül 2020 Çarşamba

Cildinizi yıllarca esnek ve pürüzsüz tutacak 6 doğal yağ

Yaşlandıkça cildimiz sarkmaya ve kırışmaya başlar. Seçip alabileceğiniz birçok cilt bakım ürünü olsa da bazen evimizin bir köşesinde duran farklı amaçlar için kullandığınız yağlar ile değişimler yaratabilirsiniz. Ancak unutmayın: Çoğu ince çizgi ve kırışıklık 35 ila 50 yaşları arasında görülmeye başlasa da onlar ile savaşmak için bazı rutinlere erken başlamak önemli! İşte kullandığınızda cildinizi kırışıklık dahil olmak üzere pek çok yaşlanma belirtisinden uzak tutacak 6 doğal yağ... PEMBENAR ÖZEL

ABONE OL


Oldukça konsantre bir yağ olduğundan üzüm çekirdeği, Hindistan cevizi veya zeytinyağı gibi yağlar ile seyreltilerek kullanılmalıdır.


Ancak dikkat! Yapılan çalışmalar, narenciye yağlarının güneşe maruz kalındığında cildin sert bir şekilde tepki verdiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle limon yağını mutlaka gece kullanın.


50 ml sızma zeytinyağı veya üzüm çekirdeği yağına 3-5 damla limon yağı damlatın.Kullanmadan önce şişeyi hafifçe çalkalayın. En iyi sonuçlar için sadece geceleri kullanın.


2-Avokado yağı

Avokado yağı, cildin en çok ihtiyacı olan omega yağları ve A vitamini bakımından zengindir.

Avokado yağı içerdiği mineral ve antioksidanlar sayesinde ultraviyole ışınlarının olumsuz etkilerinden cildi korur.


2 yemek kaşığı avokado yağına gül veya lavanta yağından 3-4 damla ekleyin. İçeriği yüzünüze uygulamadan önce karıştırmak için hafifçe sallayın.


3-Lavanta yağı

Kokusuyla gevşetip rahatlatan lavanta yağı ince çizgiler ve kırışıklıklar üzerinde de etkilidir.

Yüksek seviyelerde antioksidan, antimikrobiyal ve antibakteriyel özellikler taşıyan lavanta yağı akneler üzerinde de harikalar yaratır.


Küçük bir kavanoz veya kasenin içerisine birkaç damla lavanta yağı koyun. Sonra sızma Hindistan cevizi yağı ile karıştırın. Karıştırıp çalkaladıktan sonra kullanabilirsiniz.


4-Üzüm çekirdeği yağı

Üzüm çekirdeği yağı, genellikle şarap yapımının bir yan ürünü olan preslenmiş üzüm tohumlarından üretilir.

Tohumlar E vitamini ve çoklu doymamış yağlar bakımından zengindir, bu da cildiniz için oldukça besleyicidir.


Üzüm çekirdeği yağını doğrudan cildinize uygulayabilir ve emilene kadar masaj yapabilirsiniz.


5-Havuç tohumu yağı

Havuç tohumu yağı, soğuk preslenmiş havuç tohumlarından elde edilen esansiyel bir yağdır. Yağ, anti-enflamatuar ve antimikrobiyal özelliklere sahiptir ve yaşlanma karşıtı etki gösterir.

Yüksek antioksidan seviyelerine sahip olması dolayısıyla nemlendirici ve gençleştirici katkı sunar. Diğer uçucu yağlar gibi havuç tohumu yağı da cilde sürülmeden önce başka bir yağ ile seyretilmelidir.


2 çay kaşığı badem veya avokado yağına 2 damla havuç tohumu yağı damlatın. Yağı cildinize uygulamak için parmaklarınızı veya pamuklu bir ped kullanın.


6-Zeytinyağı

Zeytinyağı Akdeniz mutfağının vazgeçilmezleri arasında yer alır. Bunun yanı sıra zeytinler nemlendirici vitaminler ve antioksidanlar bakımından da zengindir. Yani zeytinyağı kırışıklıkları ve ince çizgileri azaltmak için mükemmel bir alternatif denilebilir!

Bir tutam pamuğu zeytinyağına batırıp üzerine birkaç damla limon suyu damlatın. Bunu da uyumadan önce yüzünüze sürün.


Uygulamadan önce test edin!

Herkesin cildi yağlara farklı tepki verir. Bu nedenle yağı cildinize uygulamadan önce vücudunuzdaki ufak bir alanda test edin.

fc9c5217a65b4060b26e943310d4df51

23 Eylül 2020 Çarşamba

Normalleşme sürecine psikolojimiz hazır mı?

