19 Şubat 2020 Çarşamba

Dengeli ve mutlu bir yaşamın sırrını Özlem Çetinkaya ile konuştuk

Tramola kitabının yazarı Özlem Çetinkaya kitaba dair detayları ve dengeli bir yaşamın sırrını PembeNar'a anlattı; mutluluğun formülünü paylaştı.

Duygu Bay - PembeNar Özel

Özlem Çetinkaya kimdir?

Özlem Çetinkaya kimdir sorusunun öyle çok cevabı var ki… İçimdeki sayısız Özlem Çetinkaya'nın dışında bir de tanıdığım ve tanımadığım insanların benimle ilgili algıları, yargıları, düşünceleri… Zaten her şey; "Ben kimim?" sorusu ile başlamıyor mu?

Özlem Çetinkaya; bir anne, bir eş, bir evlat, kimilerine göre bir dost, kimilerine göre sadece bir arkadaş hatta sadece bir tanıdık… Mesleki açıdan cevap verecek olursam, Özlem Çetinkaya; bir yazar, editör, gölge yazar, röportaj hazırlayan, çok yakında -17 Ekim- itibari ile Radyo Gedik'te kendi radyo programını sunan biri… Aynı zamanda bir eğitmen ve konuşmacı… Reiki Master olarak reiki eğitimleri veriyorum, mandala eğitimi veriyorum ve bakış açısını değiştirerek daha mutlu yaşamak konusunda konuşuyorum, deneyimlerimi paylaşıyorum. Geçmişinde yaklaşık 12 senelik bir otel yöneticiliği var. Burçlara göre Özlem Çetinkaya; yükselen ve ay burcu Oğlak olan bir Terazi burcu kadını. Öğrenmeye, öğrendiklerinim paylaşmaya âşık bir insan.

Tek bir kelime ile anlat derseniz, cevabım; "Meraklı" olur.

Dengeli yaşam kavramını biraz açabilir misiniz?

Hayattaki en önemli şey denge. Özellikle benim gibi bir Terazi burcu iseniz, daha da önemli oluyor sanırım. Zihinsel, fiziksel ve ruhsal denge çok önemli… Bunlar önce kendi içlerinde kendileri bir dengede olacak, sonra birbirleri ile ilişkilerinde bir denge oluşturacaklar. İşte dengeli yaşam rehberi de bu dengelerin oluşumunda fikir veren, bildiklerini paylaşan, uygulamalarda destek olan kişidir.
Hayatın içinde bir denge var mı? Eğer doğal dengeye biz burnumuzu sokmazsak var elbette ama biz insanlar bu dengenin bozulması için elimizden geleni yapıyor, sonra da kendi dengemizi tekrar bulmak adına çaba sarf edip duruyoruz ve hatta mutsuzluğa doğru sürükleniyoruz. Doğanın döngülerini takip edelim ve tüm bu döngüleri –sonlanmalar ve başlangıçlar ile birlikte- gönülden kabule geçelim; bakın o zaman mutluluk ve denge nasıl kendiliğinde geliyor.

İlk romanınız Tramola'da bir kendini keşfetme hikâyesi anlatıyorsunuz. Kişinin kendini keşfetme süreci nasıl başlıyor? Bu süreçte illa aşk gibi, bir kayıp gibi tetikleyici unsurlar mı olması gerekiyor?

Tramola'da herkes kendinden bir parça bulabileceği bir roman çünkü hepimiz hemen hemen aynı şeyleri yaşıyoruz. Hepimizin başkalarının bizim için biçtiği elbiseleri zorla giymeye çalıştığımız zamanlarımız olmuştur, hepimiz aslında aşkı bir türlü beceremediğimizi ve aşktan umudumuzu kaybettiğimizi düşündüğümüz zamanlar yaşamışızdır, hepimizin hayatında önemli rol oynayan dostları vardır. Ve hepimizin hangi adımı atarsa daha mutlu olacağını düşünürken durduğu anlar olmuştur.

Kişinin kendini keşfetme süreci herkese göre değişmekle birlikte, genelde, kendini en sıkışmış hissettiği zamanlarda veya bir kaosun içinde nefes alamaz olduğunda ortaya çıkıyor. Kimileri için dışarıdan bakıldığında nefistir, her şeyi tamamdır; ev, iş, eş, çocuk… Ama bir boşluk hissi vardır tüm alanı kaplayan. İşte o boşluk hissi insanın içine doğru çektiğinde keşif süreci de başlıyor. Karanlığın içinde bir ışık aramaya başlamak gibi.

"Aşk" birçok insanın hayatında önemli bir kavram. Hep bir bütün olacağımız insanı ararız ya hani. Oysa öyle de bir şey yok aslında; çünkü hepimiz kendi içimizde bir bütünüz, bir diğer yarımızı aramak çok büyük zaman kaybı ve olmayan bir şeyi aradığımız için de zaman kaybı.

Veya kayıplar; böylesi zamanlar da tetikleyicidir çünkü bağımlısı olduğumuz ilişkiler bizi kendimizle buluşmamız için yalnız bırakır.

Fakat, az önce de dediğim gibi kimi zaman dışarıdan bakıldığında her şeyim tam olduğu zamanlarda da insan bu keşif sürecine girebilir. "Her şeyim var ama neden mutsuzum? Neden yataktan kalkamıyorum? Neden içimde coşku yok?"

Hayatı kaçırmamak için iş hayatımızla özel hayatımız arasında dengeyi nasıl sağlayabiliriz?

Bu sorunun cevabı yine herkes için değişir çünkü cevap, kişinin 'hayat'ı ne olarak algıladığı, 'hayat amacı'nı ne olarak belirlediği ile doğrudan ilişkili. Bana göre hayatı kaçırmamak demek insanın iç huzurunun yerinde olması demek ki bu da "değerler' kavramı doğrudan ilişkili. Değerler sıralamamız çok önemli bizim için. "Aile" kimi insanlarda birinci öncelik olabilirken kimilerinde çok daha geri plandadır. Ve bunun biri bir diğerinden daha iyi ya da kötü değildir, sadece kişiden kişiye hatta kişinin içinde bulunduğu ruhsal ve fiziksel duruma göre bile değişebilir.

Kısaca şunu söylemek istiyorum; önce değerlerimizi fark etmemiz, sonra bu değerler arasında zaman planlamamızı yapmamız gerekir. Eğer o dönemde iş hayatının içinde olmak, para kazanmak bizim için öncelikli değerse arkadaşlarımıza yeteri kadar zaman ayıramadık diye mutsuz etmeyiz kendimizi. Özel hayat ve iş hayatımız arasındaki denge uyanık geçen 16 saatimizi 8 – 8 eşit oranda iş ve özel hayatımıza ayırmakla ilgili bir şey değil. Bu yaşam doyumu ile ilgili bir şey. Ruhunuz nerede besleniyor? Önemli sorulardan biri bu. İnsanın yaşam amacını keşfetmiş olması da önemli. Ancak burada şunu da belirtmek isterim; "Yaşam amacım insanlara dokunmak, şifa vermek" diyerek bankacılıktan ya da kurumsal işlerinden ayrılan çok insan tanıdım ve birçoğu sonunda mutsuz oldu. Burada önemli olan yaptığınız işin içinde de yaşam amacınıza hizmet etmeniz. Bir bankacı da pekala bir müşterisinin hayatına dokunabilir, onun hayatına katkı sağlayabilir ve para ile ilişkisini iyileştirmesinde kendisine rehberlik edebilir.

