7 Kasım 2020 Cumartesi

Yeniden açılan kreşlerde dikkat edilmesi gerekenler

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mine Başıbüyük, koronavirüs salgını döneminde kapatılan ve 15 Haziran'da tekrar açılan kreşlerde dikkat edilmesi gereken konulara ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.

Koronavirüs salgını süresince kapatılan kreşler 15 Haziran itibariyle yeniden açıldı.Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Mine Başıbüyük,bu süreçte hem ailelere hem de kreş yönetimlerine büyük iş düştüğünü belirterek "Öncelikle çocuklarımıza evde kişisel bakım, el yıkama ve mikropların bulaşma yolları ile ilgili eğitmemiz gerekli ancak sonuçta onlar çocuk bunu asla unutmamalıyız. Kreşlerde sınıf mevcutları mümkün olan en az sayı ile sınırlandırılmalı çocukların otuma düzenlerinde mutlaka aralarında yeterli mesafe oluşturulmalı" dedi.

"Organik temizleyiciler yeterli değil"

Sınıfların günlük dezenfekte edilmesi gerektiğine de değinen Dr. Başıbüyük, sözlerine şöyle devam etti: "Çocukların el ile temasının sık olduğu masa kapı kolları gün içinde uygun dezenfektan ile dezenfekte edilmeli. Bu kapsamda kreşlerde UVC etkili hava sterilizasyon cihazı ile öğrencilerin kullandığı sınıflar, yemekhane ve oyun alanları sık sık temizlenebilir. Eller sık sık, 20 saniye yıkanmalı ve ardından tek kullanımlık kağıt havlu ile kurutulmalı. Dezenfeksiyon amacıyla banyo, tuvalet ve mutfak tezgahlarında yine çamaşır suyu uygun oranda sulandırılarak kullanılabilir. Organik temizleyiciler maalesef bu tip salgın durumlarında yeterli dezenfeksiyonu sağlayamıyor. Çamaşır suyu kullanılarak yapılan temizlik sonrası ortamın iyice havalandırılmasını da sağlamak gereklidir. Çocuklar kreşe girerken ateş ölçümü yapılabilir. Dışarıda giyilen ayakkabılar mutlaka değiştirilmeli. Uyku alanları varsa yataklar arası mesafeye dikkat edilmeli. Eğer hasta çocuk varsa kreşe kabul edilmemeli. Bu konuda ailelere sorumluluk düşüyor. Özellikle çalışan anne babalar için büyük sorun bu durum ama toplum sağlığı açısından dikkat edilmesi gerekiyor."

"Her gün ateşini kontrol edin"

Dr. Başıbüyük, oyun alanlarında ise büyük oyuncakların 1,5 metre mesafeye dikkat ederek yerleştirilmesinin daha uygun olduğuna işaret ederek, şu değerlendirmede bulundu: "Oyuncak sayısı azaltılarak temas riski azaltılabilir. Çocukların oyun oynayacakları alanlar ve kullanılan oyuncaklar her etkinlik sonrasında dezenfekte edilmeli. Etkinlik ve oyun alanları mümkünse açık alanlarda planlanmalı mümkün değilse mutlaka sık sık temiz hava ile havalandırılmalı. Oynadıkları oyunların birbirlerine temas etmeyecekleri, gerekli fiziki mesafeyi göz önüne alarak planlanması daha uygun olur. Çocuklar kreşten geldikten sonra kıyafetlerin tümü mutlaka değiştirilmeli ve dışarıda giydiğimiz kıyafetler 60 derecede ayrı olarak yıkanmalı. Çocuk eve geldikten duş aldırılabilir. Ateş ölçümü tecrübeli isek elimizle, değilsek ateş ölçer ile günlük kontrol edilebilir. Hastalık bulguları olan çocukların sağlık kontrolünden geçirilmesi sağlanmalıdır."

708946499cc7416f9f066b352e791a35

Aldatıldığınızı anlamanın 7 yolu

İlişkinizde içinize kurt düşüyorsa, aslında bu hisse kulak vermeniz gerekebilir... İşte aldatıldığınızı işaret eden 7 sinyal

ABONE OL


Seks hayatınız durgunlaştıysa

Erkekler seks yapmadan yaşayamaz. Bu yüzden eğer sizinle daha az yakınlaşıyorsa, aldattığının sinyali olabilir. Tabii ki bunun başka sebepleri de olabilir ama mutlaka "bir sebebi" vardır.

Spesifik bir insan hakkında fazla yorumda bulunuyorsa

Eğer biri sizi heyecanlandırıyorsa, ister istemez daha farklı davranırsınız ve bunu gizlemek gerçekten çok zordur. Bu yüzden eğer yeni tanıştığı güzel bir kız hakkında abartılacak kadar çok yorumda bulunuyorsa ve bir şekilde bu kızla hep denk geliyorsanız sevgilinizle farklı dünyanın insanları olabilirsiniz…

Aranızdaki duygusal bağ zayıfladıysa

Bazen ilişkide bir şeyler ter gidebilir, zaman zaman aranız bozulabilir fakat bazen bu durum göründüğü kadar masum olmayabilir. Dolayısıyla eğer sizden uzaklaştığını düşünüyorsanız, hareketlerine biraz daha yakından bakmakta fayda var. Size vermediği özeni, başkasına veriyor olabilir.

Uzun süre haber alamıyorsanız

Eğer uzun süre ondan haber alamamaya başladıysanız, başka biriyle birlikte olduğu anlamına gelebilir.  Erkek arakdaşınız ne olursa olsun size vakit ayırmalı. Eğer ayırmıyorsa başka bir sebebi mutlaka vardır...

Arkadaşları sizin yanınızda garip davranıyorsa

En önemli sinyalleri arkadaşlarından alabilirsiniz. Çünkü böyle bir durumda  ona sadık kalmak zorunda kaldıkları için kendilerini suçlu hissedeceklerdir. Bu yüzden sizinle birlikte olmak onlar için zor bir durum haline gelir. Eğer aldatıldığınızı düşünüyorsanız, arkadaşlarının size olan tutumunu da incelemelisiniz.

Eğer aldattığını hissediyorsanız

Eğer içinizden bir ses aldattığını söylüyorsa, kulak verseniz iyi edersiniz. Bu yüzden  böyle bir durumda kötü düşünceleri aklınızın gerisine itmektense, neden böyle hissettiğinize odaklanmalısınız. İçgüdülerinize güvenin.

574f42a87111496e931d017869589f1f

Ev yapımı bulyon

İpek Bozkurt'tan ev yapımı bulyon tarifi...



İpek Bozkurt'tan ev yapımı bulyon tarifi...
Malzemeler
1 havuç
1 kabak
2 sap kereviz
5-6 adet kiraz domates
1 soğan
1 diş sarımsak
1 küçük zencefil koku
1 tavuk butu
1 çay kaşığı kurkuma
Tuz

  
Yapılışı
Tavuk butu sirkeli su içinde haşlanır. Didiklenir. Bütün sebzeler yıkanır, kurulanır ve çok ince bir şekilde doğranır. Zencefil kabuğu soyulduktan sonra sebzelere karıştırılır. Üzerinde yağlı kağıt bulunan tepsiye doğranmış sebzeler, tavuk parçaları mümkün olduğunca üst üste gelmeyecek şekilde yayılır. Sebze tepsisi 70-80ºC fırında kapağını hafif açık bırakarak en az 4 saat kurutulurlar.
 