Yaklaşık üç aylık bir süreci geride bırakırken yavaş yavaş normal hayatımıza dönüşe başladık. Bu dönemde de hayatımıza sosyal mesafeye dikkat etmek, maske kullanımı, hijyen kurallarına riayet etmek gibi davranışlar, yeni normaller olarak ekleniyor. Yeni normal ne demek? Ne kadar sürecek? Acaba eski normalimize dönebilecek miyiz? Peki, biz bu sürece psikolojik olarak hazır mıyız? Normalleşme süreci, 'Yeni normal' tanımı bize ne hissettiriyor? Uzman Klinik Psikolog Tayyibe Gökçe, pandemi sürecini hem bedenen hem de zihnen sağlıkla geçirmek isteyenler için önemli bilgiler paylaşıyor.

Evlerde geçirdiğimiz dönemi geride bıraktığımız yeni normal sürecinde farklı kaygılarla boğuşuyoruz. Özellikle kurallara uymayanlar yüzünden birçok kişinin endişe durumunun arttığına dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Tayyibe Gökçe, "Durumu daha önemseyerek yol almamız, kuralları esnetmeden ve es geçmeden devam etmemiz daha sağlıklı günler için önkoşul" diyor.

Eski rutine normal kurallarla dönmek kaygı yaratıyor

Uzman Klinik Psikolog Tayyibe Gökçe, yeni normali en basit haliyle, geçtiğimiz pandemi sürecini en az hasarla atlatmamızı sağlayacak kuralları barındıran ama normal hayatımızı da yaşamamıza ve sosyal hayatımızı sürdürmemize olanak sağlayacak değişimler olarak tanımlıyor. Bu sürecin hepimizi değişimler ve yenilikler katacağının altını çizen Gökçe, "Yaklaşık üç aylık bir sürecin sonunda evlerimizden çıkabilmek, evden çalışan kişilerin artık iş ortamlarına dönmeye başlaması, sosyal mesafeye uyarak da olsa ailelerimizle, arkadaşlarımızla, sevdiklerimizle bir araya gelebilmek bize iyi geldi. Ancak her ne kadar evlerimizde kalmaktan sıkılmış, sevdiklerimizle kavuşmayı istemiş olsak da eski rutinlerimize yeni normalin kuralları ile dönmek, sınırlanmak, devam eden bir pandemi sürecinin olması ve ne zaman biteceğinin bilinmemesi birçoklarımız için hala kaygı oluşturabilecek bir durum. Bu noktada şunu unutmamalıyız: Yeni normalin kurallarını uyguladığımız sürece normal hayatımıza dönmekte çekinmemize neden olacak bir şey yok" diyor.

Kaygılarla boğuşup, endişelerimizi kendimize yük etmeden önce düşünmemiz gereken şeyin kurallara uymanın bizi koruyacağı olduğunu hatırlatan Uzman Klinik Psikolog Tayyibe Gökçe, şunları söylüyor: "Kurallara uymanın bizi ve toplumu koruyacağını bilmek bizi rahatlatacak nokta olmalı. Tabii bu süreçte yeni normalin kurallarını esneten, hatta bu kurallara uymayan kişilerin olduğunu da görüyoruz. Bu kişiler 'Bana bir şey olmaz', 'Ne olursa olsun' ya da 'Çok abartılıyor bu virüs olayı, başka nedenlerle de bir sürü insan ölüyor' diyebiliyor ve kurallara uyarak normal hayatlarına dönmeye çalışan kişileri zor duruma sokuyor. Bu kişiler, hem virüsün yayılımı noktasında hem de insanların tekrar sosyal hayatlarına adapte olurken kaygı yaşamaları noktasında maalesef olumsuz etki oluşturabiliyor"

Bazı kişilerin önlemlere esnetmesi toplum sağlığını da riske eder

Kuralları uygulamayan kişilerin dünyayı etkisi altına almış ve hala artış ve ölüm oranlarıyla tehlikeli olan bu virüsü dikkate alma konusunda daha özenli olması gerektiğinin altını çizen Gökçe, sözlerini şöyle sürdürüyor: "Evde kaldığımız aylar boyunca sıkıldık ve psikolojik olarak etkilendik. Artık eski düzenimize yeni normalin kuralları olmadan geçmek istiyoruz ama biraz daha sabretmemiz gerekiyor. Bu kişilerin kendilerini de toplum sağlığını da riske attıklarını fark ederek kurallara uyma noktasında daha kontrollü olmaları gerekiyor. Yaşadığımız sürecin zorluğu, uzun zamandır evde kalışımız, sonu bilinmez bir yolda yürüyor oluşumuz tabii ki kaygı verici ve psikolojik olarak yorucu olabilir. Ancak önlemler noktasında esnetmek, bir şey olmayacağını düşünmek ya da abartıldığını düşünmek şu süreçte kendi sağlığımız için de toplum sağlığı için de doğru bir durum değil. Bu noktada durumu daha önemseyerek yol almamız, kuralları esnetmeden ve es geçmeden devam etmemiz daha sağlıklı günler için ön koşul."