Dengeli bir ilişkide partnerlerin birbirleriyle paylaşımı nasıl olmalı?

Bir ilişki için en önemli şeylerden birinin az önce de söylediğim gibi kişilerin birbirlerini birbirlerinin tamamlayıcısı gibi görmemeleri bana kalırsa. Hiç kimse elmanın bir diğer yarısı değil, herkes birer alma. Onun dışında "dinlemek" bir diğer çok önemli nokta. Ve "haklı" ya da "haksızlık" üzerinden değil de birlikteliğin huzuru üzerinden olaylara yaklaşmak dengeli bir ilişkinin en önemli aracı. İki kişi aynı anda konuştuğunda ne oluyor? Ortaya kakafoniden başka bir şey çıkmıyor değil mi? Ve az önce değerlerden bahsetmiştik; bana kalırsa dengeli bir ilişki için tarafların değerlerinin de birbirine yakın olması çok önemli. "Aile" birince birinci öncelik, diğerinde onuncu öncelikse dengeyi bulmak çok kolay olmayabilir. Ve dürüst olmak. Hissettiğimiz şey her neyse, bunu partnerimizle paylaşmak; onun kendiliğinden anlamasını beklememek. Net ve açık paylaşım çok önemli diye düşünüyorum ve ilişkimi de öyle yaşamaya gayret ediyorum. Sadece kocamla değil ayrıca; oğlumla, babamla, annemle, arkadaşlarımla… Eskiden çok ketumdum, susardım, onlar beni anlasın diye beklerdim, anlamadıklarını düşündüğümde bozulurdum, üzülürdüm… Dengem bozulurdu. Bir insanın kendisinin dengesi bozulduğunda ilişki içinde dengeyi nasıl sağlar ki? Düşünün ben ayakta duramıyorum, sallanıyorum ve siz düşmemek için bana tutunuyorsunuz? Bu durumda ne olur? Her ikimiz de düşeriz, öyle değil mi?

Bütüne bakıldığında mutlu bir hayat yaşamanın bir formülü veya anahtarı var mı?

Mutluluk üzerine yazdığım bir kitabım var; "Aslında Çok Kolay". Sosyal medya –Instagram ve YouTube- aracılığı ile de bu konuda, kendi deneyimlerimden yola çıkarak, paylaşımlarda bulunuyorum. Mutlu bir hayat için fiziksel, zihinsel ve ruhsal denge çok kıymetli. Bütün bunların hem kendi içlerinde hem de birbirleri ile ilişkilerinde bir denge olduğunda mutlu bir hayat yaşamak kolaylaşıyor. Mutluluktan kastım, "içsel huzur", haz anları değil.

Mutlu bir yaşam için çaba sarf etmemiz, eyleme geçmemiz şart. Öyle sadece "iste olsun" değil. "İste, eyleme geç ve olsun." Ne istediğini farkında ol. Farkındalıkla yaşam önemli bir mutlu yaşam basamağıdır.

Ve hepsinden önemlisi; mutsuzluğu da yok sayma! Mutsuz anları da alıp kabul et.

Son olarak –belki de ilk- HER ŞEYİN GEÇİCİ OLDUĞUNU HATIRLA!

f728beb3ab854aef867610392243eeb9

Vajen estetiği hakkında çok merak edilen 7 detay

Yaşlanma ve doğumlara bağlı ortaya çıkan genital deformasyonlar, kadınların öz güvenini sarsıyor. İşte vajen estetiği kaybolan bu öz güveni sağlama da önemli bir işleve sahip. Merak edilenleri Jinekolog, Cinsel Terapist, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op.Dr.Esra Demir Yüzer anlattı

1- Kadınlarda cinsel hayatın başlamasıyla vajen esnemeye başlar. Esnemenin derecesi bu faktörlere göre değişir: -Kişinin kolajen ve bağ doku yapısı -Sigara ve alkol kullanımı -Cinsel ilişkinin sıklığı -Gebelik, menopoz gibi hormonal değişiklikler -Özellikle travmatik olan normal doğumlar


2- Vajende genişleme; hem erkek hem de kadında haz alamama, cinsel ilişki esnasında rahatsız edici seslerin gelmesi, büyük tuvaletini yaparken zorlanma (özellikle vajen ile makat arasındaki bölgeye bastırma ihtiyacı olur), vajenden hava gelmesi, idrar kaçırma gibi şikayetlere neden olur.


3- Tüm bu şikayetler kadını fiziksel olarak olumsuz etkiler. Ancak kadını jinekoloğa getiren asıl neden, cinsel hayatındaki mutsuzluktur. Hatta birçok kadın eşinin ısrarı ile jinekoloğa gelir. Yani kısacası kadının genital estetik sorunları sadece kadını değil, erkeği de etkileyen ve cinsel hayatta mutsuzluk yaratan bir sorundur.


4- Vajen genişlemesinde tedavi planı yaparken öncelikle ayrıntılı bir öykü ve muayene şarttır. Öyküde cinsel ilişkide hava sesi gelmesi özellikle vajen yan duvarındaki bağ doku yırtıklarının, büyük tuvaletini rahat yapamama şikayetinin vajen arka duvar bağ doku yırtığının, karın içi basıncını artıran hallerde (öksürme, hapşırma, hoplama ) idrar kaçırma ön duvar bağ doku yırtıklarının belirtisi olarak karşımıza çıkar. Muayenede bu yırtıklara bağlı genişlemelerin derecesi belirlenir ve buna göre tedavi planı yapılır. Tedavide lazer ve cerrahi seçeneklerinden hangisinin uygulanacağı hastanın yaşına, genişlemenin derecesine, tedavi sonrası gebelik isteyip istememe durumuna göre değişir.


5- Şikayetleri süreklilik arz etmeyen, arada bir olan hastalarda lazer tedavisi tercih edilir. Şikayetler başladığında erken dönemde yapılan lazer tedavilerinde sadece tek seans yeterli olur. Lazer tedavilerinde işlem, 15-20 dakika gibi oldukça kısa sürdüğü ve ağrısız bir işlem olduğundan oldukça konforludur. Kadınların daha çok çalışma hayatına katıldığı bu dönemde işlemin kısa sürmesi ve işlemden sonra da günlük hayata hiçbir sorun olmadan devam edebilmek çok önemli bir avantajdır. Lazerde amaç, kolajen dokuyu hedef alarak dokunun tekrar sıkılaşmasını sağlamaktır. Başarıda lazer cihazının önemi büyüktür. Tedavide sadece hedef dokuyu etkileyen, çevre dokuya zarar vermeyen bir cihaz tercih edilmesi komplikasyon riskini düşürür. Seans sayısı ve aralıkları hastanın durumuna göre değişir.