Bu aşamada fırın söndürülür, kapağı kapatılır ve bütün bir gece boyunca o şekilde içinde bırakılır. Ertesi gün kurutulmuş sebzeler tartılır, ağırlıkları kadar üzerlerine tuz eklenir, kurkuma da katıldıktan sonra, blendırda un ufak olacak şekilde çekilir. Bir kavanoz içinde buzdolabında saklanır.
 




3f57ab3f7ae7454ba0352f77dd8f795c

Hamilelikte yorgunlukla başa çıkmanın 6 yolu

Hamilelikte yorgunlukla nasıl başa çıkılır?



Hamilelikte yorgunlukla nasıl başa çıkılır?
Yorgunluk hissi özellikle gebeliğin başlangıcında yaygındır ve gebeliğin son aylarında da geri döner. Bazı kadınlar tüm gebelik boyunca bu hissi taşıyabilir. Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Betül Görgen, hamilelikte yorgunluğun nedenleri ve başa çıkmanın yolları hakkında önemli bilgiler verdi.
 
Çoğu kadın gebeliğin erken dönemlerinde devamlı yorgun hisseder. Adeta kilolarca ağırlık vardır üstünde. Daha önce gece kuşu olanlar bile, akşam saat 20:00'yi görecek kadar uyanık kalmakta zorlanırlar. Aslında erken gebelik dönemindeki yorgunluğun sebebini kimse tam olarak bilmemekle beraber olası sebeplerinden biri hormonlardaki büyük değişim; özellikle progesteron hormonundaki dramatik artış. Aynı zamanda çok sık tuvalet ihtiyacının oluşması uyku kalitesini bozarak bu yorgunluk hissinin artmasına katkıda bulunur.
 

 
Bulantı ve kusma da kesinlikle enerjiyi tüketir. Beraberinde üzüntü, umutsuzluk hissi ve depresyon da yorgunluk ve uyku kalitesindeki bozulmanın sebeplerinden biridir. Muhtemelen hormonal değişikliklerin yol açtığı bu sebeplerin yanında, gebelerde hiç de azımsanmayacak sıklıkta rastlanan demir eksikliği anemisini de unutmamak gerekir.
 
Bu durum ne kadar sürer?
Kişiden kişiye değişmekle beraber, bu semptomlar gebeliğin ikinci üç ayında geçer ve yaklaşık yedinci aya kadar kendinizi yine enerjik hissedersiniz. Bu aydan sonra ise gittikçe artan ağırlık hissi, sırt ağrısı, mide yanması ve bacaklara giren krampların etkisiyle uyku kalitesi bozulur ve yorgunluk hissi ve bitkinlik durumu geri döner. Bu arada bebek hareketlerinin tetiklediği idrar hissini de unutmamak gerekir.
 

 
Nasıl başa çıkılır?
Vücudunuzun verdiği sinyalleri önemseyin: Yatağa her zamankinden daha erken gitmekle başlayabilirsiniz. Gün içinde şekerleme yapmayı alışkanlık haline getirin. Eğer çalıştığınız yerde ayrı bir odanız varsa kapıyı kapatıp başınızı koyun.
 
Günlük programınızı ayarlamaya çalışın: Gereksiz sosyal toplantıları ve ev işlerini azaltın. Eğer ev dışında çalışıyorsanız planlarınızı biraz işten erken çıkmak üzere yapın. Hafta arası bir gün izin alın ve annenizin evine gidip dinlenin. Böylece gereksiz telefonlardan ve varsa diğer çocuğunuzun taleplerinden kurtulmuş olursunuz.
 
Doğru beslenin: Gebelik günde fazladan 300 kalori gerektirir. Bunu patates cipsleri ve şekerli barlarla doldurmayın. Meyve sebze, tam tahıllı ekmek ve yağsız sütten oluşan sağlıklı bir beslenme sizi enerjik yapacaktır. Ara öğünlerde meyve veya yoğurt tüketin.
 
Yerterli sıvı alın: Kafeini kesip bol miktarda su için. Gece tuvalet ihtiyacını artırmamak için sıvı alımını yatmadan birkaç saat önce kesmek gerekebilir.
 
Hergün düzenli egzersiz yapın: Düzenli yapılan 20-30 dakikalık aktivite sizi daha enerjik hissettirir. Gerilme ve derin nefes alarak yapılan egzersizler çok faydalı olacaktır. Yürüyüş çok faydalı gelecektir.
 
Gayretli olun: İlk üç ayı atlattıktan sonra rahatlayacaksınız. Dayanın… Sonra rahat edip gebeliğin keyfini çıkartacağınız dönem başlayacak. Gebeliğin son dönemecindeyseniz, bu günleri ileride gülümseyerek anımsayacaksınız. Bu yüzden tadını çıkarmaya bakın.
 

 



b7083c5574d24a4fb4bf97ec5817f262

5 Kasım 2020 Perşembe

Neden kıskanıyoruz?

Kıskançlık hissi hepimizin bazı durumlarda hissettiğimiz ve önüne geçemediğimiz bir his. Bu his karşı tarafa ve bize zarar vermediği sürece oldukça anlaşılabilir. Ancak kıskançlığın ileri boyutu kişinin kendisine ve partnerine oldukça zarar verebilir.

ABONE OL


Kıskançlık hissini yoğun bir biçimde yaşayan çoğu insan iç dünyalarında yetersizlik duygusu ile başa çıkmaya çalışır. Yetersizlik duygusu; gün yüzüne kıskançlık olarak çıkar ve kişi kendine olan güvensizliğini bu şekilde kamufle etmeye çalışır. Halk arasında "aşağılık kompleks" olarak bilinen bu his doymamış bir ego ve düşük benlik saygısından kaynaklanıyor.


İlişkilerde kıskançlık, sevgi göstermenin yollarından biri değildir. Kontrolü almaya ve hayatınıza müdahaleye yönelik davranışlar; masum kıskançlıklar değil, ileri de daha büyük sorunlara yol açabilecek sağlıksız yaklaşımlardır.


Araştırmalar ilişkilerde yaşanan bu kıskançlık durumlarının düşük benlik saygısı, güvensizlik, güvensiz bir biçimde bağlanma korkusu olduğunu belirtiyor.


54f0cafcaab54fe781b3a5a9e84cf856

Şimdi moda güz düğünleri

Düğün mevsimi yaz dönemi olarak bilinse de sonbaharda da etkileyici düğünler yapmak mümkün! Tüm dünyada düğün modası yavaş yavaş yaz düğünlerinden, romantik sonbahar düğünlerine kaymaya başladı. Düğünün yapılacağı mevsim, mekandan gelinliğe, damatlığın kumaşından düğün temasına kadar her detayı etkiliyor. Düğün.com olarak mekan, organizasyon ve gelinlik firmalarımızla görüşüp derlediğimiz bilgilerle, işte sonbaharda evlenecek çiftlere hayat kurtaracak tüyolar!

Sonbaharın Sürprizlerine Hazırlıklı Bir Düğün Mekanı Şart

Sonbahar sürprizli bir mevsim olsa da gerekli tedbirler alındığı sürece bu mevsimde de açık havada düğün yapılabilir. Değişken hava koşulları göz önünde bulundurulduğunda kapalı alanı olan ya da açılır-kapanır tavan gibi seçenekleri bulunan mekanlar tercih edilebilir.

İşini şansa bırakmayıp kapalı alanları tercih edecekler için de tarihi mekanlar uygun bir seçenek olacaktır. Çünkü tarihi mekanların mistik havası en çok güz mevsimine uyum sağlar. Kalabalık düğünler için geniş balo salonları sunan oteller de uygun bir alternatiftir. Tercihi samimi ve sıcak mekanlardan yana olanlar ise restoran düğünlerini düşünebilir!