Uzman Klinik Psikolog Tayyibe Gökçe, uzun vadede sürekli evde kalmanın psikolojik olarak kişileri yıprattığını ama yeni normalin kurallarına da uyulması gerektiğinin altını çiziyor: "Bu süreçte bireysel önlemleri aldığımız, çevremizde kurallara uymayan kişiler olduğu zaman uyararak, uyarılarımız etkili olmuyorsa ortamdan imkan doğrultusunda uzaklaşarak ya da gerekli mercilere şikayetlerimizi yaparak yola devam etmemiz gerekiyor. İlk önceliğimiz bizim bireysel olarak kurallara uymamız. Kurallara uyduğumuz sürece süreci hem bedenen hem de ruhsal olarak sağlıklı bir şekilde geçirmemiz kolaylaşacak."

6f83bf5cc4d74c36883785581b9064f0

Tartışan çiftler birbirine daha çok bağlı!

Araştırmalara göre sık sık ama her zaman barışcıl bir şekilde tartışan çiftlerin birbirine daha çok bağımlı olduğu ortaya çıktı. Özellikle evli çiftlerin yüzde 44'ü, tüm küçük yanlış anlamalara rağmen, aşklarının gerçek ve içten olduğunu düşünüyor.

Sürekli çatışmadan kaçınma kesinlikle uzun süreli bir ilişki kurmanın en iyi yolu değildir. Aksine, tartışırken fikrinizi açıkça söyleyebiliyorsanız, bu sevginizi başka bir seviyeye taşımaya hazır olduğunuz anlamına gelir. Olgun insanlar kişisel saldırılara başvurmaz ya da bağırmazlar. Bunun yerine, daima bir uzlaşmaya varmaya ve sağlıklı bir argümanla ilişkilerini geliştirmeye çalışırlar. Peki, tartışmanın ilişkideki boyutları neler?

Umursadığınız anlamına geliyor

Elbette, eşinizin sizi deli eden bazı alışkanlıklarına göz yummak çok daha kolay olurdu. Ancak gelecekte daha iyi sonuç almak için dövüşmenin tüm acısına ve rahatsızlığına dayanmaya hazır olduğunuz gerçeği, gerçek sevginizin bir işareti olabilir. Başka bir deyişle, tartışmak, daha fazla kararlı olduğunuz anlamına gelir. Sadece hatırlayın - ebeveynlerinizle veya kardeşlerinizle ne sıklıkla kavga ediyorsunuz? Aynı şey, eşiniz için de geçerli: Çok fazla tartışır ve her zaman üstesinden gelirseniz, bu sevdiğinizle daha büyük bir resim gördüğünüz anlamına gelir.

İletişiminizi kolaylaştırır

İlişkinize güven vermek için sessiz kalmamalısınız. Aksine, eşinize açık bir zihinle yaklaşmanız, eylemleriniz için sorumluluk almanız ve birbirinizi dikkatle dinlemeniz gerekir. Tartışma, en önemli iletişim biçimlerinden ve en dürüst olanlardan biri olduğu için, samimiyet, güven ve bağlantı duygularını hızlandırmaya, eşinizin sizinle daha verimli bir şekilde nasıl iletişim kurmaları gerektiğini öğretmeye yardımcı olur.

Sağlıklı bir ilişkinin işaretidir

Psikologlar, sağlıklı ve mutlu bir ilişki için 7 anahtar nokta olduğuna inanıyorlar ve tartışmak da onlardan biri. Aslında, eğer bir çift asla tartışmazsa, bu, bir şeylerin iyi gitmediğine işaret edebilir. Tartışma, çiftlerin kendileri için önemli olan şeyleri ele alarak ve tartışarak değerlerini ve duygularını yeniden gözden geçirmelerine yardımcı olur.