6- En çok sorulan sorulardan biri de "Daha sonra lazer tedavisine ihtiyaç olacak mı?" sorusudur. Vücudumuzda her bölgede olduğu gibi vajen de yaşlanıyor. Bu yaşlanma sürecini yavaşlatmak bizim elimizde. Lazer bakımının menopoz döneminde 6 ayda bir, menopoz dışında senede 1 yapılması tedavinin kalıcılığı açısından önemli.


7- Gelelim cerrahi tedaviye... Cerrahi tedavi vajende sarkma ve genişlemesi ileri derece olan hastalarda tercih edilir. Cerrahi tedavi, mutlaka hastanede ameliyathane şartlarında ve steril koşullarda yapılmalı. Cerrahi tedavide ön, arka, ve yan duvar onarımı birlikte yapılırsa sonuçlar yüz güldürücü olur. Vajen onarım ameliyatı sırasında aynı anda idrar kaçırma ameliyatları da yapılabilir. İdrar kaçırma ameliyatlarında ameliyat öncesi idrar kaçırmanın idrar torbası sarkmasına mı bağlı yoksa idrar torbasının sinir sisteminin iyi çalışmamasına mı bağlı olduğu mutlaka netliğe kavuşturulmalı. Çünkü tedavi yaklaşımları oldukça farklı.


4c9bb567b780487aac139358b4dff30d

7 Şubat 2020 Cuma

Kalp hastalığının en şiddetli belirtisi doğar doğmaz morarma

Pediyatrik Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nazan Özbarlas, kalp hastalığının çeşitli şekillerde görülebileceğine dikkat çekti. Özbarlas, "En şiddetli olanları yeni doğan döneminde tedavi gerektiren doğar doğmaz morarma ve bu morarmanın sürmesiyle kendisi gösteriyor" dedi.



Pediyatrik Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nazan Özbarlas, kalp hastalığının çeşitli şekillerde görülebileceğine dikkat çekti. Özbarlas, "En şiddetli olanları yeni doğan döneminde tedavi gerektiren doğar doğmaz morarma ve bu morarmanın sürmesiyle kendisi gösteriyor" dedi.
Pediyatrik Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Nazan Özbarlas, kalp hastalıkları ile ilgili açıklamalarda bulundu. Doğuştan kalp hastalıklarında en çok kalpte oluşan delikleri gördüklerini kaydeden Özbarlas, "Delikler, orta ya da geniş büyüklükte bir iki aylıkken, sağlıklı doğan bir bebek emerken çabuk yorulmaya, sık nefes alıp vermeye, emerken terlemeye başlıyor, sık sık akciğer enfeksiyonu geçiriyorsa bir grup hastalık böyle belirti veriyor." ifadesinde bulundu.
 
Kalp hastalıklarının bazı çeşitlerini ise kalpteki morarmayla görebildiklerini vurgulayan Özbarlas, kalphastalığının en şiddetlisini şu şekilde açıkladı: "En şiddetli olanları yeni doğan döneminde tedavi gerektiren doğar doğmaz morarma ve bu morarmanın sürmesiyle kendisi gösteriyor. Bir kısmı da 3-4 aylıkken hiçbir şikayeti olmadan daha sonra morarmayla gelebiliyor. En sık görülen, halk arasında mor hastalık diye bilinen hastalıkta 5 aylıkken morarmaya başlayıp, yürürken yorulduğunda çömelme ile kendini belli edebiliyor. Bazıları ise hiç tanı almadan erişkin döneme kadar teşhisleri gecikebiliyor."
 
Aileler, çocuklarında kalp yetmezliği olduğunu öğrenince duvara çarpmış gibi hissediyor
 
Özbarlas, ailelerin çocuklarında oluşan kalp yetmezliğine nasıl tepki verdiklerini de anlattı. Öncelikle ailelerin 'ben ne yaptım da böyle oldu' diye yakındıklarını vurgulayan Özbarlas, "Bir suçlu, bir hatalı aranıyor. Halbuki böyle bir şey yok. Bazıları için 'trafik kazası gibi bir durum' diyorum. Bundan korunabilmenin tek bir yolu yok. Ailelerde bir şok oluyor, duvara çarpmış gibi oluyorlar. Zaman içinde birçoğunun tedavi edilebilir, çaresi olan bir durum olduğunu aileye anlatmamız, bunu paylaşmamız sonucu bir süre sonra ortak ilerliyoruz, büyük bir sabırla." açıklamasında bulundu.
 
Kalp yetmezliği hastalığının toplumda bir özür gibi algılanmadığını belirten Özbarlas, çocukların büyük kısmının ağır hastalığı bile olsa tedavi olarak okullarına gidebildiğini, arkadaşlarıyla oyunlarını paylaşabildiklerini söyledi. Özbarlas, "Toplum içinde dışarıdan bakıldığında ameliyat olduğu bir kesiği görmezden gelirseniz, görmezseniz çocuğun kalp hastası olduğunu anlamayabilirsiniz. Toplum tarafından dışlanan, bir özür gibi algılanan bir durum değil. Azıcık kollanma var. Aileler bizim de tembihlerimiz sonucunda daha çok kolluyorlar." dedi.
 
Özbarlas, kalp yetmezliği olan çocukların daha çabuk olgunlaştığını ifade ederek, "Önce ne olduğunu anlamıyorlar. Ne geçirdiklerini hatırlamıyor bir kısmı, bebeklikte ameliyat olduysa göğüslerindeki ize bakıp 'bu neydi' diyebiliyorlar. Daha büyük yaşlarda birtakım ağrılı acılı girişimler gerekip uzun süre hastanede yatması gereken çocuklar çok çabuk olgunlaşıyorlar." ifadesini kullandı.
 
'Çocuklarda ani gelişen olayların hepsi kalp krizi değildir'
 
Kalp krizi ile ilgili açıklamalarda da bulunan Özbarlas, konuşmasını şu şekilde tamamladı: "Biz, çocuklarda doğuştan kalp krizine yol açacak nedenleri aşırı nadir, görüyoruz. Çocuklarda kalp krizi dediğimiz vakit bunun doğuştan hastalığa bağlı olma olasılığı çok zor. Doğuştan hastalıkları bir kenara bırakırsak ritmle ilgili, kendini hiç belli etmemiş problemler, ani bir bayılma ya da kriz gibi algılanacak kötü bir duruma neden olabilir. Bu kalp krizi zannedilebilir. Çocuklarda ani gelişen durumların hepsi kalp krizi değildir. Spor yapan, aktif sporcu olan gençlerin öncesinde çok iyi bir kardiyoloji kontrolünden geçmesi gerekir. Bazı hastalıklar hiçbir belirti vermeden sadece muayene ya da muayenenin sonucunda yaptığımız tetkiklerde anlaşılabilir."
 