Özellikle aylardan eylül-ekim ise havuz başı düğünleri ve kır düğünleri, sonbaharın ılık havasının tadını çıkarmak için iyi bir seçenektir. Sararmaya başlayan yaprakların ortama katacağı romantik hava da cabası!

Doğru Gelinlikle Mevsime Uyum Sağlamak Mümkün

Gelinliğin modeline, rengine ve tarzına karar verirken sonbaharın ılık, bohem ve romantik havasından yola çıkılmalıdır.

Sonbaharın hafif rüzgarlı ve ılık havası doğru bir gelinlikle avantaja dönüştürülebilir. Şifon, saten, tafta, ipek, dantel kumaşlardan gelinlikler sonbahar düğünleri için uygundur. Açık hava düğünleri için uzun ya da truvakar kollu, şifon ve güpür gelinlikler idealdir. İspanyol kollu, romantik ve bohem tarzda modeller de uygun seçim olacaktır.

Tarihi mekan, otel ya da balo salonu gibi kapalı alanlarda yapılacak düğünlerde A ve prenses kesim gibi kabarık modeller tercih edilebileceği gibi iddialı gelin adayları için tam ve yarım balık kesim tasarımlar uygun olacaktır. Özellikle sade, A kesimli saten kumaştan hazırlanan gelinlikler, 2020 yılının trendleri arasından bize göz kırpıyor.

Gelinlik illa ki beyaz olacak diye bir şart yok! Dünyaca ünlü tasarımcıların koleksiyonları arasında sıkça yer almaya başlayan somon, cappuchino ya da kırık beyaz gibi yumuşak tonlarda gelinlikler de sonbahar için çok uygun seçimler olacaktır.

Gelinliğin Tamamlayıcılarını Unutmayın

Gelin adaylarının doğru gelin saçı, makyajı ve aksesuarları ile daha güçlü bir görünüm elde edebilmeleri mümkün. Sonbahar gelinleri için en uygun seçeneklerin açık dalgalı saçlar ve örgülü modeller olduğu söylenebilir. Yakası açık bir gelinlikle açık ya da yarım toplu gelin saçları uygun olacaktır. Bisiklet ya da hakim gibi kapalı yakalı gelinliklerle de örgülü topuz modelleri kullanılabilir. Topuz, şık aksesuarlarla hareketlendirilerek, romantik ve bohem bir hava yakalanabilir.

Gelin saçı aksesuarlarıyla da hoş bir görünüm yaratmak mümkün. Sonbahara uygun saç aksesuarı denince akla ilk gelen çiçekli taçlar olsa da, son dönemlerin trend tasarımları arasında renkli, iddialı saç aksesuarları dikkat çekiyor. Mevsimin sarı tonları arasında parlamak için mor, mavi, yeşil renklerde saç aksesuarları kullanılabilir.

Gelin makyajı söz konusu olduğunda sonbaharın bohem havasının dışına çıkmak gerekiyor. Çünkü kahve tonlarındaki buğulu göz makyajı artık sonbahar gelinlerinin geride bırakması gereken bir gelenek. Çünkü ünlü make-up artistlerinin son yıllarda sonbahar gelinleri için tercihi canlı renkler oluyor! Öyle ki; canlı renklerde hatta metalik tonlarda, göz kapağının tümünü kaplayan farlar, kıpkırmızı rujlar, parlak bir cilt, son yılların gelin makyajı trendleri arasında yer alıyor! Doğallıktan yana olanlar için ise "yok gibi" makyaj yine en popüler seçeneklerden.

Mevsimle Uygun, Konsept Düğünlerin Sayısı Artıyor

Özellikle son yıllarda, konsept düğünlerin popülaritesi oldukça arttı. Belli bir tema seçiliyor ve düğün süslemelerinden, gelinliğe, davetiyeden gelin ve damat aksesuarlarına kadar tüm detaylar bu konseptlere göre belirleniyor. Klasik bir düğün istemeyen çiftler için, sonbaharın ruhuna uygun konsept seçeneklerini değerlendirmek mümkün.

Western filmlerin, sarı-kırmızı tonları sonbahar düğünleri için oldukça uygun. Özellikle bohem tarzda çiftler bu temayı seçebilir. Dekorasyonda fıçılar, botlar, halat ipler, saman gibi şık detaylar kullanılabilir. Gelinler, salaş, bohem bir gelinlik, damatlar ise kot gömlek, yelek ve kovboy şapkası gibi temaya uygun seçimler yapabilir.

Kahve temalı düğünler de hem mevsimin ruhuna uygun hem de keyifli bir organizasyon seçeneği olabilir. İkramlık kahve masaları, kahve çekirdeklerinden masa süsleri, içinde kahve çekirdeği olan nikah hediyelikleri gibi detaylar ile şık bir düğün ortamı yaratılabilir.

Sonbahara Uygun Balayı Rotaları

Sonbahar ayları balayı için en romantik zamanlardır. Eşinizle birlikte sakin bir balayı yapıp kafanızı dinlemek için de idealdir. Sonbahar kültür gezileri için de çok uygun bir mevsimdir. Yurt içinde Kapadokya, Abant, Kaş kıyıları ve Ege adaları tercih edilirken yurt dışında Paris, Roma ve Berlin çok revaçta sonbahar rotaları arasındadır.

Önerilerimizi dikkate alarak, sonbaharın romantik ve bohem tarzını düğünlere yansıtmak mümkün. Doğru seçimler yapılır, alanında uzman kişilerle çalışılırsa tüm düğünler, bahar havasında geçer!

Sizin İçin SeçtiklerimizTaonga: tropikal çiftlik2020'nin En Bağımlılık Yapan Çiftlik Oyunu. Yüklemeye Gerek YokTaonga: tropikal çiftlikVikings: Free Online GameBu oyunu 1 dakika oynayın ve neden herkesin hayran olduğunu görünVikings: Free Online GameJupiter LaboratoriesDoğal Kireçlenme Çaresi, Türkiye'deki İnsanların Eklem Ağrılarını HafifletirJupiter LaboratoriesTaboola'danTaboola'dan 23908a133f45476aa4935cfea352621c

Oturma banyosu nedir? Oturma banyosu nasıl yapılır?

Kolaylıkla uygulayabileceğiniz oturma banyoları hemeroid, kabızlık, vajinal mantar gibi birçok rahatsızlığın şifası.



Kolaylıkla uygulayabileceğiniz oturma banyoları hemeroid, kabızlık, vajinal mantar gibi birçok rahatsızlığın şifası.
Oturma banyosu nedir?
Oturma banyoları yüzyıllardır uygulanan şifa yöntemlerinden biridir. Çeşitli şifalı bitkiler ve tuzlarla hazırlanabildiği gibi, bazen sadece sıcak su dolu bir leğene oturarak da uygulanabiliyor. Bunun için piyasada satılan, klozete oturtabileceğiniz aparatlar da mevcut ancak içine oturabileceğiniz herhangi bir kap da işinize yarayacaktır. Küvetiniz bunun için uygunsa, küvette de oturma banyosu uygulayabilirsiniz. Temel prensip, kalçalarınızı ve perine bölgenizi (vulva veya penisi de içine alacak şekilde) suyla temas ettirebileceğiniz bir uygulamada 15-20 dakika kadar oturmaktır. Oturma banyosu, sorunlu bölgedeki kan dolaşımını artırarak ve şifalı bitkilerin/tuzların perine bölgesine veya makata temas ettirilmesiyle bu bölgelerde oluşan çeşitli sorunların iyileştirilmesine yardımcı olur.
 
