27 Kasım 2019 Çarşamba

Çikolata kistleri hamileliği engeller mi?

Çikolata kistleri hamileliği engeller mi, kısırlığa neden olur mu gibi sorular soruyorsanız, Kadın Hastalıkları Doğum Ve Tüp Bebek Uzmanı Profesör Doktor Bülent Berker'in konu hakkında yapmış olduğu açıklamalara göz atabilirsiniz.

Çikolata kistleri ve endometriozisde yumurtalık rezervinin korunması ve bebek elde edilmesi
Rahim içindeki endometrium denilen dokunun, karın içinde başka dokulara yerleşmesine endometriozis denir. Bu durumda adet kanaması sırasında bu dokudan da kanama olduğundan şiddetli adet ağrısı oluşabilir. Ayrıca bu kanamanın verdiği hasara bağlı olarak cinsel temas sırasında ve değişik zamanlarda kasık ağrısı gelişebilir.

Endometriozisin neden olduğu önemli bir diğer sağlık sorunu ise infertilite yani kısırlıkdır. Endometriozis yumurtalıklara yerleştiğinde, yumurtalık içinde kistlere neden olur. Bu kistlerin içinde, çikolata (koyu kahverengi) renginde sıvı toplanır ve bu nedenle bazen çikolata kistleri olarak adlandırılmaktadır. Kist tedavi edilmeyip büyük hacimlere ulaşırsa yırtılabilir ve içindeki sıvı karın boşluğuna yayılır bu da ciddi komplikasyonlara neden olur.

Endometriozis tahmin edilenden daha sık gözlenen bir rahatsızlıktır. Tüm kadınların %3-5'inde, çocuk sahibi olmakta güçlük çeken çiftlerde ise %40'a varan oranlarda endometriozis varlığı saptanmaktadır. Endometriozisin infertilite ile önemli bir ilişkisinin olduğu kabul edilen bir gerçektir. Endometriozisli kadınlardaki üreme fizyolojisinin neredeyse her yönü araştırılmış ve çeşitli bozukluklar olduğu gösterilmiştir.

Şiddetli endometriozis varlığında, üreme organları arasındaki anatomik ilişkinin bozulması ve yapışıklıklar nedeni ile tüplerde meydana gelen tıkanıklıkların infertiliteye yol açtığı aşikardır. Ancak, minimal ve hafif endometriozisli olgularda infertilitenin nedenini tam olarak açıklamak kolay değildir. Son yıllarda elde edilen bulgular göstermektedir ki endometriozis ile ilişkili infertilitede esas olarak dört faktörün rolü vardır. Bunlar: bozulmuş yumurta hücresi gelişimi, azalmış fertilizasyon, immünolojik faktörler ve embryonun rahim iç zarına tutunma sorunu.

Endometriozisin kesin tanısını sağlayan işaret veya bulgu yoktur. Ultrason yumurtalıkdaki çikolata kistlerinin tanısında bize çok yardımcı olmaktadır. Endometriozisin kesin tanısı, laparoskopi yapılarak yani karnın içerisine milimetrik boyutlarda kanüller yerleştirilip ışıklı bir kamera yardımı ile karın içerisinin gözlenmesi ile konur. Bu girişim sırasında hastalığın yaygınlığı ve şiddeti de değerlendirilebilmektedir.

Endometriozisde tedavi, infertilite (kısırlık) veya ağrıyı azaltmak için yapılır. Laparoskopi sırasında endometriotik odakların çıkarılması uzun süreli bir rahatlama sağlamaktadır. Eğer bebek istemi söz konusu değilse, cerrahi tedavi sonrasında hastaya ek olarak endometriotik odakları baskılayıcı ilaç tedavisi de verilmektedir. Endometriozisin neden olduğu kısırlık tedavisinde, hastanın yaşı, kısırlığın süresi, kısırlık yapan başka patolojilerin olup olmadığı ve endometriozisin yaygınlık derecesi çok önemlidir.

Tedavi bu bilgilerin ışığı altında yapılmalıdır. Günümüzde endometriozis ile ilişkili infertilitede cerrahi tedavi ve özellikle de laparoskopik cerrahi yaklaşım çok büyük önem kazanmıştır. Laparoskopik cerrahi sırasında tüm endometriozis odakları ve varsa çikolata kistleri çıkarılmaktadır. Günümüzde laparoskopik cerrahi açık cerrahiye oranla daha fazla tercih edilmektedir. Operasyon süresinin, hastanede kalış ve iyileşme sürelerinin kısa olmasından dolayı laparoskopik cerrahi endometriozisin tedavisinde ilk seçenek olmalıdır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu cerrahi sırasında yumurtalık dokusunun korunmasıdır. Tekrarlayan cerrahi girişimlerden kaçınılması ve laparoskopik cerrahi konusunda deneyimli olmak bu nedenle önemlidir.

Laparoskopik cerrahi tedavi yaklaşımı endometriozisle ilişkili infertilitede gebeliği sağlayamaz ise tüp bebek tedavisi kaçınılmaz olmaktadır. Genel olarak, tüp bebek tedavisi diğer tedavi yöntemlerinin başarısız olduğu, ileri evre hastalığı, uzun süreli kısırlık öyküsü olan endometriozisli kadınlara önerilmektedir.

9e07265491f54981aaf8e2fd0e0e51aa

Çocuğunuz size vuruyorsa ne yapmalısınız?

Çocuğunuz hiç beklemediğiniz bir anda size veya başka bir çocuğa vuruyorsa o an şaşırabilir ve üzülebilirsiniz. Bu durumda çocuğunuzun neden size veya başkasını vurduğunu araştırabilir ve ne yapacağınızı bilemeyebilirsiniz. İşte bu durumda size yardımcı olacak ipuçları paylaştık.

Uzun süredir ya da son zamanlarda çocuğunuz size veya arkadaşlarına vuruyorsa suçu kendinizde bulabilir ve üzülebilirsiniz.Aslında çocuğunuz başkalarına vurduğunda bunu onun canını yakmak için yapmıyor. Çocuklar bu tip davranışlar ile ilgi çekmek isterler ve bu durum onların hoşuna gidebilir. İstediğiniz kadar bu davranışı tekrarlamaması için onunla konuşun bu konuşmalar hiç de caydırıcı olmayacaktır. Çünkü neden olduğu karmaşa onu heyecanlandıracak ve kafasını karıştıracaktır. Peki, bu durumda ne yapabilirsiniz? İşte sizinle birkaç ipucu paylaştık.

Evinizde ve çevrenizde şiddete yer olmadığını anlamasını sağlayın

Çocuğunuza vurmanın yasak olduğunu kesin bir dille anlatmanız gerekiyor. Çocuğunuz sakinleştikten sonra onunla bu sorun hakkında kararlı ve net bir şekilde konuşun: "Biliyorum sinirleniyorsun, çok fazla öfken var. Bu kocaman duygularla kimseyi incitmeden başa çıkabilmen için sana yardım edeceğim. Seni çok kızdıran şeylerle ben ilgileneceğim; ancak anneye vurmak yasak."