Bağlantınızı güçlendirir

Eşinizle tartıştığınızda, kazanmanız veya kaybetmeniz önemli değil. En değerli şey, kendiniz hakkında birbiriniz hakkında ve hatta daha önemlisi çok şey öğrenmenizdir. Küçük çatışmalar her ikinize de gerçek yapınızı ortaya koymanıza yardımcı olur ve ortağınıza nasıl başa çıkacağınızı gösterir. Tüm zorlukların birlikte üstesinden gelmeyi başarırsanız, aranızdaki bağı nasıl güçlendireceğinizi öğreneceksiniz.

Küskünlüğünüzü hafifletir

Bir ilişkide olmak o kadar kolay değil. Eşinizi önemsiyorsanız, daima sınırlarınızı zorlamanız gerekir ve sizin için aynısını yapmazsa, küskünlük hissetmeye başlayabilirsiniz. Bu sorunla başa çıkmanın en iyi yolu, olumsuz duygularınızın ortaya çıkmasını sağlamak ve eşinize kendi gereksinimlerinizle onun gereksinimlerinin eşit olduğunu göstermek.

Bir arada olmanızı daha olunabilir kılar

Bazı çalışmalara göre, çiftlerin genellikle yaptığı en büyük hata kaçınmadır. Sık sık bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyoruz ama hiçbir şey söylemiyoruz. Ve bu zayıf iletişim, ayrılmanın en yaygın nedeni olur. Hassas konuları tartışmanın ilişkiniz için hiçbir yararı olmayacağına inanıyor olsanız da, bu doğru değil. Tartışmak, sorunlarınıza odaklanmanıza ve çok büyük olmadan önce çözmenize olanak tanır. Bu yüzden birlikte tartışan çiftler uzun süre birlikte kalıyorlar.

Tutkunuzu ortaya koyar

Bazı çiftler hormon seviyelerini yükseltmek için büyük tartışma içine girer. Bilinçaltında, bu insanlar kavga etmenin sadece tutkularının bir işareti olduğunu biliyor ve uyuşmazlıkları daha tutkulu bir makyaja dönüşecek. Eğer ilişkinizin güçlü ve gelişmesini istiyorsanız, duygularınızı içinizde tutmak yerine bırakmanız gerekir. Ancak, herhangi bir tartışmayı olumlu bir şekilde bitirmeyi unutmayın.

Sağlıklı bir tartışma nasıl olmalı?

Birbirinize saygı duymalısınız ve eşinize geri dönüşü olmayan bir şekilde zarar verebilecek şeyler üzerinde baskı yapmayın. Eğer hatalıysanız kabul edin ve üzgün olduğunuzu söyleyin. Bu küçük hareket sizi daha zayıf hissettirmez aksine, partnerinize hala onları önemsemediğinizi gösterecektir. Asla önceki ilişkileriniz veya eşinizin önceden bırakmış olduğunuz hatalarını deneyimlemeyin. Konuşacak tek bir noktanız var, o yüzden kesin olun ve üçüncü kişileri karıştırmayın. Arkadaşlarınızı veya akrabalarınızı tartışmanıza dahil etmek, eşinizin saygısız hissetmesine neden olabilir; bu nedenle, herhangi birini ele almadan önce sorunu kendi başınıza çözmek için elinizden geleni yapın.

Sizin İçin SeçtiklerimizTaonga: tropikal çiftlik2020'nin En Bağımlılık Yapan Çiftlik Oyunu. Yüklemeye Gerek YokTaonga: tropikal çiftliktuttur.comiddaa uzmanları bugün için hazır kuponlarını paylaştı!tuttur.comVikings: Free Online GameBu oyunu 1 dakika oynayın ve neden herkesin hayran olduğunu görünVikings: Free Online GameTaboola'danTaboola'dan e5aac99d98544a8fb2d7929dd48fbc79

Günlük egzersizin vazgeçilmez 4 hareketi

Sağlıklı bağdokulara sahip olmak için yapmanız gereken şu 4 hareketi ihmal etmeyin.

Sabahları yataktan kalktığınızda kendinizi eskimiş bir robot gibi hissediyorsanız eğer, bunun suçlusu büyük olasılıkla bağdokularınız. Bunlar, kaslarınızı, kemiklerinizi ve organlarınızı saran, birbirlerine bağlı doku ağlarıdır. Sağlıklı bağdokular, günlük ağrılarınızı azaltır, egzersizden sonra daha az yorgun olmanızı sağlar, yaralanmaları önler ve kendinizi daha iyi hissetmenize yardımcı olurlar. Sağlıklı bağdokulara sahip olmak için yapmanız gereken şu 4 harekete bir göz atın:


1. Göğsünüzdeki, omuz ağrılarını azaltan gizli tetikleyici nokta

Öncelikle bir adet tenis topu edinin. Topu köprücük kemiği ile koltukaltı arasında bulunan pektöral minör bölgesine yerleştirin. Vücudunuzu ve topu bir duvarın köşesine doğru yaslayın – başınızın rahatça hareket edebileceği şekilde. Uyguladığınız basıncı iyice ayarlayarak topun göğsünüzde kalmasını sağlayın. Topu yanlara, yukarıya, aşağıya ve derine doğru hareket ettirin. Bu hareket, tüm gün boyunca direksiyon ya da bilgisayar faresi gibi nesneleri kavramaktan sürekli gerilme eğiliminde olan kasları ve pektöral minör dokuları gevşetir.


2. Bacak ağrılarını önlemeye yarayan hareket

Sağ tarafa doğru yaslanacak şekilde yere oturun. Sol bacağınızı geriye doğru uzatarak ağırlığınızın çoğunun sağ kalçanız üzerinde olmasını sağlayın. Sağ kalçanızın altına iki adet tenis topu yerleştirin. Bacağınızın toplar üzerindeki ağırlığı sebebiyle, hareketin yeterince yoğun olduğunu düşünüp bu şekilde kalmayı tercih edebilirsiniz. Ancak hazır olduğunuzda tüm bacağınızı topların üzerinde ileri, geri hareket ettirmeye başlayın. Bu egzersizi yaptıktan sonra, kalçanızın rahatladığını ve gevşediğini hissedecek, diz ağrısı çekiyorsanız eğer, bunların da azaldığını göreceksiniz.


3. Sırt masajının en tembel yolu

Yere sırt üstü uzanın. İki tenis topunu yan yana olacak şekilde sırtınızın altına enine yerleştirin. Göğüs kafesinizi kullanarak derin bir nefes alın, daha sonra kaburgalarınızı sıkarak havayı dışarı bırakın ve altınızdaki topları yassılaştırın. 5 kere tekrarlayın. Bu hareket sırtınızın üst kısmındaki gerginliğin azalmasını sağlayacaktır. Aynı tekniği vücudunuzun ağrıyan diğer bölgelerinde de kullanabilirsiniz.


4. Koşan, zıplayan ve yürüyen herkesin yapması gereken hareket

Öncelikle bir adet köpük silindir edinin. Diz arkası kirişlerinizi ve kalça kaslarınızı çalıştırmak adına, elleriniz arkanızda, yerde olacak şekilde silindirin üzerine oturarak egzersize başlayın. Aynı anda bacaklarınızı dizlerinize doğru çekerek kalçanızla hafif bir zikzak hareketi yapın. Gergin bir noktaya denk geldiğinizde silindir sabit bir şekilde, bir yandan diğer yana hareket ederek sürtünme sağlayın. Bu egzersiz ile bacaklarınızı esneme hareketleri yapmışçasına gevşek ve esnek hissedeceksiniz.


09ec6836c363491ab4b5102b071f6170

Boyun ağrısına ne iyi gelir?

Boyun ağrısı yaşıyorsunuz ve boyun ağrınızı nasıl geçireceğinizi bilmiyor musunuz? Haberimiz size yardımcı olabilir.



Boyun ağrısı yaşıyorsunuz ve boyun ağrınızı nasıl geçireceğinizi bilmiyor musunuz? Haberimiz size yardımcı olabilir.
Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ yaşam kalitesini oldukça düşürebilen boyun ağrısına karşı ofiste alabileceğimiz önlemleri anlattı ve önemli uyarılarda bulundu.
 
Bilgisayar başında saatlerce, kimi zaman neredeyse hiç kalkmadan oturuyoruz… Sık sık ileriye doğru uzanıyor veya aşağıya eğiliyoruz… Klavyenin tuşlarına basarken omuzlarımızı kaldırıyoruz… Telefon veya monitöre bakmak amacıyla boynumuzu döndürüyoruz… Ofiste, bilgisayar başında hemen her gün yaptığımız bu hataların faturası ise bazen çok ağır olabiliyor; örneğin şiddetli boyun ağrısının gelişmesi gibi! Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ ofiste sıkça yaptığımız hatalar nedeniyle oluşan boyun ağrısının zamanla kronikleşebileceğine dikkat çekerek, "Boyun ağrılarına sırt, omuz, kürek kemiği ve baş ağrıları da eklenebiliyor. Ağrının yanı sıra gerginleşen kaslar ve eklemler günlük yaşamda en basit işlerin bile yapılmasını zorlaştırabiliyor. Boyun ağrısına önlem alınmazsa ilerleyen zamanlarda boyun fıtıkları ve kireçlenmeler gelişebiliyor. Bu nedenle işyerinde hatalı alışkanlıklara son vermek, hareketi artırmak ve düzenli olarak ofis egzersizleri yapmak çok önemli" diyor. Peki, özellikle masa başında çalışanları tehdit eden boyun ağrısından korunmak için neler yapmalı, nelerden kaçınmalıyız?
 