 



d7be90eb28454ebe8f692226428979ff

Zayıflatan gözlük nedir?

Mucizevi gözlükler sayesinde yiyereek zayıf kalın!



Mucizevi gözlükler sayesinde yiyereek zayıf kalın!
Japon bilim adamları obeziteyle mücadele için yeni bir gözlük geliştirdi. Gözlük şu şekilde çalışıyor: Yemek yemeden önce gözlüğü takıyorsunuz. Gözlük, çataldaki lokmayı yüzde 50 oranında büyütüyor. Önce gözünüz doyduğu için midenizi doyurmak eskisinden daha kolay oluyor. Japon bilim adamları bu gözlük sayesinde insanların normalden yüzde 10 daha az yiyeceğini açıkladı.



3c07cbb32da14c46a144111f5e66934f

5 Şubat 2020 Çarşamba

İnsan neden uykuya ihtiyaç duyar?

Uykunun hayatımız içinde boşa geçen bir zaman dilimi olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz! Uzm. Dr. Figen Hanağası uykunun, hayatımız için neden bu kadar önemli olduğunu anlattı.



Uykunun hayatımız içinde boşa geçen bir zaman dilimi olduğunu düşünüyorsanız yanılıyorsunuz! Uzm. Dr. Figen Hanağası uykunun, hayatımız için neden bu kadar önemli olduğunu anlattı.
Yaşam için, sağlık için ve vücudumuz için uyku, mutlaka yaşaması gereken, metabolizmalarının ve beyin fonksiyonlarının düzenlenmesinde rol oynayan sağlık için vazgeçilmez bir dönemdir. Gayrettepe Florence Nightingale Hastanesi Uyku Laboratuvarı Bölümü'nden Uzm. Dr. Figen Hanağası uyku hakkında bilinmesi gerekenleri anlattı.
 
Bir insan tüm hayatının yaklaşık üçte birini uykuda geçirir
Yaşadığımız uyku süreci kendi içinde bölümlere ayrılır. Rüya dönemi ve rüya dışı dönemi olarak iki bölümde incelenebilir. Rüya dışı dönemler ise kendi içlerinde derin uyku ve yüzeysel uyku olarak ayrılırlar. Bu evreler gece boyunca belirli bir düzen ile tekrarlar. Vücut için gerekli olan bu dönemlerin kendine özgü görevleri vardır. Örnek vermek gerekirse derin uyku döneminde iştah ve metabolizmayı düzenleyen hormonlar salgılanırken rüya döneminde hafızamız düzenlenir ve psikolojik tazelenme yaşarız.
 
Kaliteli uyku = Kaliteli yaşam
Bu sürecin kaliteli, düzenli ve yeterli olması, günlük yaşamımızı en iyi şekilde geçirmemizi sağlar. Ruh ve vücut sağlığımızı korumada yardımcı olur. Bebekler için 16–18 saat uyku gerekliyken, yetişkinlerde genellikle 7–8 saat, yaşlılarda ise 6 saat yeterlidir. Ancak kişinin uyku ihtiyacı ve uykuya dalma zamanları bireysel olarak değişiklik gösterir. Bilmemiz gereken önemli bir bilgi uykumuzun doğuştan programlandığı ve isteğimize bağlı olarak bu sürelere çok fazla müdahale edemediğimizdir.
 
Toplam ihtiyacımız olan uyku süremizin doğuştan belirlendiğini biliyor musunuz?
Türk toplumu üzerinde yapılan çalışmalara göre toplumun büyük bir çoğunluğu günde 7-8 saat uyumaktadır. Çevrenize baktığınızda "Kendimi ne kadar zorlasam da gece yarısından önce uykum gelmiyor" ya da "Çocukluğumdan beri hep böyleyim. Gece uzun süre oturamayıp uyumaya gidiyorum" diye cümleleri duyarsınız. Erken uyuyup kısa uykucu olan bir kişi sabah erken kalkıp uykusunu almışsa ve gün içinde uykusu gelmiyorsa bu kişinin uyku yoksunluğundan bahsedilemez. Başka bir açıdan bakılınca uzun uykucu bir kişi günde 10 saat uyku ile kendisini iyi hissediyorsa 8 saat uyuduğunda uykusu yetersiz kalacaktır ve günü yorgun geçirecektir.
 

 
Gece geç yatan ve uzun uyku süresi olan kişiler yetersiz uyuduklarında iş hayatında, özellikle sabah saatlerinde oldukça zorlanırlar. Bu kişilerin iş performansları düşer, çay kahve içerek kendisini uyarmaya çalışır ancak öğlene doğru performansları artar. Buradan da anlaşılacağı gibi kişi vücudunu uykusuzluğa alıştıramaz, az uyuyarak kendimi alıştırdım dese de kendisini kandırmış olur ve kronik uyku yoksunluğuna mahkum olur. Vücudumuzun ihtiyacı ne kadar ise o kadar uyumak gerekir. Uyku saatlerimizin düzenli olması ve uyku hijyenimize özen göstermemiz şarttır. İş hayatı nedeniyle ihtiyacımız olan uyku saatini kısıtlamak durumunda kalırsak bunu telafi etmek için öğleden sonra kısa süreli şekerleme yaparak bu açığı kapatmamız gerekir.
 
Şekerlemenin kaliteli yaşamdaki yeri nedir?
Erişkin dönemde uykumuz uzun bir gece uykusu ve kısa bir öğleden sonra uykusu olarak iki bölümden oluşur. Ancak yaşam ve iş koşulları nedeniyle aslında fizyolojik olarak da vücudumuzun istediği öğleden sonraki uyku periyodumuzu yapamayıp sadece gece uykusu ile günümüze devam ederiz. Yapılan çalışmalarda gösterilen 10-20 dakikalık şekerlemenin niye faydalı olduğunu bu şekilde anlayabiliriz. Bahsedilen şekerleme öğleden sonra saat 15.00'ten önce (gece uykusunu bozmaması için) 10-20 dk ile sınırlı olması şeklindedir. Bu sayede aslında fizyolojik olarak ihtiyacımız olan öğleden sonraki kısa uyku periyodu ile bedenimizin kendisini tazelemesine fırsat yaratmış oluruz. Bu şekilde uyuyan kişilerde yapılan çalışmalarda konsantrasyonlarında ve iş performanslarında artış saptanmıştır.
 