Oturma banyosu hangi durumlarda kullanılır?
Anal fissür (Makat çatlağı)
Hemeroid (Basur)
Kabızlık veya ishal
Doğum sonrası perine bölgesindeki yaralar
Prostat iltihabı

 

 
Oturma banyosu nasıl hazırlanır?
4 litre kadar suyu kaynatın, eğer şifalı bitkiler kullanacaksanız, bitkileri veya kullanacağınız tuzu da ilave edip 15-20 dakika kadar demlenmesini bekleyin. Toplamda 4-5 avuç bitki ve iki yemek kaşığı kadar da tuz kullanabilirsiniz. Aromatik yağ kullanacaksanız, her birinden 8-10 damlaya kadar ilave edebilirsiniz.
 
Karışımı süzerek oturma banyosu için kullanacağınız leğene, oturma aparatına ya da küvete dökün. Sıvı hala çok sıcaksa karışımı üzerine biraz ılık su ilave ederek cildinizi yakmayacak bir sıcaklığa getirebilirsiniz.
 
Oturma banyosuna ilave edeceğiniz bitkiler, aromatik yağlar ya da tuzlar arasından size uygun olanlarını seçebilirsiniz:
 
Epsom tuzu: Magnezyum sülfat olarak da bilinen bu tuz, zengin minerallerle kan dolaşımını ve iyileşmeyi destekler. Epsom tuzunuz yoksa mineral bakımından zengin deniz tuzu da kullanabilirsiniz.
 
Cadıfındığı (witch hazel): Ülkemizde pek kolay bulunan bir bitki olmasa da, güçlü bir antienflamatuar olarak etki eden bu bitkinin özellikle hemeroid tedavisinde çok etkili olduğu biliniyor. Doğum sonrası iyileşmeyi desteklemek için de kullanılır.
 
Karakafes kökü ve aynısefa: Yaraların iyileşmesinde çok etkili olan bu iki bitki hemeroid ve doğum sonrası perine yaraları durumunda faydalıdır.
 
Lavanta: Hoş kokusuyla rahatlatıcı etki sağlarken antibakteriyel özellikleri ile perine bölgesinin arındırılmasına ve ağrıların azaltılmasına da yardımcı olur. Lavanta bitkisi yerine dört-beş damla doğal lavanta uçucu yağı da kullanabilirisniz.
 
Çay ağacı yağı: Sıcak suya damlatacağınız dört-beş damla çay ağacı yağı, doğal bir antiseptik görevi görür, mikropların ve mantarların azalmasına yardımcı olur.
 
Oturma banyosu nasıl yapılır?
Hazırladığınız karışımı oturma banyosu yapacağınız leğene, aparata ya da küvetinize dökün. İç çamaşırınızı çıkararak kalçalarınız, cinsel organınız ve perine bölgeniz tamamen suyun içinde kalacak şekilde 15-20 dakika kadar oturun. Bu sürede üst bedeninizin veya ayaklarınızın üşümemesi için önleminizi alın. Uygulama bittikten sonra kuru bir havluyla hafifçe kurulanın. Uygulamayı haftada 1-2 defa tekrarlayabilirsiniz. Uygulama sırasında herhangi bir acı, yanma, kaşıntı veya iritasyon hissederseniz hemen bırakın ve gerektiğinde doktorunuza danışmayı ihmal etmeyin.
 

 




cc6f474145e642f1afd03e12c9d95124

Her ebeveynin başına gelir...

Karikatürist Brian Gordon, ebeveyn olmakla ilgili çizdiği karikatürlerle dikkat çekiyor.



Karikatürist Brian Gordon, ebeveyn olmakla ilgili çizdiği karikatürlerle dikkat çekiyor.
Medyada görmeye alışkın olduğumuz "mükemmel anne, süper baba, pırıl pırıl çocuklar" imajını bir kenara bırakıp gerçeklere dönecek olduğumuzda, ebeveynliğin keyifli ve zaman zaman da oldukça zor bir yolculuk olduğunu görüyoruz.

Brian Gordon, Ördek Baba Dicky karakteriyle bu karikatürlerde, kendi deneyimlerinden yola çıkarak bu komik gerçekliği sunuyor.

Çocuklar Champ ve Missy, bildiğimiz, sıradan çocuklar.

Gordon'un karikatürlerini özel kılan şeylerden biri de, alışkın olduğumuz cinsiyet rollerine karşı da algımızı daha gerçekçi yönde değiştiriyor olması.

Çocuklardan şikayet eden ebeveyn olmak için anne veya baba olmanız fark etmiyor. Herkesin başına gelir!






25fba0708e4a4e9e944dbefcd810a53c

7 Ekim 2020 Çarşamba

Yazın cilt bakımı nasıl yapılmalı?

Doğru cilt bakımı nasıl yapılır? Cilt bakımınızı yaparken bu 5 şeye dikkat edin.



Doğru cilt bakımı nasıl yapılır? Cilt bakımınızı yaparken bu 5 şeye dikkat edin.
Yazın cildimiz aşırı güneş ışığına, neme, klora ve tuzlu suya maruz kalır. İşte size yaz mevsiminde parlak ve göz alıcı bir cilt için 5 püf noktası:
 
1- Kirli deriden kurtulun
 
Kuru masaj, cildinizin en iyi dostudur. Her gün duştan önce bir vücut fırçası kullanarak yapacağınız küçük bir masaj, kirli derinin dökülmesini, selülit oluşumunun azalmasını, lenf sisteminin düzenlenmesini ve bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Kalp çevrenizi, küçük ve dairesel hareketlerle ovmayı sakın unutmayın. Sonrasında duş alın ki dökülen kirli deriden arınabilesiniz. Organik bal, deniz tuzu, jojoba yağı ve lavanta, gül ve sandal ağacı karışımlarından oluşan doğal ve bitkisel karışımı vücudunuzu ovmakta kullanabilirsiniz.
 

 
2- Cildinizi nemlendirin
 
Dökülen derinizi temizledikten ve rahatlatıcı bir duş aldıktan sonra, kimyasal içermeyen bir losyon ya da bitkisel bir yağ kullanarak vücudunuzu nemlendirmelisiniz. Deri, vücuttaki en büyük organdır ve aldığınız her şeyin yüzde 60'ını kendine saklar, neden saf ve organik ürünlerden başka bir şey kullanasınız ki? Duştan sonra, soğuk preslenmiş hindistan cevizi yağı kullanarak vücudunuza masaj yapın. Yaz mevsimi gibi kokacak ve Hindistan cevizinin sağladığı parlaklığa hayret edeceksiniz. Eğer çok yağlı bir cildiniz varsa, yüzünüzden ve saç derinizden uzak durun. Hindistan cevizi harika bir güneş sonrası ürünüdür ve güneş yanıklarının tedavisinde oldukça etkilidir. Biraz da aloe vera jeli katın ve güneş yanığınızın altın bir ışıltıya dönüşümünü izleyin!
 
3- Terleyin
 
Yoga ya da yürüyüş yapma, koşma, bisiklete binme veya yüzme olsun, düzenli egzersiz ten renginizi parlaklaştırır ve cilt sağlığınızı düzenler. Hareket etme, hücrelerinizdeki atıkları taşıyan lenf sistemini canlandırır. Eğer yoga ile ilgileniyorsanız, yüze doğru kan akışını hızlandırmak ve lenf sistemindeki hareketi güçlendirmek için devrik, baş aşağı pozisyonlara yoğunlaşın.
 

 
4- Nefes alın
 
Bu, tarihin en basit güzellik notu olabilir! İyice ve derince nefes almak, soluk verme esnasında karbondioksiti daha rahat boşaltmayı ve nefes alma esnasında daha çok oksijen almayı sağlar. Bu yüzden ki yoga, bedeni doğal olana yakınlaştırır ve derideki, bağışıklık ve sindirim sistemlerindeki iltihaplanmaları önler.
 