Bilgisayar başında çalışanlarda risk 2-3 kat artıyor
Yapılan araştırmalar, bilgisayar başında çalışanlarda kronik boyun ağrısının normal popülasyona göre 2-3 kat daha fazla görüldüğünü ortaya koyuyor. Ofis çalışanlarında işe gelmemenin en sık nedeni de boyun ağrıları. Bilimsel çalışmalarda, yüksek mesleki beklentiler, azalmış sosyal destek ve düşük iş memnuniyeti ile boyun ağrısı arasında önemli ilişki saptanmış. Psikososyal faktörler de kas iskelet sistemine ait şikayet ile bulguların algılanmasını artırabiliyor ve ağrının kronikleşmesine neden olabiliyor.
 
Boyun ağrısını 3 adımda önleyin!
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ boyun ağrısını önlemek için bilgisayar başında çalışırken almanız gereken önlemleri şöyle sıraladı:
 
Sandalyede: İdeal duruşu sağlayın
Masada otururken ayaklarınızın yerle temas etmesini sağlayın. Sırtınız dik ve sandalyeye dayanmış şekilde oturun. Gerekirse bel destek yastığı kullanabilirsiniz. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da, sandalyenizin ergonomik olması.
Başınız, kulaklarınız omuzlarla aynı hizada olacak şekilde nötral pozisyonunu korumalı.
Özellikle başı doğru pozisyonda tutmak boyun ağrısını önlemede çok önemli. Başınızın ve omuzlarınızın öne kaymasını önleyin. Sırtınızın alt bölümünün yuvarlanmasını engellemek için sandalyenizin yüksekliğini ayarlayarak bacaklarınızın aşağıya inmesini sağlayın. Bu pozisyon kilonuzu, kalçalarınızın alt kısımlarında bulunan kemiklerinizde ideal bir şekilde dağıtacaktır.

 
Monitörde: Göz uzaklığınız ortalama 60 santim olsun
Monitörü, gözünüzden uzaklığı 50-75 cm (ortalama 60 cm) olacak şekilde yerleştirin. Monitörün üst kenarı mutlaka göz hizanıza denk gelmeli. Ancak gözlük kullanıyorsanız üst kenarının gözünüzün 5 santim aşağısında olmasına dikkat edin.
Monitörü, üst kısmı arkaya doğru 10-20 derece eğik duracak şekilde ayarlayın.
Ekranda parlama olmaması için monitör doğrudan ışık almamalı. Parlamayı azaltan bir filtre kullanabilirsiniz.

 
Klavyede: Klavye tuşlarına çok yüklenmeyin
El ve el bileklerinizi mümkün olduğunca nötral pozisyonda tutun; aşağı, yukarı, sağa ve sola çevirmeyin.
Klavyeniz masanın hafifçe aşağısında yer almalı. Bu mümkün değilse sandalyenizi yükseltmeli, ayaklarınız yerle temas etmiyorsa ayak sehpası kullanmalısınız.
Tuşlara çok yüklenmeden hafifçe basmalısınız. Çift tuşla işlem, yani ctrl-C veya alt-F yaparken her iki elinizi kullanmayı ihmal etmeyin. Gerektiğinde alternatif şekilli klavyeler kullanmanızda fayda var.
Mouse'u çok sıkı kavramamaya özen gösterin.
El bileğinizi dinlendirmeyi sağlayan destekleriniz klavyenin önünde yer alsın.
Sık kullandığınız objeleri erişilmesi kolay yerlerde (35-45 santim yakınlıkta) bulundurun.
Boyun ile gözlerinizi çok hareket ettirmemek için doküman tutucular kullanmanızda da yarar var.