Bilinenin aksine kısa süreli ve saat 15.00'ten önce yapılan bu şekerleme gece uykumuzu bozmaz. Ancak ileri saatlere kaydırırsak ve şekerleme süresini uzatırsak, uyandığımızda hem sersem olup işimize adapte olamayız hem de gece uykumuz gelmediği için geç yatarız. Sabah da erken kalkmamız gerektiği için ertesi gün yine uyku yoksunluğu çekeriz. Bu nedenle eğer iyi bir uyku ortamımız varsa, 10-20 dakikalık şekerleme vücudumuzu ruhumuzu tazeler, dikkatimizi performansımızı artırır. Ancak evinden farklı ortamda uyuyamayanlara, şekerleme sonrasında uyanıklığa geçemeyip sersemliği artan kişilere bu uykuyu tavsiye etmeyiz. Biz şekerlemeyi ancak uygun ortamda, kısa süreli uyuyan ve uyandığında kendisini iyi hisseden bireylere tavsiye ediyoruz.
 
Yukarıdaki şartlar dışında da gün içinde çok uykumuz gelirse, kısa kestirmeler dikkatimizi artırarak istenmeyen durumları önleyebilir. Örnek vermek gerekirse, araba kullanırken kişinin uykusu geldiğinde aracı park edip kısa süreli uyumasının trafik kazalarında azalmaya yol açtığı bilinmektedir. Aynı durum tehlikeli iş makinelerini kullanan kişiler için de geçerlidir
 

 
Kalitesiz ve yetersiz uyku nedeniyle vücudumuzda neler yaşanır?
Bağışıklık sistemi bozulur,
Hastalıklara karşı direnç düşer,
Baş ağrısı, sersemlik hissi, iştah artışı olur,
Konsantrasyon azalır,
Olaylara karşı tolerans azalması ya da umursamazlık, durgunluk başlar.
Uykusuzluk sonucu dikkat azaldığı için iş ve trafik kazalarına neden olarak çevreye de dolaylı olarak zarar verilir.
Gecenin ilk yarısındaki daha fazla olan derin uyku sırasında büyüme hormonu ve iştahı baskılayan hormonlar salgılanır. Bu nedenle uyku kalitesi çeşitli sebeplerden dolayı bozulmuş ve derin uyku evresine girmeyen kişiler iştahını baskılayamaz ve kilo almaya başlarlar. Özetle uykusuzluk birçok hastalığın oluşmasında önemli rol oynar.

 
Çocuklarda düzenli uykuya dikkat!
Günümüzde okul çağı çocuklarında uyku düzeni bozukluğuna sıklıkla rastlamaktayız. Bunlara neden olan en önemli etkenler arasında düzensiz uyku saatleri gelmektedir. Yaz tatili süresince ya da hafta sonu tatillerinde düzenli uyumayan, gece geç yatıp sabah geç kalmaya alışan çocuklar okul zamanı başladığında uyku düzenini okul saatlerine göre ayarlamada ve sabah erken uyanmada zorluk yaşar. Ya da internet ve bilgisayar oyunları nedeniyle birçok genç ihtiyacı olan uyku süresinden çalıp gece geç yatmaya başlar ve sabah uykusunu almamış olarak uyanır. Yeterli uyku uyumadıkları için uyku yoksunluğu çeken okul çağındaki çocuklarda ders başarısında düşme, problem çözme becerisinde azalma, derslere olan ilgide azalma, dikkat ve konsantrasyon eksikliği gibi birçok sorunlar başlar. Uyku yoksunluğunun ve eksikliğinin tedavisinde dikkat edilmesi gereken durumlar arasında çalışma süresinin azaltılması, dinlenme periyodları, kısa süreli şekerleme yapmak sayılsa da kaliteli ve sağlıklı bir yaşam için en etkili tedavi ihtiyacımız olan eksik uyku süremizi tamamlamaktır. Hafta içi mümkün değilse hafta sonu mutlaka uyku açığımızı kapatmamız gerekir. Unutmamalıyız ki uyumak vücudumuzun dinlenmesi ve ruhumuzun tazelenmesi için gereklidir. Onu uykusuz bırakmayın.
 




008704a7f7b0459689eaaaf178f68387

Neden doğuma hazırlık eğitimi?

Doğuma Hazırlık Eğitmeni Pınar Mallı, doğumu ve doğuma hazırlık sürecini anlatıyor...



Doğuma Hazırlık Eğitmeni Pınar Mallı, doğumu ve doğuma hazırlık sürecini anlatıyor...
Eskiden çok eskiden, pireler berber develer tellal iken, doğumlar havada karada yapılırken, bebekleri leylekler getirir, anneler sadece kucaklarını açar, babalar da bir ileri iki geri kapının önünde volta atıp beklermiş, doğumlar çok kolay olurmuş. Doğumlar ameliyathanelere taşınıp, teknoloji ve ilaçlarla beraber korkular devreye girince bu masal da burada bitmiş!
 
Doğru bilginin hissettirdiği güven ve hayatı kolaylaştırıcı etkisi, bebek sahibi olmaya duyulan heyecan ve nasıl doğurabileceğine ilişkin merak, kaygıların uçsuz bir çöl ve desteğin de çölde vaha bulmuş kadar önemli olması Doğuma Hazırlık Eğitimini gerekli kılan şeyler.
 
Çiftler, illaki doğal-normal doğum konusunda değil, bebeklerine kavuşma sürecinde yaşanılabilecek her şeyi öğrenmek, tercih edebileceklerini değerlendirmek, okumak, izlemek, eşleri ile olmak, güvenmek, birey olarak değer görüp anne-babalığa bebekleri daha anne karnındayken hazırlanmak istiyorlar. Doğumu birlikte yaşamak istiyorlar. Bir devri değiştirip yeni masallar yazmak istiyorlar.
 
Çiftlerin bu bakış açıları önemsenerek hazırlanan doğuma hazırlık eğitimleri ile şunlar hedefleniyor:
Doğumun ne olup ne olmadığı konusunda bilgilendirme ve bu süreçte ebeveynin neyi neden istediğini bilerek, kendi hür iradesi doğrultusunda, baskı altında kalmadan tercih etmesine rehber olmak.

Doğumunu her hali ile kabullenmesine destek olmak.

Korkunun giderilmesi, doğum sürecinin üzerinden kolaylıkla gelebilmeyi sağlayan teknikler (nefes-gevşeme- masaj-özel pozisyonlar) doğumu hakkında sorumluluk alma bilincine yönelik bilgiler vermek.

Babanın doğum süresince desteğinin sağlanması, varlığının doğum eylemi için bebekleri için ne kadar önemli olduğunu göstermek ve eşine nasıl yardımcı olabileceğini öğretmek.

Doğum ekibin kurulmasında iş birliğinin sağlanması, annenin rahat-keyifli-korkudan ve ağrıdan arınmış bir doğum ile bebeğine kavuşması için ortam hazırlamak.

Tabi bir çiftin doğuma hazırlık kursundan ne kadar fayda sağlayacağı, bu kursa göstermiş oldukları özen, öğretmenleri ve kullanılan tekniklerle de yakından alakalı. Etrafta bu kadar çok seçenek varken bu kursun seçimi de ayrı bir özen gerektiriyor.
 