Sakin ve kendine güvenen bir lider olun

Bir çocuk birisine vurduğunda aklınızdan çıkarmamanız gereken şey, onların kötü olmadığıdır. Sadece öğrendikleri yeni bir yöntemi deniyorlardır. Bazen bunu başkalarından görüp öğrenirler, bazen de oyun sırasında farkında olmadan keşfederler. Nasıl öğrenirse öğrensin, çocuğunuzun birisine vurması tepki çekeceğinden bir anda onun için ilginç bir hal alacaktır. Tepkileri kontrol ederek ve soruna sakin ve kendinden emin bir şekilde yaklaşarak, çocuğunuz için ortaya çıkan heyecanı yok edebilir ve bu hareketin ne kadar değersiz olduğunu gösterebilirsiniz. Buna ses tonunuzu değiştirerek başlayabilirsiniz.

Çocuğunuzun iyi dinlenmiş ve beslenmiş olduğundan emin olun

Çocuğunuz yorgun mu? Aç mı? Çocuğunuzun ani tepkileri ve saldırıları, midesinin boş olduğu zamanlara denk geliyor olabilir. Bu problemli davranışların takibinde olun. Çoğunlukla akşam yemeklerinden önce mi oluyor? Üstesinden gelmesi için küçük bir atıştırmalık verin. Yatma saatinden hemen önce mi? Yorgun düşmemesi için biraz daha erken yatmasını sağlayın.

Bunu önlemek için çocuğunuza yakın durun

Bir çocuk bir diğerine vurduğunda anne ve babalar genellikle hazırlıksız yakalanır. Ancak bu tür bir davranış tekrar eden bir hal aldıysa, tekrar vuracaklarını bilmeli ve bu nedenle vurmasını önlemek için hazırlıklı olmak gerekli. Çocuklar birlikte oynarken, sürekli olarak kendi çocuğunuzu izlemek durumunda kalmak kolay değil. Ancak bunu yapmalısınız. Çünkü çocuğunuzun bunu yapmanıza ihtiyacı var.

Çocuğunuza farkındalığı öğretin

Son zamanlarda, çocuklar ve farkındalık meditasyonları ile ilgili çok yararlı etkinlikler düzenleniyor. Bu çalışmalarda, birkaç dakikalık arkadaş canlısı egzersizlere katılan çocukların öfke ve gerginliklerinde yoğun bir azalma görülüyor. Tüm bu programlar ve daha fazlası, yerinde duramayan, huzursuz çocukların dahi kimi zaman öfke ve saldırganlık kontrollerini artırabilmek için kucaklarına oyuncak bir ayı koyarak, yavaş ve sessizce nefes almaya odaklanabildiklerini kanıtlıyor.

Çocuğunuza ilgi gösterin

Çocuğunuza, dikkatinizi ve ilginizi, hızlı bir kucaklama ya da küçük bir gülümseme gibi basit ve kolay hareketlerle, gün boyunca küçük dozlar halinde vermeyi unutmayın. Kendilerini size yakın ve bağlı hisseden çocuklar genelde sizi memnun etmek için ellerinden geleni yaparlar.

3beebf133afc45b184ca6943f44f88e3

Yılbaşında birbirinden lezzetli ve eğlenceli kutlama alternatifleri

Aralık ayı boyunca konuklarına yılbaşı ruhunu yaşatacak olan Hilton İstanbul Bosphorus, yılbaşı gecesi için hazırladığı birbirinden özel programları ile yeni yıla hem eğlenceli hem de lezzetli bir başlangıç yapmak isteyenleri bekliyor.

Türkiye'nin ilk uluslararası beş yıldızlı oteli Hilton İstanbul Bosphorus, birbirinden özel yılbaşı programları ile 2020 yılına lezzetli ve eğlenceli bir giriş yapmak isteyen misafirlerini bekliyor. Boğaz manzarasına hakim konumda bulunan restoranı Bosphorus Terrace ve Hilton asaletinin simgesi Balo salonunda gerçekleştireceği yılbaşı programlarıyla konuklarına eşsiz bir ziyafet yaşatacak olan Hilton İstanbul Bosphorus, 24 ve 25 Aralık günleri Bosphorus Terrace Restaurant'da gerçekleştireceği Noel kutlamalarıyla da fark yaratacak.

Noel ruhunu Bosphorus Terrace'ta yaşayın

Hilton İstanbul Bosphorus, Noel ruhunu yaşamak isteyen yerli ve yabancı misafirlerini de unutmadı. Noel'e özel dekoru ve müzikleriyle Bosphorus Terrace Restaurant'da 24 Aralık gecesi gerçekleşecek olan Noel akşam yemeği büfesinde salata çeşitlerinden yerli ve ithal peynir çeşitlerine; Türk mutfağının geleneksel mezelerinden, içinizi ısıtacak çorba çeşitlerine lezzetli başlangıçlar yer alacak. Şov istasyonunda ise hardal ve biberle kaplanmış dana kaburga ve Noel gecesinin vazgeçilmezi ağır ateşte pişmiş hindi, açık büfenin öne çıkan spesiyalleri arasında yer alacak.

25 Aralık günü yine Bosphorus Terrace Restaurant'da gerçekleşecek Noel Brunch'ı da, bu özel dönemi kutlamak isteyen misafirlerini canlı müzik eşliğinde geleneksel ve bir o kadar da özel bir brunch ile ağırlayacak. Ilık Noel pudingleri, elmalı ve balkabağı tart, kestaneli cheesecake ise açık büfenin Noel temalı tatlı seçkisinden öne çıkan lezzetler arasında yer alacak.

Balo salonunda yeni yıla ihtişamlı bir başlangıç

Hilton şeflerinin geceye özel hazırladığı "Yıldızların altında yeni yıl gala" menüsü, 2020 yılına lezzet dolu bir giriş yapmak isteyenleri bekleyecek. Şehrin en şık balo salonlarından birine sahip olan Hilton İstanbul Bosphorus'un yeni yıl balosunda ziyafet, Istakoz "Lollipop" ve Ördek Kornet ile başlayacak. Lezzet şöleni Calvados ile lezzetlendirilmiş Kaz Ciğeri Terrine ile devam edecek. Gala menüsünde ara sıcak olarak servis edilecek Dağlanmış Deniz Levreği Filetosu'na ise şampanya ve gül şerbeti eşlik edecek. Ana yemek seçiminde bu sene Siyah Trüf Mantarı ve Tatlı Patates "Croquette" ile servis edilen dana madalyonlarını tercih eden Hilton İstanbul Bosphorus, finalde Valrhona Jivara çikolata pasta, Ameretto dondurma, Balkabağı, Cevizli Gevrek ve Praline ile yeni yıla en tatlı girişi yapmanızı sağlayacak. Gala yemeğine, yılbaşı gecesine eğlence katacak Latin ezgilerinden Jazz'a, Türkçe şarkılardan popüler hit parçalara uzanan keyifli canlı müzik performansları da eşlik edecek.