5- Susuz bırakmayın
 
Aloe vera, sağlıklı bir cilt için iyi bir tamamlayıcıdır. Ancak, her markette bulunabilen parlak renkli aloe içeceklerinden uzak durmanız gerekiyor; çünkü bunlar yalnızca yapay renklendiriciler, aromalar ve koruyuculardan oluşan karışık kokteyller. Bunun yerine kendinize salatalık ve naneden oluşan, basit bir içecek yapabilir ve bütün gün yanınızda taşıyabilirsiniz. Serinletici ve ferahlatıcı olduğu kadar iltihap önleyici de!
 




338737866bd2410890418900d6ba3ac3

Kusurlarınızla güzelsiniz!

Fotoğraf sanatçısı Waleed Shah, vücutlarındaki kusurlar yüzünden kendine güven problemi yaşayan insanları fotoğraflamış.

Yasmin Mebar'a Tinea hastalığı teşhisi konulduğunda 14 yaşındaymış. Derisinin bazı kısımlarının farklı renkte ve soyulmuş gibi gözükmesine sebep olan bu hastalık, ergenlik yıllarında Yasmin'i çok üzmüş. Şu anda vücuduyla barışık olan ve seyahat etmeyi çok seven Yasmin, "Sırtımda dünya haritasını taşıdığım için kendimi çok şanslı hissediyorum!" diyor.


Lotus Habbab, 11 aylıkken büyük bir talihsizlik yaşamış ve kolunun bir kısmı soba yüzünden yanmış. Çocukluğu boyunca kolundaki yanık izini gizleyecek şekilde giyinen Lotus, ablasının da ona destek vermesiyle 12 yaşında bundan vazgeçip istediği şeyi giyinebileceğine karar vermiş. Lotus kendisiyle artık ne kadar barışık olduğunu "İnsanlar bazen koluma ne olduğunu sorarken çekiniyorlar. Bilmiyorlar ki yanık izin şu anda umrumda bile değil!" diyerek belirtiyor.


Karina Sandhu, çocukluğundan beri fazla kiloları olduğunu belirtiyor. Ailesi ve etrafındaki diğer insanlar ona hep "Erkekler zayıf kadınlardan hoşlanır, kilo vermen gerekli" dese de o bunlara kulak asmamış. "Kendi bedeniniz hakkında etrafınızdakilerin değil, sizin düşünceleriniz önemli" diyen Karina, şu anda mankenlik yapıyor.


"Burnunu yaptırsan daha güzel olursun" sözü Maha Aj'a hiç de yabancı değil. İlk başlarda burnundan rahatsız olan Maha, şu anda "Bizi güzel ve eşsiz kılan şeyler farklılıklarımız, onları değiştirirsek hepimiz birbirimize benzeriz diyor". Bizce çok haklı!


Kendisine ilk kez açık kalp ameliyatı yapıldığında 1 yaşında bile olmayan Joelle Van Schaik, göğsünün ortasında bir yara izi ile yaşıyor. Ergenlik yıllarında kendine güvenini oldukça zedeleyen bu yara ilerleyen yıllarda Joelle'in kendi sınırlarını ve bedenini tanımasına yardımcı olmuş. "Her şeyin bir sebebi olduğuna inanıyorum" diyen Joelle, şu anda yara izini önemsemiyor bile. 


Huda Shahin, çocukken koltuktan düşmüş ve çenesi kırılmış. Mısır'ın küçük bir kasabasında yaşadıkları için hastanede gerekli cerrahi müdahale yapılamamış. Dolayısıyla yıllar geçtikçe Huda yüzünün orantısız bir şekilde büyüdüğünü fark etmiş. Huda, çocukluk yıllarında onu gerçekten üzen bu duruma artık alıştığını belirtiyor.


5 yaşındayken skolyozu olduğu ortaya çıkan Laura Brocca, eskiden sırtı açık elbiseler asla giymediğini söylüyor. Yıllar içinde ameliyatla skolyozunu düzelttirmeyi düşünmüş olsa da hem çok pahalı hem de çok riskli bir işlem olduğu için bundan vazgeçmiş. Şimdi ise herkesin vücudunun 'farklı' diye nitelendirilen kısımlarını kucaklaması gerektiğine inanıyor. 


"Fiziksel olarak mükemmel olmayı hedefleyerek, sırtımızda büyük bir yük taşıyoruz" diyen Hamdan Al Abri, çocukken ten rengi diğer çocuklardan koyu diye üzülüyormuş. İlerleyen yıllarda saçları dökülmeye başlayınca kendine güveni iyice azalan Hamdan, artık bunları önemsemediğini ve herkesin kendini sevmesi gerektiğini söylüyor. 


Reglmiz yaklaşırken, çok tuzlu yediğimizde veya saatlerce yolculuk yaptığımızda vücudumuzun şiştiğini hissederiz. Danae Mercer, bu şişkinliğin normal olduğunu ve çoğu insanın yaşadığını belirtirken, şişmiş vücudundan asla utanmıyor!


Etrafındaki insanların baskısı yüzünden lazer epilasyona yaptırmaya başlayan Sara Gojer'in cildi yanlış işlem yüzünden yanmış. "Etrafınızdaki insanları doğru seçmeniz önemli. Sizi olduğunuz gibi seven bir arkadaş çevreniz olmalı" diyen Sara, olmadığınız biri gibi davranmamamız gerektiğinin özellikle altını çiziyor. 


Azza Al Mughairy, hamile kalan her kadın gibi doğal olarak kilo almış. Doğum yaptıktan sonra fazla kilolarını kafaya takıp sadece su ve meyve suyuyla beslenerek 15 kilo verdiğini belirten Azza, kendine yüklenmemesi gerektiğini 3. ayın sonunda anlamış. "Sonuçta sadece 4 ay önce doğum yaptım, istediğimi yer, içerim, kilomun önemi yok" diyor. 


Çocukken burnunun normalden büyük olmasından ötürü okulda zor zamanlar yaşayan Sashia, insanların ona bakışları yüzünden ilerleyen zamanlarda sosyal ortamlarda bulunmak istemez hale gelmiş. Depresyonunun daha da fazla ilerlemesini istemeyen Sashia, profesyonel destek almış ve kendine güvenini kaybetmiş ve mutsuz olan her insanın destek alarak bu zor zamanları atlatabileceğine inanıyor. 


2016 yılına dek 64 kilo olan Myrna Ayman'ın bir gün arkadaşıyla otururken arkadaşı ona kilo verse daha "güzel" olacağını söylüyor. O gün Myrna arkadaşlarının onunla sadece fiziksel görünüşü için ilgilendiğini fark edip çok üzülüyor ve yediği her şeyi kusmayı alışkanlık haline getirerek bir sene içinde 44 kiloya düşüyor. Bunun çok sağlıksız olduğunu fark eden Myrna, "Etrafınızda bedeniniz hakkında yorum yapan herkes geçici, kalıcı olan tek kişi kendinizsiniz. Başkalarının düşüncelerinin o kadar da önemi yok diyor". 


Tac, ömrü boyunca aklınıza gelebilecek tüm vücut tiplerine sahip olduğunu ama asla mutlu olamadığını söylüyor. Kendine karşı dürüst olmayı başardığı zaman aslında ne kadar güzel bir insan olduğunu fark eden Tac için artık neyi ne kadar yediğinin bir önemi kalmamış. "Kendime baktığımda güzel ve seksi bir insan görüyorum" diyen Tac, kendimize bakış açımızın önemini gösteriyor. 