Uygun bir doğuma hazırlık eğitimi ile;
Hamilelikte beslenme, hareket farkındalığı sağlanır. Gebelerde hem fizyolojik hem ruhsal sağlık bilinci artar.

Anne-bebek bağlanmasının temelleri doğru atılır.

Çiftlere ve doğuma-hamileliğe özel ihtiyaçlarına yönelik planlanmış eğitimlerde herhangi bir çekinme hissetmeden sorularını rahatça sorabilir, uygulamalı eğitimlere çok daha rahat katılabilirler. Grup eğitimlerinde ise hamile arkadaşlar edinip, eş de kendi baba çevresini oluşturabilir. Doğum sonrasında da bir araya gelerek ebeveynlik tecrübelerini paylaşabilirler.

Bilgi edinmeden vermiş olduğu güvenle, doğumun ne olup ne olmadığı konusunda fikir sahibi olarak, doğumuna güvenmiş ve korkularının üstesinden gelmiş olurlar.

Babaların eğitimlere katılması, karı-koca ilişkilerinin yıpranmamasına ( eğitim eşlerin bir birini anlamasını kolaylaştırır), konuşulamayanların konuşulmasına sorun olmaktan çıkmasına, babalık rolüne çok daha kolay geçebilmesini sağlar.

Doğum sürecini kolaylaştıran nefes-gevşeme-hareket-masaj-aromaterapi-birebir destek gibi ilaç dışı uygulamaları öğrenir ve kendi bedenini- iç dünyasını keşfetme şansı kazanır.

Doğumdan beklentileri doğrultusunda kurabilecekleri doğum ekibi ile temeli güvene dayalı, aynı dili konuşabildikleri, doğum ortamın şartlara göre düzenlenmesi ile daha tatminkar bir doğum düzenlenmesi sağlanır.

Neler yaşanılabileceği konusunda fikir sahibi olunduğu için doğum sürecini panikten uzak- soğukkanlılıkla yönetmeyi sağlar. Baba eğer doğumda olacak ise nerede duracağı nasıl yardımcı olacağı konusunda bilgi sahibi olur.

Doğum süreci kısalır, doğum kolaylaşır, doğuma bağlı gelişebilecek travmalar yaşanmaz

Ailenin, doğum bilincinin artması sayesinde doğum ekibi ile daha sağlıklı iletişim kurulabilir.

 
Doğuma hazırlık eğitimi ile ebeveynler için hamilelik sürecinin keyifli-bilgili geçmesinin önü açılır, doğumun bir çıkmaz gibi görülmesinden çok bir kavuşma anı olarak algılanmasının yanı sıra karı-kocalıktan anne-babalığa yumuşak bir geçiş sağlanır.
 
Hazırlayan: Pınar Mallı
* Geb-be Hamile Danışmanlık Hizmetleri Kurucusu, Ebe, HypnoBirthing® ve Aktif Doğum Doğuma Hazırlık Eğitmeni



e495ba6cd4b34a87928f08b939318921

3 Şubat 2020 Pazartesi

Kırmızı pirinç mutfağa girmeli

Kırmızı pirinç nedir? Faydalı mıdır? Diyetisyen Güneş Aksüs yazdı.



Kırmızı pirinç nedir? Faydalı mıdır? Diyetisyen Güneş Aksüs yazdı.
Geçen hafta içinde bir etkinliğe katıldım. Etkinlik İpsala'da bir pirinç hasadındaki bir davetti. Pirinç deyince benim aklıma iki şey gelir: Mis gibi kokan çok sevdiğim nohutlu pilav ve bir diyetisyen olarak 'Pirinç mi aman dikkatli yiyin' diye anlattığım anlar. Evet ben yasaklar koyan bir diyetisyen olmadığım gibi, o yasak bu yasak diyenlere de karşıyım. "Hayatımızda her şey olmalı, sen hareket ettiğin sürece sorun yok" derim. Ne kadar yiyeceğini, nasıl pişireceğini öğrenmen gerekiyor. Bildiğin ve porsiyonu abartmadığın zaman özgürlük başlıyor.
 
Gezi sırasında tanıştığım Sezon Pirinç Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Erdoğan ile sohbet ettik. Aklımdaki birkaç soruyu sormadan önce ülkedeki durumu sordum. "Bizde pilav çok yeniyor mu, pirinç satışı yüksek mi" dedim. Mehmet Bey, "Bizim için pirinç değerli ama tüketimi çok değil" dedi. Bulgur pilavı ve buğday daha çok tüketiliyor özellikle Doğu ve Güneydoğu tarafında ama pirinç akşama misafir gelecekse o zaman dikkatlice tereyağı ile hazırlanıyor ve hatta pilavı güzel yapanlar bununla gurur duyuyor. Batı'da pirinç tüketimi Doğu'ya göre yüksek.


Tüketim rakamları nasıl?
Türkiye'de yılda 20 milyon ton buğday tüketiyoruz. Kişi başına 280 kilo buğday tüketiliyor. Kişi başına 8 kilo pirinç tüketimi var. Tarladan toplanan pirinç taneleri hasat yerine getiriliyor. Orada kurutma işlemi yapılıyor. Kurutulmuş taneler, yani çeltik, kamyonlara yükleniyor ve fabrikaya getiriliyor. Fabrikada sırası ile kabukları soyuluyor, temizleniyor, eleme işlemi ile taşlar ve zayıf olanlar ayrıştırılıyor, parlatma ve paketleme işlemleri yapılıyor. Bu gezi sırasında sosyal medyadan gelen 'Beyazlatma yapılıyor mu?' sorusunun cevabını hemen yazayım. Her markada uygulama aynı mıdır bilmiyorum ama benim bu aşamalarda gördüğüm böyle bir işlem yok. Pirinçler temizlenip taşlarından ayıklanıp, çeşidine göre ayrılıyor. Kırıklar, iri taneler hepsi farklı paketleniyor. Taşlar ayıklandığı için evde pirinç ayıklamaya gerek kalmıyor. Sanırım artık 'Ayıkla pirincin taşını' deyince çocuklarımız bunu anlamayacaklar. Çünkü pirinçler pişirmeye hazır halde geliyor mutfağa.
 
Pirinç zararlı mı?
Tabii ben orada da dile getirdim. Pirinç bizim için hassas konu. Tadı ve lezzeti tartışılmaz. Çocuk olan evde pirinç pişer. Biz beslenme uzmanları daha çok bulgur yedirmeye çalışırız. İçindeki nişasta değeri ve son yıllarda diyabetin, ensülin direncinin artıyor olması, bulguru tercih etmemize sebep oluyor. Pirinci de hayatımızdan çıkarmıyoruz. Doğanın bize sunduğu bu besinin kötü olduğunu söyleyemeyiz. Bizim hoşlanmadığımız porsiyon ve beslenme alışkanlıkları. Sağlıklı ve dengeli bir beslenme programı yoksa zaten sorun çıkıyor. Sağlıklı programın içinde ise her besine yer verilebiliyor.
 