Yeni yılı Bosphorus Terrace'ta Boğaz'a karşı kutlayın

Hilton İstanbul Bosphorus, Boğaz manzaralı restoranı Bosphorus Terrace'da zengin açık büfesi ve canlı müzik performansıyla misafirlerine keyifli bir yılbaşı gecesi yaşatmaya hazırlanıyor. Uzak Doğu mutfağından, yerli ve uluslararası peynir çeşitlerine; zeytinyağlılardan Anadolu mutfağının en sevilen lezzetlerine geniş bir seçkinin yer alacağı yılbaşı büfesinde, şov sunum istasyonlarında tuzda levrek, ağır ateşte pişmiş hindi ve geleneksel lezzetlerden döner kebap yer alırken; ana yemekler arasında kuzu pirzola, dana madalyon mantar ragu, somon "levenghi, ricotta ravioli" gibi çok özel lezzetler bulunacak. Çikolata şelalesi, çilek tiramisu, pana cotta, kestaneli pasta ve creme brulee ise açık büfenin baş döndüren tatlı çeşitlerinden sadece bir kaçı olacak. Sevdikleriyle birlikte nezih ve eğlenceli bir ortamda yeni yılı kutlamak isteyenler için en ideal seçeneklerden biri olan mekan, eşsiz boğaz manzarasıyla da misafirlerini büyüleyecek.

Bosphorus Terrace, yeni yılın ilk gününü keyifli bir brunch ile taçlandırmak isteyenleri de unutmadı. Birbirinden lezzetli soğuk aperatiflerden salata istasyonuna, Asya mutfağından ızgara et çeşitlerine farklı damak zevklerine hitap eden ziyafet dolu yeni yıl brunch'ı, çocuklara özel lezzet köşesiyle de minik misafirlerin beğenisini kazanacak.

Alternatif kutlamaların adresi Veranda Terrace Bar

Alternatif kutlamalar için Hilton İstanbul Bosphorus'taki alternatif eğlencenin adresi ise Veranda Terrace Bar olacak. Bir adet yerli içeceğin dahil olduğu yılbaşı kutlaması paketi alternatifi sunan Veranda Terrace Bar, arzu eden misafirler için A la Carte menüsünden servis de yapacak. Canlı perküsyon şov ve DJ performans eşliğinde, Boğazın ve otelin bahçelerinin harika manzarasına karşı kutlayacağınız yılbaşı unutulmazlar arasındaki yerini alacak.

Yılbaşı sihrini uzun uzun yaşamak isteyenler için konaklama paketi

Hilton İstanbul Bosphorus, yeni yıla sihirli bir giriş yapmak isteyenler için bir de yılbaşı konaklama paketi sunuyor. Misafirlerin tercihine göre Bosphorus Terrace Restaurant ya da Balo salonundaki yeni yıl yemeği, 31 Aralık gecesi Hilton'da konaklama ayrıcalığı ve yeni yılın ilk günü Bosphorus Terrace Restaurant'ta düzenlenecek yeni yıl brunch'ının dahil olduğu paket yeni yıl coşkusunu uzun uzun yaşamak isteyen misafirleri bekliyor.

01dafa6cc29143b794093bd8bfada5f8

Bal mumunun şaşırtan 6 kullanım alanı

Bal mumu çeşitli arı türleri tarafından doğal yollarla üretilir. Bal mumu doğal olduğundan, birçok insan bal mumundan yapılmış cilt bakım ve kozmetik ürünlerini kullanmayı tercih etmektedir. Peki, bal mumunun diğer şaşırtıcı kullanım alanlarını biliyor musunuz?

Kendi mumunuzu yapabilirsiniz

Dışarıda satılan bir çok kokulu mum var; portakaldan tutun, limon kokulu mum, ananas kokulu mum, vanilya kokulu mum, tarçın kokulu mum, böğürtlen kokulu mum, muz kokulu mum, leylak kokulu mum, lavanta kokulu mum, okyanus kokulu mum ve kakao kokulu mum gibi aromatik tüm esanslardan hoş kokulu mumlar yapmak mümkün. Hatta bazı bitkilerin ve esansların karışımlarından yararlanarak kendinize fantastik mumlar da üretebilirsiniz.

Dudak nemlendiricisi

Bal mumu, gün boyu nemi hapsetme özelliği nedeniyle kozmetik ürünlerinde sıkça kullanılmaktadır.Özellikle çatlamış dudaklarınız için bal mumundan kendi dudak nemlendiricinizi yapabilirsiniz. Bunun için bal mumunun içerisine, hepsinden az olacak şekilde hindista cevizi yağıi shea yağı, nane yağını karıştırın. Kaynamış suyun üzerinde buhar yöntemi ile karıştırın ve minik bir tüpe veya şişeye boşaltın. Soğuduğun da kullanmaya başlayabilirsiniz.

Ayakkabınız su geçiriyorsa...

Çok sevdiğiniz ayakkabınızı giymek istiyor fakat su geçirdiği için kullanmayı düşünmüyorsanız, bu sorunu bal mumu ile çözebilirsiniz. Bunun için bal mumunu doğrudan ayakkabınızın üzerine bir bez yardımı ile sürün ve erimesi için fön makinesinden yardım alın. Kalan fazla mumu bir havluyla ovalayın. İşte bu kadar!

Mutfak ev gereçlerinizin yeni görünmesini sağlar

Mutfak ev gereçlerinizi kullanmadan önce bal mumu ile cilalayarak yeni gibi görünmesini sağlayabilirsiniz. Bunun için bal mununu temiz bir bez yardımıyla sürün. Tavanızdaki yağlanmaları temizlemek için ise bal mumunu tavanın içine koyun ve normal bir şekilde ocakta pişirin. Zamanla tavanıza kalıcı bir mum tabakası oluşacaktır. Bu fazla yağı emecektir.

İnatçı fermuarlar için...

Tüm yaz dolabınızda sakladığınız kışlık montlarınızı kullanma vaktiniz geldi. Ancak fermuarını açmakta zorlanıyorsanız bunun için hızlı bir uygulamayla sorunu çözebilirsiniz. Sadece fermuarın dişlerine küçük bir bal mumu parçası sürün.

Ahşap mobilyalarınızı cilalayın

Yemek odanızdaki sandalyeleriniz ya da ahşap mobilyalarınız eskisi gibi görünmüyorsa, bal mumu ile cilalayarak yeniden parlamasını sağlayabilirsiniz. Bunun için Bir parça bal mumuna; zeytin yağı ya da hindistan cevizi yağı ekleyin. Eriyene kadar ısıtın ve soğumasını bekleyin. Sertleşince temiz bir bez kullanarak ahşap mobilyaları hafifçe temizleyin.

3649f1d1ac6f4d1db26d4ccd42383d6d

Sperm hızı düşük erkeklere 'domates' müjdesi!

Domatese rengini veren 'likopen'in, sperm kalitesini hem şekil hem de yüzme kapasitesi açısından artırdığı kanıtlandı. Yakın gelecekte anormal sperm üretimine ve fonksiyonuna bağlı problemlerin çoğu, girişimsel tedavilere gerek kalmadan çözülebilecek

Kadın Hastalıkları Doğum ve Tüp Bebek Uzmanı Op.Dr. Betül Görgen, İngiltere'deki Sheffield Üniversitesi'nde yapılan araştırmanın detayları hakkında şu bilgileri verdi: "12 haftalık çalışma süresince 19-30 yaş arasındaki sağlıklı gönüllülerden oluşan katılımcıların yarısı günde 14 mg laktolikopen, geri kalan yarısı da plasebo kullandı.


Yüzde 40 artış sağladı

Ne araştırmacılar ne de gönüllü katılımcılar kimlerin laktolikopen kimlerin plasebo aldığını bilmiyorlardı. Çalışmanın başında ve sonunda katılımcılardan sperm örnekleri alındı. Laktolikopen kullanan katılımcılarda sperm hareketi hızındaki artış ve morfolojik düzelme oranı yüzde 40 olarak saptandı.