Daha sağlıklı olabilmek için egzersiz yapmaya başlayan Hassan, önceleri vücudundan utandığı için havuza veya denize girmiyormuş. Şu anda kendi vücuduyla barışık olduğunu belirtirken ilerleyen zamanlarda büyük beden mankenliği yapmak istediğini söylüyor. 


e6979d2ec9e341319b4ff58e04d4a95c

5 Ekim 2020 Pazartesi

Göz altı morluğunu geçiren yöntem: Her gün yapın!

Birçok kişini şikayet ettiği konulardan biri de göz altı morlukları. Alt göz kapaklarının altında koyu halkalar şeklinde ortaya çıkan morlukları geçirmek için ne yapılması gerekir? Göz altı morlukları neden olur? Göz altı morluklarına ne iyi gelir? Göz altı morlukları tedavisi nasıl yapılır? Göz altı morluğuna yol açan sebepleri sıralayan Doç.Dr. Filiz Topaloğlu Demir bakın neler söyledi, hangi tavsiyelerde bulundu

ABONE OL


Doç.Dr. Demir, genetik faktörün yanı sıra yaşam şeklinin, beslenme alışkanlıklarının, yaşlanma sürecinin ve göz çevresi bakımının göz altı görünümünü belirleyen başlıca etmenler olduğuna dikkat çekti.


Göz altı morluğu neden olur?

Doç. Dr. Demir, göz altı morluğunun nedenlerini şöyle açıkladı: "Bazı vitamin ve mineral eksikleri, uyku problemleri, yorgunluk, dengesiz beslenme, karaciğer, böbrek ve tiroid hastalıkları, az su tüketimi, yoğun alkol ve kafein tüketimi, sigara kullanımı göz altındaki koyu halkalara yol açabilir.

Yaşlanma ile birlikte deri altı yağ dokusunda ve deri elastikiyetinde azalma, damarların yüzeysel seyretmesine bağlı ortaya çıkan mavimsi renk ve yağ dokusunun fıtıklaşmasına bağlı torbalanmalar, kemik yapısında ve bağlarda ortaya çıkan değişiklikler sonucu görülen çukurlaşmalar göz altında koyuluğa neden olabilir.


Deriye rengini veren melanin adı verilen maddenin artmasını uyaran durumlar; güneş ışınları, atopik egzama, gebelik ve hormonal değişiklikler, alerjenler ve irritanlar da göz altı koyulaşmasının diğer nedenlerindendir."


Göz altı morluğunu geçirmek için yapılması gerekenler

Soğuk kompresyon ve patates, salatalık, yeşil çay gibi bazı bitkisel kürlerin kısmi olarak göz altı morluğunun iyileşmesinde fayda sağlayabileceğini belirten Doç. Dr. Demir, şu tavsiyelerde bulundu:

"Göz çevresinde kan dolaşımını hızlandıracak masajlar ile K ve C vitamini içeren kremlerden faydalanabiliriz.


Bu uygulamalardan yeterince fayda görmeyen kişiler altta yatan hastalıklar, vitamin ve mineral eksiklikleri açısından değerlendirilebilir ve göz çevresi peelingleri, mezoterapi uygulamaları, göz altı ışık dolgusu ve lazer yöntemleri ile desteklenebilir.


Öte yandan dengeli ve sağlıklı beslenme, mevsimine uygun taze sebze ve meyve tüketimi, yeterli süre uyumak, bol su tüketimi, alkol ve sigara kullanmamak, aşırı kahve tüketiminden kaçınmak gerekir.


Güneş ışınlarından korunulmalı, göz çevresine uygun, irritan maddeler içermeyen ürünler tercih edilmeli."


02c718269f9c4015abfb3e992990412b

Obezite ile ilgili korkutan sonuç: 2019'da Türkiye'de arttı!

Dünyadaki en önemli sağlık sorunları arasında yer alan obezite ile ilgili Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) korkutan bir açıklama yayınladı. Türkiye Sağlık Araştırması 2019 istatistiklerine göre Türkiye'de obezite önceki yıllara göre artış gösterdi ve obez bireylerin oranı yüzde 21,1 oldu. İşte o araştırmanın detayları...

TÜİK, Türkiye Sağlık Araştırması 2019 istatistiklerini açıkladı. Boy ve kilo değerleri kullanılarak hesaplanan vücut kitle indeksi incelendiğinde; 15 yaş ve üstü obez bireylerin oranı 2016 yılında yüzde 19,6 iken, 2019 yılında yüzde 21,1 oldu. Cinsiyete bakıldığında 2019 yılında kadınların yüzde 24,8'inin obez ve yüzde 30,4'ünün obez öncesi, erkeklerin ise yüzde 17,3'ünün obez ve yüzde 39,7'sinin obez öncesi olduğu görüldü.

Üst solunum yolu enfeksiyonu çocuklarda en fazla görülen hastalık oldu

Çocuklarda son 6 ay içinde görülen hastalık türleri incelendiğinde; 0-6 yaş grubunda yüzde 35,9 ile en çok üst solunum yolu enfeksiyonu görüldü. Bunu yüzde 28,7 ile ishal, yüzde 9,5 ile alt solunum yolu enfeksiyonu izledi. 7-14 yaş grubunda da yüzde 29,4 ile üst solunum yolu enfeksiyonu ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 18,3 ile ishal, yüzde 14,2 ile ağız ve diş sağlığı sorunları izledi.

Son 12 ay içerisinde 15 yaş ve üstü bireylerde görülen hastalık türleri incelendiğinde; bel bölgesi problemleri 2016 yılında yüzde 27,1 ile 2019 yılında da yüzde 29,7 ile ilk sırada yer aldı. Bunu sırasıyla yüzde 20,5 ile boyun bölgesi problemleri, yüzde 16,4 ile hipertansiyon, yüzde 12,3 ile alerji ve yüzde 11,2 ile artroz izledi.

Tütün ve tütün ürünleri kullananların sayısı arttı

Her gün tütün ve tütün ürünleri kullanan bireylerin oranı yüzde 28,0 oldu. Her gün tütün kullanan 15 yaş ve üzeri bireylerin oranı 2016 yılında yüzde 26,5 iken 2019 yılında artarak yüzde 28,0 oldu. Bu oranın erkeklerde yüzde 41,3, kadınlarda ise yüzde 4,9 olduğu tespit edildi. Tütün kullanmayan bireylerin (bırakanlar ve hiç kullanmayanlar) oranı ise 2016 yılında yüzde 69,4 iken 2019 yılında azalarak yüzde 68,7 oldu. Yaş gruplarına göre incelendiğinde en çok tütün kullanan bireyler yüzde 42,8 ile 35-44 yaş grubunda yer aldı.

Yataklı tedavi hizmeti alanlar arasında 75 yaş ve üstü ilk sırada

Yataklı tedavi hizmeti alan 15 yaş ve üstü bireylerin oranı yüzde 10,8 oldu. Son 12 ay içerisinde, yataklı tedavi hizmeti alan bireylerin oranı 2016 yılında yüzde 11,3 iken 2019 yılında azalarak yüzde 10,8 oldu. 2019 yılı verileri yaş grubuna göre incelendiğinde; yüzde 23,7 ile 75 yaş ve üstü bireyler ilk sırayı alırken bunu yüzde 18,3 ile 65-74 yaş grubundaki bireyler takip etti.