Siyah pirinç ve kırmızı pirinç gibi ürünleri çok fazla bilen yok. Halbuki sağlıklı ve lezzetli seçenekler. Bunlara ilgi var mı?
Gençler geleneksel tarımı çok önemsemiyor. Onların dikkatini çekmek için bu ürünleri 7-8 yıl önce getirmeye başladık. Gençlerin ilgisini çekecek tarım ürünlerinin de olduğunu göstermek için bu ürünleri bulunduruyoruz. Siyah pirinçin orijini Çin ama Çin'de satışı yasak. Uzun çalışmalar sonucu İtalya'da üretilmiş ve sadece oradan satın alınabiliyor. Biz de oradan getiriyoruz. Kırmızı pirincin de orijini Himalayalar. Güney Fransa'da üretildi, oradan getiriyoruz ve sadece biz satıyoruz.
 
Tarım ne durumda? İyiye mi gidiyor? Kötü durumda mıyız?
Tarım ve gıda azalıyor, yeterince destek görmüyor. Bu destek bugün yarını düşünerek değil, 20-30 yıl sonrasını düşünerek yapılmalı. Buna gore planlar hazırlanmalı.
 
Pilav yemek istiyorsanız
 
Danışanlarım benim tarlaya gittiğimi görünce,"Yani pirinç yiyebilecek miyiz?' diye sormaya başladılar. Pirinci glisemik endeski yüksek olduğu için istediğiniz kadar yiyin diyemem ama şunu söyleyebilirim: Çocuk beslenmesinde, sporcularda pirinç sıklıkla tüketilir. Sadece zayıflama diyeti yapanlar, diyabeti, ensülin direnci ve hipoglisemisi olanlar için uyarım: Haftada bir gün olabilir, pilavın yanında mutlaka şekerinizi dengeleyecek ilaveler yapmalısınız.
 
Kırmızı ve siyah pirinç tüketin
Bununla beraber iki güzel haberim daha var. Biri siyah pirinç, biri de kırmızı pirinç. Bu iki pirincin tadı farklı ama çok iyi alternatifler. Glisemik endeksi düşük ve tok tutma özelliği yüksek. Pilav mı istediniz, kırmızı veya siyah pirinci tercih edin. Ya da dolmalarınızı bunlarla deneyin ve bol yeşillikle salatasını yapın. Özellikle diyet yapanlar, sağlıklı beslenmeye önem verenler için bu iki seçenek mutfağınıza girmeli.
 
Yazı: Güneş Aksüs



5f91cd58ae2c494897e890f8ae57dbae

Çorba içmenin faydaları nelerdir?

Mutfağımızın vazgeçilmezi çorbalar, havaların soğumasıyla birlikte önem kazanıyor. Peki çorba içmenin faydaları nelerdir? İşte konunun uzmanlarından çorba içmenin faydaları ve gripten koruyan çorba tarifleri...



Mutfağımızın vazgeçilmezi çorbalar, havaların soğumasıyla birlikte önem kazanıyor. Peki çorba içmenin faydaları nelerdir? İşte konunun uzmanlarından çorba içmenin faydaları ve gripten koruyan çorba tarifleri...
Et, sebze ve baklagillerle hazırlanabildiği için her damak tadına hitap eden çorbalar, sofradan daha mutlu kalkmamızı sağlamanın yanında, kışın azalmaya başlayan sıvı alımımızı da artırıyor. Öğünlerde mutlaka çorbaya yer verilmesi gerektiğini söyleyen Diyetisyen Canan Aksoy, çorbayla kontrolünün de daha rahat sağlanabileceğini söylüyor.
  
Diyetisyen Aksoy, özellikle kış aylarında çorbayı sofralarımızdan eksik etmememiz gerektiğini söylerken, çorba içmek için yedi neden sıraladı:
 
 
Düşük kalorili ve yağ yakıcı çorba tarifleri
 
Sebzeli tavuk çorbası
200 gr tavuk göğüs
1 kahve fincanı kadar kırmızı veya sarı mercimek (60 gram)
1 orta boy soğan (120 gram)
1 adet pırasa (130 gram)
1 küçük boy kereviz (250 gram)
2 adet kırmızıbiber (30 gram)
1 bağ ıspanak (200 gram)
1 tatlı kaşığı tuz, zerdeçal, karabiber, kırmızıbiber

 
Tavuk göğüs etini kuşbaşı doğrayıp tencerede hafifçe çevirin. Üzerine yemeklik doğradığınız soğanı koyup çok hafif kavurun. Bütün sebzeleri temizleyip yıkayın. Ispanak haricindeki sebzeleri küçük küpler halinde doğrayın ve mercimekle beraber tencereye atın. Üzerine 5 - 6 bardak su ilave edin. Kaynamaya başlar başlamaz ince kıyım doğradığınız ıspanakları ilave edin. Tuz ve diğer baharatları da ekleyerek 6 - 7 dakika daha pişirin. Bu çorbayı diyetinizi kaçırdığınız veya yılbaşı gecesi gibi yoğun kalori aldığınız günlerden sonra bir gün boyunca sınırsız süreyle içebilirsiniz.
 
Brokoli çorbası
2 avuç dolusu brokoli
1 orta boy pırasa
1orta boy patates
2 çorba kaşığı sıvı yağ
1 su bardağı süt
Tuz, karabiber

 
Sıvı yağın içine doğradığınız brokoli, pırasa ve havuçları 2 - 3 dakika kavurun. Dört bardak su ve bir su bardağı yağsız sütü ilave edip kaynatın, ardından blenderdan geçirin. Tuz ilavesini kaynadıktan sonra yaparsanız sütün kesilmesini engellemiş olursunuz. Karabiber eşliğinde servis yapılabilir.
 
 
 
Bu çorbalarla gripten korunmak mümkün!
 
Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Kahraman, sağlık deposu 5 kış çorbası tarifi verdi, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
 
Havaların buz kestiği bugünlerde üzerinde tüten dumanıyla içimizi ısıtan çorbalar, sağlık açısından faydaları ile de sofralarımızın baş tacı. Beslenme ve Diyet Uzmanı Fatma Kahraman "Kültürümüzde çorba o kadar yaygın ki kahvaltı da dahil gün içinde her öğünde tüketilebiliyor. Kış aylarında sıcaklığıyla içimizi ısıtan çorbaların diğer faydaları ise içine eklenen besinlere göre değişiklik gösterebiliyor. Kış çorbaları ile bağışıklığınızı destekleyebilir, hastalıklara karşı güçlü korunma sağlayabilirsiniz" diyor.
 