'Bu farkı beklemiyorduk'

Sheffield Üniversitesi Onkoloji ve Metabolizma Bölümü'nden Prof. Allan Pacey, çalışmanın sonunda tablet kullanan ve kullanmayanların sperm parametreleri arasındaki bu farkı gerçekten beklemediklerini açıkladı.

'İnanılmazdı'

Hatta sonuçları gördüklerinde nerdeyse sandalyeden düşmek üzere olduğunu belirtti.Spermlerde görülen hareket ve morfolojik açıdan düzelme inanılmazdı."

Bu çalışmanın bir sonraki adımının daha çok katılımcıyla ve bebek sahibi olmaya çalışan çiftler üzerinde yapılması gerektiğini belirten Op.Dr. Betül Görgen, ilk basamaktan elde edilen olumlu sonuçların yeni yapılacaklar açısından umut verici olduğunu sözlerine ekledi.


8577fcce5f4d4017927b161a37ada4b9

Sarımsağın atığı da antioksidan açısından değerli

Kastamonu Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Deren Tahmas Kahyaoğlu tarafından yapılan çalışmada, sarımsağın çöpe giden sap ve kabuklarının da antioksidan açısından önemli olduğu belirlendi.

Sarımsakların sap ve kabuklarının çöpe atılmasının önüne geçip bunların ekonomiye kazandırılmasını amaçlayan Dr. Öğretim Üyesi Deren Tahmas Kahyaoğlu, Türkiye'nin önemli sarımsak üretim merkezlerinden Kastamonu'nun Taşköprü ilçesindeki 20 farklı tarladan örnek aldı.  Laboratuvarda sarımsakları inceleyen Kahyaoğlu, Taşköprü sarımsağının dişlerinde bulunan antioksidan aktivitenin sap ve kabuk kısmında da varlığını tespit etti.


Kahyaoğlu yaptığı açıklamada, sarımsağın tıbbi bir bitki olduğuna işaret ederek, Taşköprü sarımsağının, Türkiye'deki diğer sarımsak türlerinden farklı olduğunu, 10-11 aylık raf ömrü bulunduğunu söyledi.


Bir süre önce Gıda Mühendisliği Bölümü olarak kentteki bir sarımsak fabrikasını ziyaret ettiklerini anlatan Kahyaoğlu, "Ürün, sap ve kabuklarından ayrılıp vakumlu ambalajlarda paketlenerek ihraç ediliyordu. Ayrılan sap ve kabukların ne olduğunu merak ettik. İşletmeye sorduğumuzda, bunların çöpe atıldığı söylendi." dedi. "Hem ekonomiye katkı sağlayacak hem de çevre kirliliği önlenecek"


Çöpe atılan kısmın sarımsağın toplam ağırlığının yüzde 10'unu oluşturduğunun altını çizen Kahyaoğlu, şöyle devam etti: "Bu kadar büyük bir miktarın atık olması, bizi bu çalışmayı yapmaya yönlendirdi. Sarımsak, doğal bir antioksidandır. Bu ispat edilmiştir. Bu özelliğin kabuğu ve sapında da olup olmadığını merak ettik. 'Bunları endüstriye tekrar kazandırabilir miyiz?' diye düşündük.


Bu amaçla yaptığımız çalışmada, Taşköprü'nün farklı tarlalarından elde ettiğimiz sarımsağın kendisinde, diş kabuğunda ve sapında antioksidan aktivite testleri yaptık. Bu testler sonucunda tabii ki en yüksek antioksidan aktivite dişlerinde tespit edildi. Bunu sarımsak dişinin kabuğu, ardından da sapı takip etti."


Sarımsakla ilgilenen sanayicilerden sarımsağın sap ve kabuğunu da değerlendirmelerini isteyen Kahyaoğlu, "Yüzde 10'luk atık kısım işlendiğinde hem ülke ekonomisine katkı sağlayacak hem de çevre kirliliğinin önüne geçilmiş olacaktır. Sarımsakla ilgilenen sanayicilerin Ar-Ge çalışmaları yapıp bu tarımsal atığı değerlendirmeleri ve bu sayede Taşköprü sarımsağının dünya piyasasında rekabet gücünün artırılabilmesi, oldukça önemlidir." ifadesini kullandı. Kahyaoğlu, çalışmasını uluslararası bir kongrede sunduğunu ve oldukça ilgi gördüğünü sözlerine ekledi.


58f3632a01ff42fbaaba445a41610900

25 Kasım 2019 Pazartesi

Uzun dönem emzirmenin anneye faydaları

Çocuk Endokrinoloji ve Neonatoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Selim Kurtoğlu; "Emzirmeyi uzun dönem sürdüren annelerde meme, yumurtalık ve endometrium kanserleri daha az görülmektedir. Meme kanseri riski yüzde 22, yumurtalık kanseri riskinin ise yüzde 30 oranında azaldığı belirlenmiştir" dedi.

Bebeklerin doğumundan sonra beslenme gereksinimlerinin tamamını tek başına karşılayan anne sütünün, kısa ve hatta uzun dönemde annelere birçok olumlu etkisinin olduğu biliniyor. Annenin bebekle iletişimini sağlayan anne sütü, bebeği de anneye bağlayarak bedensel ve ruhsal gelişime katkı sağlıyor. Çocuk Endokrinoloji ve Neonatoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, anne sütünün anneye uzun ve kısa dönemdeki olumlu etkileriyle ilgili bilgi verdi. Kurtoğlu; "Dünya Sağlık Örgütü ve pediatri dernekleri, doğumdan başlayarak bebeklerin ilk 6 ayda sadece anne sütüyle beslenmesini önermektedir.

Bebekler için en ideal besin ''Anne sütü''

Bebekler için anne sütü en iyi, en ideal ve en doğal besindir. Normal doğum haftasında dünyaya gelen sağlıklı bebeklerin beslenme ihtiyacını tek başına 6 ay boyunca karşılayabilen anne sütü, bebeklerin ihtiyacı olan tüm besin maddelerini içeriğinde barındırmaktadır. Öte yandan, emzirmenin 6 aydan sonra uygun ek gıdalar eşliğinde en az 1 yaşına kadar devam ettirilmesi önemlidir. Yani 6 aydan sonra anne sütüyle birlikte ek gıdalara başlanmalıdır. Böylece bebeğe verilen ek gıdalar sayesinde damak tadı, katı besinleri çiğneme ve yutma fonksiyonları da gelişmektedir. Bebeğin ilk 6 ay ihtiyacı olan yağ, protein ve vitaminleri içeriğinde barındıran anne sütü içeriğindeki maddelerle bağışıklık sistemini güçlendirerek bebekleri hastalıklara karşı korumaktadır. İçeriğindeki yeterli su ve vitamin nedeniyle sıcak iklimin hüküm sürdüğü bölgelerde bebeklere su vermeye bile ihtiyaç yoktur. Vücudu her türlü enfeksiyondan koruyan anne sütüyle beslenen çocukların ilerleyen dönemde astım, alerji ve diyabet gibi hastalıklara karşı daha dirençli olduğu belirlenmiştir. Dünya tıp literatürlerinde bebekleri 2 yıl emzirmenin yararlı olduğu kabul edilmiş durumdadır" dedi.