2019'da en çok tansiyon ölçtürdük

En çok faydalanılan koruyucu hizmet yüzde 50,8 ile tansiyon ölçtürme oldu. Son 12 ay içerisinde, 15 yaş ve üstü bireylerden tansiyon ölçtürenlerin oranı 2016 yılında yüzde 48,6 iken 2019 yılında artarak yüzde 50,8 oldu. Bireylerin faydalandığı koruyucu hizmetlerden 2016 yılına göre en çok artış gösteren hizmetler kolesterol ve kan şekeri ölçümü oldu.

991e7136f82b4876a533a51acd04b383

Eklem ağrısı nedenleri nelerdir?

Eklem ağrısı neden olur? Eklem ağrısının tedavisi nasıldır? Eklem ağrısı nasıl geçer?



Eklem ağrısı neden olur? Eklem ağrısının tedavisi nasıldır? Eklem ağrısı nasıl geçer?
Aile Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Uslu, eklem ağrısı hakkında bilgiler verdi.
 
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Ahmet Uslu "Eklem şikayetleri her yaş grubunda görülebilmekle beraber kadınlarda erkeklere nazaran daha yüksek bir oranda görülüyor. Bunda fazla kilolar, hareketsiz bir yaşam sürdürmek ve hormon kaynaklı nedenler etkili oluyor" diyor ve eklem ağrısının altında yatan nedenleri sıralıyor:
 
Soğuk hava
Proteinden zengin beslenme
Bilinçsiz egzersiz yapma
Eklemleri zorlayıcı hareketler yapma ve ağır kaldırma
Düşme ve çarpma
Kontrolsüz ve bilinçsiz ilaç seçimi
Düzensiz beslenme ve uyku düzeni bozukluğu
Depresyon

 
Birbirine karışan iki hastalık
Halk arasında eklemlerde ağrıya neden olan her ağrı romatizma, iltihaplı ve iltihapsız romatizma, yumuşak doku romatizması, omurga romatizması gibi isimlerle anılıyor. Oysa 'Artroz' ve 'Artrit' birbirinden farklı iki hastalık.
 
Artroz
Eklem kıkırdaklarındaki harabiyete bağlı olarak çoğu zaman yaşlılık, travma, zorlama gibi nedenlerle oluşuyor.
 
Artrit
Yani iltihaplı romatizma ise metabolizma bozuklukları, bağışıklık sisteminden kaynaklanan nedenler gelişiyor.
 
Eklem ağrıları kışın daha çok görülüyor
Sebebi çok net olmamakla beraber soğuğa bağlı damarlarda oluşan spazm dokulara daha az kan ve dolayısı ile oksijen gitmesine neden oluyor. Soğuk günlerdeki hava basıncı değişiklikleri de eklemlerde ağrılara neden olabilir
 
Genetik yatkınlıklar var
Örneğin en sık görülen romatizmal hastalıklardan olan romatoid artrit hastası bir bireyin, akrabalarında bu hastalığın görülme sıklığı yüzde 1-2 oranında iken, aynı yumurta ikizlerinde, ikizlerden birinde romatizma varsa diğerinde romatizma gelişme ihtimalinin yüzde 15-20 düzeyinde oluyor. Romatizmal kaynaklı ağrılarda tutulan eklemin yeri, sayısı, ağrının süresi gibi bulguların romatizmal hastalıkla ilgili ipuçları vererek, tanı açısından yol gösterici olduğunu belirtiyor. Örneğin Gut atağına bağlı eklem ağrısı çoğunlukla sadece ayak başparmağını tutabilirken romatoid artrit hastalığında, ağrılar el, el bileği ve el parmak eklemlerini de etkiliyor. Ya da bel ağrısı ve sabah tutukluğu tarif ediyorsa ankliozan spondilit hastası olabiliyor.
 
Eklem ağrısı tedavisi nasıldır?
Travmaya bağlı bir ağrıysa akut dönemde soğuk uygulama lokal ya da sistemik ağrı kesiciler faydalı olabiliyor.

 
Hastada yumuşak doku romatizması varsa sıcak kompres ve kas gevşeticiler işe yarayabiliyor.

 
Romatizmal ağrılar ve eklem kireçlenmesi için fizik tedavi uygulamaları, sıcak su ve kaplıcalar faydalı olabiliyor.

 
Her romatizmal hastalık için kullanılacak ilaç ve ilaç grupları farklılık gösterebiliyor. Kimi zaman bunda hasta tercihi ya da hasta uyumu gibi faktörler rol oynadığı gibi, diğer sistemik hastalıkları ile ilişkili olarak ilaç tercihleri farklılaşılabiliyor.

 
Romatizmal hastalıklarda kalıcı eklem harabiyeti olmaması için mutlaka tıbbi destek almak gerekiyor.

 
Eklem fonksiyonlarının korunabilmesi için düzenli egzersiz yapmak çok önemli.

 
Beslenmeye ve dinlenmeye önem vererek kilo kontrolü sağlamak gerekiyor.

 
Eğer kişide gut hastalığı varsa aşırı protein tüketiminden, fibromiyalji  varsa uykusuzluktan uzak kalınması hastalığın yarattığı şikayetleri büyük ölçüde azaltıyor.

 
Kireçlenmeye bağlı eklem ağrıları varsa kıkırdak yapımını uyaran kondroitin sülfat takviyesi kısmi bir çözüm yaratsa da kilo verilmediği sürece eklemlerin kişiyi uzun süre ağrısız şekilde taşıması mümkün olamıyor.

 

 
Eklem ağrılarının ilacı kemikli et suyu
 
Dr. Sinan Akkurt eklem ağrısına iyi gelecek önerileri sıraladı.
 
Günümüzün en sık şikayet edilen sağlık sorunlarından biri olan bel, omuz, bilek ve diz ağrılarına yol açan nedenlerin başında aşırı kilo, hareketsiz yaşam şekli ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin geldiğine dikkat çeken Dr. Sinan Akkurt, bu üç etkenin de birbirini tetiklediğini savundu. "Yanlış beslendikçe kilo alıyoruz, kilo aldıkça hareketsizleşiyoruz. Kemik suyu, sakatatlar gibi kemik, kıkırdak, kas ve tendonlarımızın ana ihtiyaç maddelerini unuttuk" diyen Dr. Akkurt, özellikle eklem ağrıları olanlara kolajen, kalsiyum ve hiyalüronik asit kazanmaları için kemikli et ve sakatat tüketmelerini önerdi.
 
Eklem ağrılarının aşırı ağırlık kaldırmaya, bilgisayar / televizyon başında saatlerce hareketsiz oturmaya, genel olarak hareketsiz bir yaşam şekli benimsemeye ya da yaşa bağlı olarak da artabileceğini dile getiren Dr. Sinan Akkurt, uzun süre geçmeyen ve belli bir bölgede yoğunlaşan ağrılarda doktora başvurulması gerektiğini söyledi. "Eklemlerimiz bir yandan iyi beslenmeme yüzünden zayıflarken, diğer yandan alınan fazla kilolar nedeniyle aşırı yüke maruz kalıyorlar. Bir anda aklımıza spor yapmak gelip de ilk iş koşuya başladığımızda onları daha fazla yaralıyoruz." diyen Dr. Akkurt, sözlerini şöyle sürdürdü: "En faydalısı genç ineğin kaval kemiğinde bulunan kemik iliğidir. Kemik iliği kemiğin içinde bulanan, yağa benzer, beyaz, atalarımızın sofralarından eksik etmediği ama bizim unuttuğumuz bir maddedir. Kaynatılarak suyu tüketildiğinde vücudumuza müthiş bir destek sağlar. 500-1000 kiloluk hayvanı ayakta tutan bu madde bizi de ayakta tutacaktır."
 