Antioksidan çorba
Pancar, yüksek antioksidan içeriği ile dikkat çeken kış sebzelerinden biri. Antioksidan ve C vitamini deposu olmasının yanı sıra zengin vitamin ve mineral içeriğiyle de hastalıklara karşı tam bir kalkan görevi görüyor. İltihaplanma karşıtı etkisi olan pancar, hastalık sürecinde ise hızla iyileşmeye fayda sağlıyor. Buna karşın böbrek ya da safra taşı durumunda doktor tavsiyesi eğer oksalat içeren yiyeceklerden kaçınmak yönünde olursa, pancar da yüksek oksalat içerdiğinden kesinlikle tüketilmemeli.
 
Tarifi: 1 büyük pancarı yıkayıp ince ince doğrayın. ¼ adet kereviz, 1 orta boy patates, 2 orta boy havuç ve 3 diş sarımsağın kabuklarını soyun ve küçük küçük doğradıktan sonra tüm malzemeleri tencereye koyun. Sebzelerin üzerine dört parmak geçecek kadar su ekleyin ve orta ateşte sebzeler yumuşayana kadar pişirin. Pişen sebzeleri blenderdan geçirdikten sonra üzerine daha önceden haşlanmış 1 su bardağı et suyu ekleyin. İstenen kıvam yakalanana kadar üzerine sıcak su ilave edin. Tuz ve karabiber ekleyerek servis edin.
 
Mikropsavar çorba
Balkabağı; yüksek alfa ve beta karoten içeriği ile bağışıklık sisteminin en etkin savaşçılarından biri. Yüksek lif içeriği sayesinde bağırsak sağlığını desteklerken, tokluğu da sağlıyor. 100 gramı, yetişkin bir kişinin günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 35'ini tek başına karşılıyor. Balkabağı yüksek A vitamini içeriyor. A vitamininin gereğinden çok fazla alınması ise özellikle çocuklarda bazı sağlık sorunlarına yol açabildiğinden aşırı tüketiminden kaçınılmalı.
 
Tarifi: 3 dilim bal kabağını soyup küp küp dilimleyin ve derin bir tencereye koyun. Az su ile iyice pişirdikten sonra ezerek blenderla püre haline getirin. Üzerine 1 su bardağı süt ilave ettikten sonra 5 bardak su ekleyin. İçine 2 kaşık un ile karıştırılmış 1 yumurta sarısını yavaş yavaş ilave edin ve bir taşım kaynatın. Eğer gerekli görürseniz sıcak su ile kıvamını istediğiniz düzeye getirdikten sonra ocaktan indirmeden 2 yemek kaşığı zeytinyağı, tuz ve karabiber ilave edin. İsteğe göre tarçın da ekleyebilirsiniz.
 
Öksürük düşmanı çorba
Zencefil; özellikle Asya'da binlerce yıldır grip ve soğuk algınlığı için kullanılan, bağışıklığı güçlendirmesinin yanı sıra öksürüğe de iyi gelen bir besin. Daha rahat nefes almaya ve balgam atmaya yardımcı olan zencefil, mide bulantısına da faydalı. Ancak her yararlı besinde olduğu gibi zencefilin de aşırı tüketimi fayda yerine zarar veriyor ve gaz, mide yanması gibi sorunlara neden olabiliyor.
 
Tarifi: 1 su bardağı kırmızı mercimeği ayıklayın ve yıkayın. 1 orta boy patates, 1 adet havuç ve 1 adet soğanı küp küp doğrayın. Bir tencerede 2 litre su ilave ederek bütün malzemeleri iyice yumuşayana kadar pişirin. Pişen karışımı blenderdan geçirin, gerekirse sıcak su ile kıvamı açın. 1 başparmak boğumu büyüklüğünde taze zencefili soyup rendeledikten sonra, 2 yemek kaşığı zeytinyağı ile ilave edin ve bir taşım kaynatın. En son tuz ve karabiber ekleyerek servis yapın.
 
Antibiyotik çorba
Sarımsak ve soğan içeriğinde barındırdıkları solfosid ve allicin sayesinde doğal antibiyotik görevi görüyor. Nezle ve soğuk algınlığı ile boğaz iltihabının önlenmesinin yanı sıra, vücuttaki enfeksiyon ve mikroba karşı birer savaşçı edasıyla savaşıyor. Nohut ve ıspanak karışımıyla hem lezzetli hem de faydalı bir kış çorbası hazırlayabilirsiniz.
 
Tarifi: 1 su bardağı haşlanmış nohut ve 1 su bardağı haşlanmış buğdayı tencereye koyun ve 1,5 litre su ilave edin, kaynamaya bırakın. Bir kasede 1 adet yumurta sarısı, 5 yemek kaşığı yoğurt ve 2 yemek kaşığı tam buğday ununu karıştırarak pürüzsüz bir karışım elde edin. Kaynayan sudan ilave ederek ılıştırın ve yavaş yavaş çorbaya ilave ederken bir yandan çorbayı karıştırın. Bu şekilde yoğurdun kesilmesi önleniyor. Bir tavada piyazlık doğranmış soğanları hafifçe pembeleştikten sonra, yıkayıp doğradığınız 1 bağ ıspanağı ekleyin. Ispanaklar dişe dokunur ama pişmiş kıvama gelince rendelediğiniz 5 diş sarımsağı ilave edin ve karışımı ocaktan alın. Servis ederken çorbanın üzerine kaşıkla ıspanak karışımını ilave edin.
 
Grip kovan çorba
Zerdeçal, içeriğindeki kurkumin maddesi sayesinde obeziteden kansere birçok hastalığa karşı fayda sağlarken, aynı zamanda iltihaplanma giderici ve önleyici etkisi de bulunuyor. Demir, magnezyum ve sağlıklı yağ asitleri açısından zengin olan zerdeçal, gribe karşı da önemli bir kalkan görevi görüyor. Besin olarak zerdeçalın özellikle miktar kontrolü yapılarak baharat amacıyla tüketiminin herhangi bir sakıncası olmasa da zerdeçal ya da kurkumin takviyesi kullanmadan önce mutlaka doktorunuza danışın.
 
Tarifi:1 adet tavukgöğsünü ortalama 1,5 litre su ile haşlayın. Haşladıktan sonra didikleyin. 2 yemek kaşığı un ve 4 yemek kaşığı zeytinyağını kavurun, kavurduktan sonra yavaş yavaş tavuk suyu ilave edin. İçine 2 yemek kaşığı tel şehriyeyi de ilave ederek pişirin. Dilediğiniz miktarda limon suyunu ve 1 yumurtanın sarısını karıştırın, kaynayan tavuk suyundan bir kepçe alarak ılıştırın ve yavaş yavaş çorbaya ilave edin. Didiklenmiş tavukları, 2 tatlı kaşığı püre haline getirilmiş taze zerdeçalı ya da 1 tatlı kaşığı toz zerdeçalı ekleyin. Tuz ve karabiber ekleyerek servis edin.
 



718293b9cab44bfe8e670cfdef4a9ab4