Emzirmenin kısa dönemde anneye yararları hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Kurtoğlu; "Bebekleri uzun dönem emzirmenin yanı sıra bu durumun annelere de bir dizi yararları olduğu belirlendi. Emzirmenin kısa dönem katkıları arasında doğum sonrası kanamaların azalması, kansızlık riskinde azalma, rahmin hızlı toparlanması ve adetlerin bir süre durması sayılabilir. Emzirmeyi sürdüren annelerin, adet görmeleri durmakta ve tekrar gebe kalmaları söz konusu olmadığı için de doğum aralığı gerçekleşmekte ve erken gebelik oluşmamakta böylece yüksek riskli 'preterm' doğumlar görülmemektedir. Gebelik şekeri geçiren annelerde ise pankreas beta hücrelerinde toparlanma, kan şekerinde, total kolesterolde azalma ve faydalı kolesterol (HDL-K) düzeylerinde artma gibi olumlu katkıları olduğu gözlenmiştir." ifadelerini kullandı. Uzun dönemde anne için de yararları hakkında da bilgiler veren Çocuk Endokrinoloji ve Neonatoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Selim Kurtoğlu; "Hipertansiyon, kan yağlarında artma, kalp hastalıkları, obezite ve inme gibi problemler uzun dönem bebeklerini emziren annelerde daha az görülmektedir. Toplam emzirme süresi 1 yılı geçen annelerde tip 2 diyabet ve metabolik sendrom riski azalmaktadır.

Emzirmeyi uzun dönem sürdüren annelerde meme, yumurtalık ve endometrium kanserleri daha az görülmektedir. Meme kanseri riski yüzde 22, yumurtalık kanseri riskinin ise yüzde 30 oranında azaldığı belirlenmiştir. Bebeğini bir yıldan fazla emziren annelerde iltihaplı romatizma (romatoid artrit) görülme olasılığı azalmaktadır. Emzirme süresi 15 ayı aşan annelerde multipl skleroz (MS hastalığı) riskinde önemli oranda düşmeler olduğu saptanmıştır. Tam net olmasa da uzun dönem emzirmenin depresyon ve kilo verme konusunda anneye olumlu etkilerinin olduğu düşünülmektedir" dedi.

e3531d6177df467db08a19d03aed38d1

'Aşırı baskıcı ve koruyucu anne çocuk ilişkisi sağlıklı değil'

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği Başkanı Cem Keçe, sağlıklı olmayan anne çocuk ilişkilerinde en çok görülen eğilimin, annenin aşırı baskıcı ve koruyucu tutumlar sergilemesi olduğunu söyledi. Bu durumu 'Hegemon Anne Sendromu' olarak adlandırdığını belirten Keçe, "Bu tür anneler, çocukları üzerinde tam bir egemenlik kurarak, onları adeta bir diktatör gibi yönetirler ve bir fanus içinde büyütürler" dedi.

Cem Keçe, bireyin ruh sağlığında annenin rolüne dikkat çekerek, anne ile çocuk arasındaki ilişkinin çocuğun psikolojik gelişimine temel oluşturduğunu söyledi. Bu ilişkinin annenin kişiliği ve ruh sağlığı açısından önemli göstergeler ortaya koyduğunu belirten Keçe, "İdeal olan anne-çocuk ilişkisi, annenin çocuğun fiziksel, duygusal, ruhsal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılayarak, bu alanlarda güvenli ve olağan gelişimini sağlamasına yardımcı olduğu bir ilişkidir. Ancak annenin tüm bunları yapabilmesi için kendisinin bu gelişim süreçlerini sağlıklı bir şekilde tamamlamış olması gerekir. Aksi halde çevremizde örneklerini bolca gördüğümüz gibi çocukla baskıcı, ilgisiz, tutarsız, aşırı koruyucu ya da mükemmeliyetçi bir ilişki fantezisi olan anneler olacaktır" görüşünü dile getirdi.

Hegemon anne sendromu nedir?

Keçe, sağlıklı olmayan anne-çocuk ilişkilerinde en çok görülen eğilimin, annenin aşırı baskıcı ve koruyucu tutumlar sergilemesi olduğunu belirterek, "Ben bu durumu 'Hegemon Anne Sendromu' olarak adlandırıyorum. Bu tür anneler, çocukları üzerinde tam bir egemenlik kurarak, onları adeta bir diktatör gibi yönetirler ve bir fanus içinde büyütürler. Çocuk üzerindeki kontrollerini kaybettiklerinde anksiyete ve bayılma, ağlama krizleri geçirme, hastalanma, mutsuzluk döngüsüne girme gibi histerik tepkiler gösterirler" dedi.

'Çocuğunda kendisini temize çeken anne'

Bu tür annelerin aşırı baskıcı ve otoriter olduğunu vurgulayan Keçe, "Çocuklarına son derece bağımlı olan hegemon anneler, aslında kendi çocukluklarını temize çekme arzusu içindedirler. Kendi annelerinden göremedikleri yakınlık, ilgi ve sevgiyi çocuklarına göstermeye çalışarak psikolojik gelişim aşamalarındaki kayıplarını telafi etmek amacıyla bilinçsiz bir çaba gösterirler. Kendi anneleri tarafından duygusal olarak aç bırakılmış olan hegemon anneler, çocukları daha istemeden isteklerini yerine getirerek ve ihtiyaçlarını karşılayarak, aslında kendilerinin duygusal açlıklarını gidermeye çalışırlar" diye konuştu.

'Psikolojik büyümeye engel olurlar'

Keçe, hegemon annelerin diğer özelliklerini de şöyle sıraladı:

"Çocuğun hiçbir olumsuzluk yaşamasına izin vermemek için onun yerine kararlar alan, hatta onun yerine her şeyi yapan hegemon anneler, çocuklarını fiziksel olarak büyütebilirler; ama psikolojik olarak büyümelerine engel olurlar. Bu annelerin çocuklarının bağımsızlık ve kendine güven kavramları tam olarak gelişmez ve yetişkin olduklarına özgüven sorunlarının yanı sıra cinsel, ilişkisel ve psikolojik sorunlar yaşayabilirler."

'İyi anne değil, yeterince iyi anne'

Cem Keçe, 'iyi annelik' kavramı için standart bir tanım ya da formül bulunmadığına işaret ederek, "İyi annelik yeterli anneliktir. Çocuğun ihtiyacı olduğu zaman yanında olan sevgi dolu, özenli, sabırlı, duyarlı, empatik anne yeterli ve iyi bir annedir, diğer bir ifadeyle yeterince iyi annedir. Yeterince iyi anne, bakım verme, oyun oynama, dokunarak sevgisini gösterme ve değer verme, koşulsuzca sevme ve kabul etme gibi temel annelik işlevlerini yerine getirmenin yanında, çocuğun yakınlık arayışına karşılık verir ve yakınlığı tolere etmesine yardımcı olur, çocuğun hayatı keşfetmesine destek olur ve ayrılık kaygısını tolere etmesini sağlar, çocuğa güvenli sığınak ve güvenli dayanak olur. Yani yeterince iyi anne çocuğun fiziksel, duygusal ve ruhsal açıdan sağlıklı bir birey olabilmesi için gerekli ortamı ve bakımı sağlar; ancak bunu yaparken çocuğun kendine ait dünyasını oluşturmasına izin verir ve bu dünya üzerinde egemenlik kurmadan, destekleyici, geliştirici ve güven verici bir rol üstlenir" dedi.