 
Ofis egzersizleri şart!
Boyun ağrısından korunmak için ofiste hareketinizi arttırmalı ve düzenli olarak egzersizler yapmalısınız. Kasları germeye, güçlendirmeye ve eklemleri stabilize etmeye yönelik egzersizleri her gün yapmalısınız. Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ ofiste egzersizin yanı sıra belirli aralıklarla masa başında oturur pozisyondan ayağa kalkma şeklinde mola vermenin de çok önemli olduğunu belirterek, "Yapılan çalışmalara göre, sık sık kısa mola vermek, uzun aralarla yapılan uzun süreli molalardan daha etkili oluyor. Mola süresi ise yapılan işe ve kişinin ihtiyaçlarına göre değişiyor" diyor. Ayrıca son yıllarda ofis çalışanlarını ayakta durmaya teşvik etmek için yüksekliği ayarlanabilir çalışma istasyonlarının kullanımı da hızla yaygınlaşıyor.
 

 
 
 
Anadolu Sağlık Merkezi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Göçmen, "Boyun veya koldaki sürekli ağrı ya da güçsüzlük, el ve kolun kullanımını kısıtlayabilir. Bu durum çalışma hayatını da kötü etkileyebilir" dedi.
 
Bilgisayar kullanımının iş hayatında vazgeçilmez bir öğe olması boyun ağrılarının da artmasına neden oluyor. Ağır işlerde çalışanlar, masa başı yoğun bilgisayar kullanımı gerektiren ofis işlerini yapanlar, öğretmenler ve şoförlerin meslekleri nedeniyle boyun ağrılarına yatkın olduklarını söyleyen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Göçmen, "Ancak boyun ağrıları ile boyun fıtığını karıştırmamak gerekir" uyarısında bulundu.
 
Boyun fıtığı kişinin idrarını tutamaz hale gelmesine sebep olabilir
Boyun fıtığının boyun omurları arasındaki kıkırdağın omurilik kanalına doğru yer değiştirmesi sonucu kola gelen sinirlere ve omuriliğe baskı yapmasıyla ortaya çıktığını belirten Doç. Dr. Selçuk Göçmen, "Boyun fıtığı kollara doğru yansıyan ağrıya, sızlamaya, his kaybına ve kuvvet kaybına yol açabilir. Kişi idrarını tutamaz hale gelir" dedi. Boyun fıtığında ağrının tek taraflı omuzdan başlayıp ele ve parmaklara kadar uzanabildiğini söyleyen Doç. Dr. Selçuk Göçmen, "Bazı hastalarda ağrı sırta ve kürek kemiklerine doğru yayılabilir, parmaklarda uyuşma olabilir. Elde kuvvetsizlik olup, hasta eline aldığı ağır cisimleri düşürebilir. Sıcak ve soğuğu ayırt edemeyebilir" şeklinde konuştu.
 
Boyun fıtıklarında çoğunlukla ameliyata gerek duyulmuyor
Boyun fıtıklarının çoğunlukla cerrahi tedaviye gerek kalmadan düzelebildiğine değinen Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Göçmen, "Bu yüzden boyun fıtığından kaynaklanan ağrıyı azaltmak için öncelik, cerrahi dışı seçeneklerdir. Bunlar; dinlenme, boyunluk kullanarak boyun hareketlerini kısıtlama, ödemi azaltan ve ağrıyı kontrol eden ilaçlar, fizik tedavi, egzersiz veya enjeksiyon tedavisi içeren uygulamalardır" dedi.
 
Boyun fıtığı ameliyatından 24 saat sonra hasta taburcu edilebiliyor
Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Selçuk Göçmen, cerrahi olmayan tedavinin iyileşme sağlamadığı takdirde boyun fıtığı ameliyatının da gerçekleştirilebildiğini belirterek, "Boyun fıtığı ameliyatları, gelişen teknolojiyle oldukça kolaylaştı. Operasyon tek seviye boyun fıtığı için 1- 1 buçuk saat sürebiliyor ve hasta 24 saatten kısa bir sürede evine gidebiliyor" açıklamasında bulundu. Doç. Dr. Selçuk Göçmen başarılı bir cerrahi sonrası boyun ameliyatlarında bel fıtığı ameliyatlarından farklı olarak nüksetme görülmediğini de sözlerine ekledi.
 
Boyun ağrılarını azaltmak için 6 tavsiye
Çalışırken boynun doğal pozisyonunun bozulmamasına dikkat edilmeli. Bilgisayar kullanırken ekranın göz hizasında, baş- boyun dik ve gövdeyle aynı hizada olmalı. Monitör ile göz arası mesafe ise yaklaşık 50-65 cm olmalı.

 
Klima, rüzgâr gibi boynunuza doğrudan hava akımlarını engelleyin. Özellikle soğuk havalarda boynu koruyucu kıyafetler tercih edilmeli. Terledikten sonra yine boyun mutlaka korunmalı.