Kemik iliğinin faydalarının saymakla bitmeyeceğini öne süren Dr. Akkurt, yaşlanmaya bağlı diz kapaklarındaki sıvı eksikliği, kemik erimeleri, eklem ağrıları, kış hastalıkları, saç dökülmeleri, ameliyat yaraları, kırık, çıkıklarla mücadelede çok büyük destek olduğunu vurguladı.
 
Isınmadan spora başlamayın
Eklem ağrıları ile mücadelede inek sütü yerine keçi sütünden mamül yoğurt, peynir, kefir, yeşil yapraklı taze sebzeler, yeşil çay, badem, balık, yumurta gibi besinlerin de şifalı olacağına değinen Dr. Akkurt, inek sütü, buğday ve şekerden uzak durulması gerektiğinin altını çizdi.
 
Hareketli bir yaşam için illa akla ilk olarak koşu ya da ağırlık kaldırmanın gelmesinin de yanlış olduğunu kaydeden Dr. Akkurt, günlük yarım saatlik açık hava yürüyüşlerinin, asansör yerine merdiven tercih etmenin, gideceğimiz yerden bir durak önce inip bunu yürüyüş fırsatına çevirmenin başlangıç için yeterli olacağını söyledi. Eklem ağrılarının tedavisinde ilaç ve cerrahi uygulamaların yanı sıra doktor gözetiminde kaplıca suyunun kullanılabileceğini, PRP ve biorezonans metodundan yararlanılabileceğini ifade etti.
 

 



437e72d90df74d198dda1a87fd2cf9ef

Tasarımcı ikizler Raisa ve Vanessa Trendyol için tasarladı

Ulaşılabilir moda felsefesiyle yola çıkan Trendyol; Türk moda dünyasının yetenekli tasarımcıları Raisa Türk moda dünyasının yetenekli tasarımcıları Raisa ,Vanessa ile özel bir işbirliğine imza attı.
Trendyol.com kurucusu Demet Mutlu ve Raisa,Vanessa'nın ev sahipliği yaptığı lansmana; Merve Boluğur, Özge Ulusoy, Feryal Gülman, Işıl Reçber, Sitare Akdilek, Eliz Sakuçoğlu, Ceylan Çapa, Esra Üstünkaya, Cansu Tosun, Duygu Akdeniz, Burcu Ziyal, Nora- Talia Kalpakçıoğlu, Burcu Karabacak katıldı.
 
Tasarımcı ikizler Raisa ,Vanessa'nın hazırladığı kapsül koleksiyon İlkbahar/Yaz 2016 sezonunda moda severlerin beğenisine sunuldu. Koleksiyonun ilk stokları butik açıldıktan 1 saat sonra tükenerek bir rekora imza attı. Koleksiyon her hafta yenilenen stokları ile moda severleri bekliyor.
 
Bu koleksiyon yaz davetlerinde farkını stiliyle göstermek isteyenlere özgün seçenekler sunuyor.  39 parçadan oluşan özel koleksiyon; gündüzden geceye giyilebilecek tasarımların yanı sıra; mezuniyet ve düğün elbisesi arayışında olan kadınlara da birbirinden özgün ve şık seçenekler sunuyor. Kapsül koleksiyonu kendinden emin, şık ve şehirli kadının ruhunu yansıtıyor.
 
Modern, sanatsal ve dikkat çekici
Couture tasarımların bu koleksiyonda dantel, püskül, file ve işleme detaylarla zenginleşen elbiseler, crop top üstler ve tulumlar ön plana çıkıyor. Özel geceler için hazırlanan koleksiyonun renk paletinde Raisa,Vanessa'nın gizemli dünyasını yansıtan siyah, beyaz, gri ve vişne rengi var aynı zamanda indigo, pudra ve nude tonları ile renklenen parçalarda yaz mevsiminin renkli düşleri hayat buluyor.



d97b67302de2483eaa4d853d7cb57602

4 Ekim 2020 Pazar

Dondurulmuş balık uyarısı! Artık o ifade yer alacak...

Tarım ve Orman Bakanlığınca, gıda işletmelerine yönelik hazırlanan kılavuzda, satıştan önce dondurulan ve çözündürülerek satılan balık ve balıkçılık ürünlerinde gıdaların adının yanında "çözündürülmüştür" ifadesi bulunması istendi. Bu ürünlerde tüketiciye yönelik "Tekrar dondurmayınız" uyarısı da yer alacak.

ABONE OL


Bakanlık, yeni düzenlemeler doğrultusunda gıda işletmelerinin uyması gereken kuralları içeren "Türk Gıda Kodeksi Gıda Etiketleme ve Tüketicileri Bilgilendirme Yönetmeliği Hakkında Kılavuzu" güncelledi.


Yılbaşından itibaren hazır ambalajlı gıdalarda ve toplu tüketim yerlerinde alerjen bildirimi yapılması zorunlu hale getirilirken, kılavuzda bu konuya ilişkin öneriler yer aldı.


Belirlenen gluten, kabuklular, yumurta, yer fıstığı, soyanın da aralarında bulunduğu 14 alerjen maddeye ilişkin bildirim afiş, yazı tahtası ya da menüler vasıtasıyla yapılabilecek.


Bu düzenleme, mobil araçlar, sabit veya hareketli tezgahlar da dahil olmak üzere hazır yemek hizmeti veren restoranlar, kantinler, okullar ve hastaneler gibi işletmeler için geçerli olacak


Öte yandan gluten içermeyen gıdaların etiketinde Sağlık Bakanlığı tarafından tescil edilen logo kullanılabilecek. Satıştan önce dondurulan ve çözündürülerek satılan balık ve balıkçılık ürünlerinde gıdaların adının yanında "çözündürülmüştür" ifadesi bulunacak.


Çözündürüldükten sonra piyasaya arz edilen balıkçılık ürünlerinde "çözündürülmüştür" ifadesi ile birlikte kullanım bilgisi olarak "Tekrar dondurmayınız" uyarısı yer alacak. Böylece tüketicinin doğru bilgilendirilmesi sağlanacak. 


Kılavuzda, tavsiye edilen tüketim tarihinin (TETT) ürünün son tüketilmesi gereken tarihi değil, ürünün kalite özelliklerini koruyabildiği tarih olduğu da anımsatıldı.


Hazır ambalajlı gıdaların 100 gram veya 100 mililitresinde bulunan yağ, doymuş yağ, karbonhidrat, şekerler, protein, tuz, vitamin ve minerallerin etikette beyan edilen miktarındaki olası sapmalar için yuvarlama kuralları da belirlendi.


Böylece etikette belirtilen besin öğesi değerlerinin tüketiciyi yanıltacak kadar büyük ölçüde değişkenlik göstermesi engellenmiş olacak.


Gıda etiketlerinde kullanılan yağ, tuz, şeker gibi besin öğelerine ilişkin kaynak/az/yüksek gibi beslenme beyanlarının kullanımına ilişkin koşullar da kılavuza eklendi.


Örneğin, tuz içeriğinin sadece gıdanın doğasında bulunan sodyumdan kaynaklandığı durumlarda bu duruma ilişkin "İlave tuz içermez. Bildirilen tuz miktarı ürünün doğasından kaynaklanmaktadır." gibi bir ifade kullanılabilecek.


Tuz-sodyum için "azaltılmış" beyanı ise benzer ürünlere göre yüzde 25 azaltma sağlandığında kullanılabilecek.


"Sodyumsuz-tuzsuz" beyanı yapılabilmesi için 100 gram katı veya 100 mililitre sıvı gıdada, 0,005 gramdan fazla sodyum veya 0,013 gramdan fazla tuz bulunmaması gerekecek.


e20e00047e6d4f36949cc66023b19155