'Hata yapmasına izin verir'

Yeterince iyi olan annelerin mükemmel bir anne olmak için uğraşmadıklarını ve çocuklarından mükemmeliyet beklemediklerini vurgulayan Cem Keçe, "Çocuklarının ihtiyaçlarını ve isteklerini anlamaya çalışırlar, onlara saygı gösterirler ve onları oldukları gibi kabul ederler. Kendilerini çocuklarının biçimlendiricileri olarak görmezler" dedi. Keçe, annenin belirleyici değil, yol gösterici, destekleyici ve yardımcı olması gerektiğinin altını çizerken, "Bu nedenle yeterince iyi anne, çocuğuna risk alma ve yapabileceğinin en iyisini yapma özgürlüğü verir. Bu süreçte hata yapmasına ve başarısız olmasına izin verir; çünkü hataların ve başarısızlıkların öğrenmenin kaçınılmaz bileşenleri olduğunu bilir. Çocuğuna yardım ederken, görevi tamamen devralmak yerine çocuğunun çabalarını destekler. Çocuğunun onu memnun etme değil, dünyada kendi yerini bulma uğraşı içinde olduğunun farkında olarak bağımsızlık için çaba göstermesini sağlar ve onun dünyasında bir hegemonya kurmaz. Böylece sağlıklı ve mutlu bir yetişkin olmanın temellerini de atmış olur" değerlendirmesinde bulundu.

Sizin İçin SeçtiklerimizVikings: Free Online GameBu oyun can sıkıntısını sonsuza kadar bitiriyor!Vikings: Free Online GameEnza HomeEnza Koltuk Takımları %50'ye varan indirimlerle!Enza Homeaddax.com.tr1000 Farklı Ürün Seçeneği Seni Bekliyor!addax.com.trTaboola'danTaboola'dan 38561ccfc1e9484c8505a562f48cab61

Hamilelere yaz tatili önerileri

Gebelik, anne adayları için hem heyecanlı hem de bir o kadar zor bir süreç! Bir de hamileliğiniz yaz aylarına denk geldiyse, normalden biraz daha zorlanacaksınız demektir. Fazla sıcakların kendisini hissettirdiği bu günlerde, anne adayları neler yapmalı? Tatile gidecek olan gebeler, nelere dikkat etmeli? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Ferda Erbay, açıkladı.

Özellikle son üç ayın yaza denk gelmesi, anne adaylarını diğer mevsimlere göre daha fazla zorlamaktadır. Bu aylarda hamilelerde sıcaklık artışı ile birlikte; sıcak basmaları, avuç ve tabanlardaki yanmalar, alerjik problemler, bulantı ve kusmalarda artış, halsizlik, uykusuzluk, nefes darlığı gibi problemler artar.

Sıcakları bu önerilerle daha rahat atlatın!

Bol, rahat, pamuklu ve hafif giysiler tercih edin.

Gün içinde dış ortamda yapmanız gereken aktiviteleri, genelde daha serin olan sabah ve akşam saatlerinde yapmaya çalışın. Dışarıya çıkarken güneşten korunmak için 30 SPF ve üzeri güneş kremleri, geniş kenarlı şapkalar ve güneş gözlükleri kullanmaya özen gösterin.

32 dereceden yüksek sıcaklıklarda genelde kapalı ve serin mümkünse klimalı ortamlarda bulunun.

Bol bol sıvı tüketin. Günlük su tüketiminiz 2 litrenin altında olmasın

Hemen hemen her gebede az veya çok ödem oluşur. Sıcakla birlikte artan ödemle mücadele etmenin en iyi yolu tuz kısıtlamasıdır. Ödemi azaltmak için ayrıca; bol sıvı tüketmek, haftada 2-3 gün 30 dakikalık yürüyüşler yapmak, yürüyüş sonrası ayaklarınızı yükseğe kaldırarak dinlenmek gerekir.

Yaz aylarında gebeler nasıl beslenmeli?

Gebeler, sıcak yaz aylarında mümkün olduğunca; hafif, az yağlı, az baharatlı gıdalarla beslenmelidir. Daha çok salata, mevsim meyve ve sebzeleri, süt ürünleri tercih edilmelidir. Atıştırmalık olarak hafif sütlü tatlılar, badem ceviz, fındık gibi kuruyemiş ve kuru meyveler, meyveli yoğurtlar yemek uygundur. Öğünler, ufak porsiyonlar halinde ve sık tüketilmelidir. Ara öğünler atlanmamalıdır.

Yolculuğa çıkacak anne adayları dikkat!

Hamilelikte yolculuk için en uygun dönem bulantıların azaldığı, gebeliğe adaptasyonun en iyi olduğu dönem yani ikinci 3 aylık dönemdir. Bu dönemde gebelerin, enerjisi ve neşesi artar. Henüz vücut ağırlıkları, ödemleri ve karın büyüklükleri çok artmadığından anne adayları daha hareketli ve rahattırlar.

Gebelikte en güvenli yolculuk, uçak seyahatidir. Genellikle 28 gebelik haftasına kadar uçuşların hiçbir sakıncası yoktur. Hava yollarına göre farklılık göstermekle birlikte, doktor raporu ile 36 gebelik haftasına kadar uçuş yapılabilir. Uzun uçuşlarda zaman zaman ayakta dolaşmak, ayakları gerip bırakarak kan akışını arttırmaya çalışmak gerekir.

İkinci en güvenli yolculuk şekli, trendir.

Kendi aracınızla yaptığınız seyahatlerde 3 saatte bir mola vermek ve bu sırada en az beş dakikalık yürüyüşler yapmak uygundur.

"Gebelikte yüzme oldukça güvenli"

Denizde yüzüyorsanız 30 dakika ile 1 saatlik sürelerde, atlama ve dalış yapmadan sizi çok zorlamayacak bir tempo ile yüzmelisiniz. Hamilelikte kas krampları sıklığı arttığından, kıyıya yakın yerlerde yüzmeniz daha güvenlidir. Gebelikte; su kayağı, jet-ski, scuba diving, su kaydırakları gibi su sporları yapmanız uygun değildir.

Islak mayoyla kalmayın!

Hijyen açısından iyi denetlenen havuzlarda yüzmenin sakıncası yoktur. Doktorunuz özel bir yasak koymadığı sürece gebelik sonuna kadar yüzebilirsiniz. Yüzme bel ve sırt ağrılarınızı azaltır, normal doğum için çok iyi bir egzersizdir. Gebelikte genelde iki parçalı mayolar tercih etmek su dan çıkar çıkmaz değiştirmek ıslak kalmamak gerekir.38 dereceden yüksek ısılı sıcak havuzlara, kaplıcalara, saunalara ve jakuzilere girilmemelidir.

Güneşe çıkarken korunun

Hamilelikte güneşe çıkmadan önce 30 ve üzeri koruma faktörlü bir güneş kremi kullanmak, geniş kenarlı şapka ve gözlükler takmak, güneşin dik geldiği saat 11.00 ve 15.00 arası dışında en uzun 45 dakikalık sürede güneşlenmek, bol sıvı almak ve güneşlenme sonrası nemlendirici kremlerle cildi nemlendirmek; anne ve bebek sağlığı için gereklidir.

a9493d918b3646d9bb10dadb4678ef55

Ebeveynlerin madde bağımlılığına karşı alması gereken önlemler

Yalnızca madde değil, internet, oyun, alışveriş gibi davranışsal bağımlılıklarda da riskin arttığını ancak bunların tedavi edilebilir beyin hastalıkları olduğunu söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, özellikle madde bağımlılığının tedavisinde aile ile ergen genç arasında sağlıklı ve kesintisiz iletişimin en belirleyici etken olduğuna dikkat çekiyor.