 
Uzun süre aynı pozisyonda kalmamaya özen gösterilmeli. Yarım saatte bir pozisyon değiştirip, saat başı 5-10 dakika mola verilebilir. Bu sürede boyun ve ofis egzersizleri yapılmalı.

 
Sık telefon görüşmesi yapılıyorsa, kulaklık biçimindeki telefon ahizeleri tercih edilmeli.

 
Kullanılan yastık, boyun boşluğunu desteklemeli. Çok yüksek veya alçak yastık kullanmamaya dikkat edilmeli. Özel ortopedik boyun yastığı kullanmak kişinin seçimine kalmış bir şey ve eğer fayda gördüğüne inanılıyorsa kullanılabilir. Yolculuklarda boynu destekleyen özel yastıklar kullanmaya da özen gösterilmeli.

 
Boyun bölgesine yönelik verilmiş egzersizler her gün yapılmaya dikkat edilmeli.

 




02bb136859784f42948271e9459f062b

17 Eylül 2020 Perşembe

Tişört giymenin 5 farklı yolu

Bir tişörtü 5 farklı şekilde giyerek stilinizde küçük değişiklikler yapabileceğinizi biliyor musunuz?



Bir tişörtü 5 farklı şekilde giyerek stilinizde küçük değişiklikler yapabileceğinizi biliyor musunuz?
Farklı parçalarla yapılan kombinler bir yana aslında aynı parçaları farklı şekillerde giyerek yeni görünümler yakalamanız mümkün. Bu yazımızda basic bir tişörtü beş farklı biçimde giyerek nasıl yeni görünümler yakalamanın yollarını anlattık.
 

 
Standart
Tişört giymenin en kolay yolu olan bu tarzda kot pantolonun üstüne giydiğiniz tişörtü olduğu gibi bırakıyorsunuz. Son derece basit ve rahat. Özellikle gündelik hayatınızda, özel bir çaba gerektirmeyen zamanlarda tişörtü bu şekilde giyerek spor ve rahat bir görünüm yakalayabilirsiniz. Bu yöntemi özellikle havuç paça ya da skinny jeanler ile birlikte kullanabilirsiniz.
 

 
Salaş
Bu tarzda tişörtün bir kısmını pantolonunuzun içine sıkıştırıyorsunuz. İster sağdan ister soldan ya da ister önden tişörtün bir parçasını pantolonun içine sokun ve sonra biraz çekerek doğal durmasını sağlayın. Hem rahat ve salaş hem de daha tarz bir görünüm yakalamış olacaksınız. Boru paça pantolonlarla birlikte bu yöntemi uygulamanız hoş bir görünüm yakalamanızı kolaylaştırır.
 

 
Sadece arka
Bu görünüm de gündelik kullanım açısından son derece uygun. Tişörtü arkaya doğru hafif sıkıştırıp arka kısmını pantolonun içine yerleştiriyorsunuz. Tişörtler normalde vücut kıvrımlarınızı ortaya çıkarmaz. Bu yöntem sayesinde hem göbek bölgesinde fazlanız varsa onu saklamış hem de bel kıvrımınızı ortaya çıkarmış oluyorsunuz.
 

 
Pantolon içi
Bu yöntemi özellikle mom ya da boyfriend jeans denilen kot pantolonlarla birlikte kullanırsanız hem vintage hem de sportif bir görünüm yakalamış olursunuz. Tişörtün etek kısmının tamamını pantolonun içine iyice yerleştirin ardından kollarınızı kaldırarak biraz gevşemesini sağlayın. Böylece tüm o gerginliği alır ve daha rahat bir görünüm yaratmış olursunuz.
 

 
Tek düğüm
Bu özellikle büyük beden tişörtler ile uygulayabileceğiniz bir yöntem. İster sağdan ister soldan tişörtü elinizin içine toplayın ve kendi etrafında döndürerek düğüm yapın. Büyük beden tişörtler tüm hatlarınızı kapatır bu yöntemler rahat ve daha seksi bir görünüm yakalayabilirsiniz. Eğer vücudunuza güveniyorsanız tek düğüm yöntemini önden de yapabilirsiniz. Eğer düğüm atmakta zorlanıyorsanız bir lastikten ya da lastik tokadan yararlanabilirsiniz.
 

 



f15b0967751641a2a578be8f60e2e746

Ralp Lauren 2018-19 Sonbahar/Kış kreasyonu

New York Moda Haftası kapsamında Ralp Lauren, 2018-19 Sonbahar/Kış kreasyonunu sergiledi.


























2c428d96778347bda0b2c871153761da