Ebeveynlerin madde bağımlılığına karşı alması gereken önlemler

Ülkemizde 2018 yılında yapılan bir araştırma 15-34 yaş arasında ortalama her 3 kişiden 1'inin hayatında en az bir kez madde kullandığını gösteriyor. Yüksekliği nedeniyle düşündürücü olan bu oran, ergenlik çağındaki gençlerin madde ile temasının giderek daha da kolaylaştığı sonucunu da gözler önüne seriyor. Yalnızca madde değil, internet, oyun, alışveriş gibi davranışsal bağımlılıklarda da riskin arttığını ancak bunların tedavi edilebilir beyin hastalıkları olduğunu söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, özellikle madde bağımlılığının tedavisinde aile ile ergen genç arasında sağlıklı ve kesintisiz iletişimin en belirleyici etken olduğuna dikkat çekiyor.

"Çocuğunuzu risk faktörlerine hazırlayın"

Ergenlik dönemindeki bir gencin risklere karşı kendini koruyabilme becerisinin ilk olarak ailesi tarafından verilebileceğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, maddeyi ve bağımlılığı yok saymamanın ve bu konular hakkında konuşabilmenin gencin madde ile temas durumunda 'hayır' diyebilmesine önemli katkıda bulunacağını vurguluyor. Gençler; maddeye dair yaşadıkları sorunları ailesiyle konuşabileceğini, sorun büyümeden ailesinden yardım alabileceğine dair bilgileri, açık iletişim sayesinde alabilir. O nedenle açık iletişim çok önemli. Aksi durumda yanlış kişilere yönelmesi ve daha çok zarar görmesi olası hale geliyor.

"İletişimi asla koparmayın"

Ergenlik dönemi, gelişmekte olan bireyin merak duygusunun ve kendisini tanımlama isteğinin yüksek olduğu bir dönem. Son derece üretken ve doyuma yönelik olabilecek bu yüksek ruhsal enerji, risk alma davranışı ve akran grubu etkisiyle birleştiğinde ne yazık ki 'zarar görmekten kaçınmama' ile sonuçlanabiliyor.

Aile ile ergen birey arasında sağlıklı bir iletişimin her zaman önemli olduğunu, ancak bir madde bağımlılığı durumunda bunun üstesinden gelinmesi için en kritik etkenin iletişim olduğunu belirten Dr. Meral Akbıyık, erişkinlerce kısıtlanmaya cevap olarak, "yasağı bozma" çabasının ergen birey için ayrı bir motivasyon yaratarak madde ile teması kolaylaştırabildiğine vurgu yapıyor. Ailelerin gencin veya çocuğun mahremiyetine saygı duymaya özen göstermesi gerektiğini belirten Akbıyık, genci zorlamak ya da kendisinden habersiz olarak idrarını tahlile götürmek gibi davranışların olumsuz sonuç verdiğini belirtiyor. "Aileler bunun yerine kaygılarını gençle açıkça paylaşıp onunla iletişim kanallarını açık tutabilmeli, en uygun çözüm için onun hayatına ve özerkliğine saygı duyarken bir yandan da destek olmaya devam etmeli" diyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Akbıyık, iletişim problemi yaşadığını hisseden aile bireylerinin bir psikolog ya da psikiyatristten yardım almasının hem sorunun ilerlemeden çözülmesini hem de tedavi sürecinikolaylaştıracağının altını çiziyor.

"Bağımlılığın tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu unutmayın"

Bağımlılığın tedavi edilebilir bir beyin hastalığı olduğuna ve kişiye özel ihtiyaçlar değerlendirilerek planlanan tedavilerin daha başarılı sonuçlar verdiğine dikkat çeken Akbıyık hem bağımlılığa neden olan hem de bağımlılığı sürdüren duygusal faktörlerin mutlaka ele alınarak bireysel psikoterapi sürecine dahil edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Bu belirtiler sizi düşündürmeli

Ergenlik dönemindeki bir gencin madde ile temas etmesinin normal hayatına yansıyan bazı belirtileri beraberinde getirdiğini söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Meral Akbıyık, aileleri aşağıdaki durumların gözlenmesi durumunda çocuklarıyla uygun biçimde iletişim kurmaları ve vakit geçirmeden bir uzmanla görüşmeleri yönünde uyarıyor:

Gencin rutin hayatında olağandışı farklılıklar ortaya çıkması

Arkadaş çevresi değişimi
Daha fazla yalnız kalmak istemesi
Uyku düzeninin bozulması, okul başarısının düşmesi
Harcadığı paranın artması ya da parasını temel ihtiyaçlarına harcamaması
Yakınındakiler tarafından gözlemlenebilecek şekilde konuşma biçiminin bozulması
Ruh halinde dengesizlikler olması ya da "sarhoş gibi" hallerine tanıklık edilmesi
Odasında ya da diğer kullanım alanlarında kuru ot parçaları, tozlar veya haplar bulunması


c92e6492bb0948019f81ef842016b5de

Her gün badem yemenin vücuda 4 olumlu etkisi

Amerikan Kalp Birliği'nin yaptığı bir çalışmada, her gün badem tüketen insanların vücutlarına sağladığı 4 olumlu gözlemi paylaştı. İşte her gün badem yemenin vücuda 4 olumlu etkisi...

Bademin düzenli tüketildiği takdir de vücuda birçok faydası var. Amerikan Kalp Birliği yaptığı bir çalışmada düzenli badem tüketenlerin vücuda 4 olumlu faydası olduğunu açıkladı. İşte o faydalar...


Sivilceleri azaltır

Bademler, yüksek düzeyde omega-6 yağ seviyesi içerir. Sivilceyi iyileştirmeye ve cildinizi gençleştirmenize yardımcı olabilecek E vitamini ve antioksidanlar içerir.

Diyabet tedavisine yardımcı olur

Yapılan çalışmalar doğrultusunda tip 2 diyabet hastalarının günlük olarak badem yiyerek fiziksel durumlarının düzeldiği görülmüştür.

Doğum çatlaklıklarını azaltır

Bademin bir diğer faydası ise kadınların doğumdan sonra çabuk iyileştiklerini ve çatlak izlerini önlediği görülmüştür.

Bebeğinizin zeka gelişimini artırır

Bademler beyin aktivitesini artırır. 2.208 hamile kadını gözlemleyen İspanyol bilim insanlarının yaptığı bir araştırmaya göre, haftada 74 gram badem yemek bebeğinizin zeka gelişimini artırıyor.

fe9bd013516e480ca28acf2aca5d8da7

Kırmızı erik tam bir sağlık deposu

Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Diyetisyen Aslıhan Altuntaş, kırmızı erik ve faydaları hakkında bilgi verdi.

Kırmızı erik hafif tatlı hafif ekşi mayhoş tadıyla lezzetli olmasının yanında vücuttaki pek çok hücrenin de yardımcısı konumundadır. 100 gram erikte ortalama 60 kalori vardır. Düşük kalorisi nedeniyle diyet yapanların kurtarıcısıdır. İçerdiği vitamin ve minerallerle sinir sistemini güçlendiren, kansızlığı azaltan, böbreklerin fonksiyonlarını destekleyen kırmızı erik ayrıca bağırsak dostudur.


Yaşlanma karşıtı

Kırmızı eriğin anti-aging etkisi vardır. Kırmızı erik içerdiği bu etki sayesinde yaşlanmaya savaş açmaktadır. Kırmızı eriğin içerdiği fitoflavonoidler ve vitaminler bağ doku yenilenmesi hızlandırmaktadır. Bu sebeple de kırmızı erik yaşlanmayı geciktirmektedir. Ayrıca bu sayede kilo verme süreçlerini desteklemektedir ve daha sıkı bir vücut için yardımcı olmaktadır.

Kırmızı erik diyet listesinde bir numarada olmalı

Kilo verme sürecinde vücut bir katabolizma sürecine sokulmaktadır. Yani vücut hem yıkılıp hem yeniden yapılmaktadır. Kırmızı erik vücudun yeniden yapılanması açısından çok iyi bir destekçidir. Özellikle de diyeti spor ile destekleyenlerde kırmızı eriğin etkisi çok fazla olmaktadır. Kırmızı erik lif açısından çok zengin olduğu ve kan şekerini düzenlemeye yardımcı olduğu için diyet listelerinde mutlaka bulundurulmalıdır.

Kansızlığı önleyebilir

Kırmızı erik tüketildiğinde, vücuttaki demirin emilimi daha kolay ve hızlı olmaktadır. Kırmızı erik sayesinde kırmızı kan hücrelerinin ihtiyaç duyduğu demir karşılanabilir böylece vücuttaki kan dolaşımı çok daha iyi olmakta ve kansızlık sorunu önlenebilir. Özellikle kırmızı et ve yumurta tüketimi sonrasında meyve olarak erik tercih edilerek demir biyoyararlılığı artırılabilir.

Bağırsak sağlığını koruyor

Kırmızı erik sindirim sistemini ve bağırsak sağlığını koruma özelliğine sahiptir. Ayrıca bu mayhoş meyve kabızlığı, şişkinliği ve gazı önler. İçinde bağırsakları çalıştırmaya yarayan maddeler bulunan kırmızı erik kabızlık sorunlarında mutlaka önerilir. Bunun yanında serbest radikallerle savaşma özelliğindeki kırmızı erik özellikle meme, bağırsak, pankreas, mide kanserlerinden korunmak için de yenilebilir.

Tok tutuyor

Kırmızı erik sade olmanın yanında hoşaf olarak da tüketilebilmektedir. Mayhoş bir tadı olduğu için hoşaf yaparken içine az bir miktar tatlandırıcı eklenebilir. Ancak hoşaf hali diyabet hastalarına önerilmez. Diyabet hastalarına eriği direkt meyve olarak tüketmeli. Lif oranı yüksek olan kırmızı erik tok tutucu özelliğe de sahiptir. Çiğ badem ya da çiğ fındıkla, uzmanın vereceği miktarda yenirse tokluk süreci uzamaktadır.

Kırmızı erikli sağlıklı tarifler

Kırmızı erikten hoşaf yapmak hem farklı bir seçenek oluşturmaktadır hem de faydalı olmaktadır. Kırmızı erik hoşafı yaz günlerinde serinletirken tarifi şöyledir:• Yarım kilo kırmızı erik• İki litre su• Bir tatlı kaşığı tatlandırıcı ya da vanilya• Karanfil ve tarçınErikleri küp küp doğrayarak, iki litre suyla kaynatın. Kaynadıktan sonra dilerseniz tatlandırıcı veya vanilya ekleyin. Kaynama bitince tarçın ve karanfil katın. Soğuduktan sonra tüketebilirsiniz.

545743a6fcbb4f8e8c5dc8eafb89bf4b

24 Kasım 2019 Pazar

Zor insanlarla başa çıkmanın altın kuralları

Ünlü Eğitmen ve Yazar Ümit ÜNKER'in kaleminden sizler için harika bir yazı daha ''Zor İnsanlarla Başa Çıkmanın Altın Kuralları'' her kesimden insan için gerçek verilere dayanan, kesin sonuçlu yaklaşımları bu makalesinde bulabilirsiniz.

Eğer canınız soğuk su içmek isterse ne yaparsınız?

Muhtemelen buna sahip olabilmek için en yakın marketten soğuk bir şişe su alırsınız. Her ne meslek grubunda olursanız olun, hayatınızın her anında alıcı tarafa yani müşteri tarafına mutlaka geçersiniz bu bir şişe su almak dahi olsa... Satıcılar ile Alıcılar arasındaki bu sonsuz ilişki döngüsünde bazen zorlu insanlarla karşılaşmak bizi yorabilir ya da üzebilir. Özellikle satış mesleğinde görev yapan kişiler bir ürün ya da hizmet sunarken karşılarındaki kişinin nasıl bir müşteri olduğunu anlamak üzerine eğitilirler. Bu eğitimler sonrasında yine de insan motivasyonunu kaybedebilir, çünkü işimiz insanla ve insan sürekli gelişen her ne kadar ortak bazı davranış şekilleri olsa da her biri birbirinden farklı tepkiler verebilen dinamik bir canlıdır. Dolayısı ile bu yazımızda herhangi bir sebepten dolayı öfke içinde olan müşterileri yönetebilmenin püf noktalarına bakacağız.

Öncelikle ''Öfke'' nin ne olduğunu tanımlamak ile işe başlayalım. Öfke; herhangi bir nedenden dolayı karşımızdaki kişi ya da kişilerce engellenme, incitilme, incinme ya da bize gösterilen gözdağı, tehditkar davranışlara karşı verilen tepkilerin bütünüdür. Bu illaki sözlü bir çıkış ya da fiziksel bir davranış ile olmak zorunda değildir, bazen öfkeli şekilde bakabilir veya sadece duruşumuz ile bile öfkeli olduğumuzu karşı tarafa hissettirebiliriz. Öfkenin ne olduğunu bir şekilde tanımladığımıza göre bir de farklı bir açıdan bakıp ''Öfke Ne Değildir?'' üzerine konuşalım.

Öyle ya; bir şeyin ne olmadığını bilmek ne olduğunu kavramamız açısından daha kuvvetli sonuçlar verir bize.

•Bir öç alma yolu değildir.
•Bir problem çözme aracı değildir.
•Haklı olma biçimi değildir.
•Başkalarını suçlama şekli değildir.
•Şiddete başvurmak için bir neden değildir.
•Sonuca ulaşmak için başvurulması gereken bir yöntem değildir.
•Bir savunma aracı değildir.

Öfkeli insanlar ne demek isterler?

•Üzerime gelmeyin!...
•Ben haklıyım elbette!...
•Değerlerime saldırıyorlar!...
•Sizden akıl alacak değilim!...
•Tehdit altındayım ve kendimi hemen savunmalıyım!...
•Benim kim olduğumu biliyor musun sen?
•Beni aşağılıyorlar!...

Yukarıdaki örnek diyalogları herhangi bir zamanda bizler de kullanmışızdır. İnsanlar net şekilde şunlara öfkelenir demek pek de gerçekçi olmayacaktır çünkü her insanın kendi duygu durumuna göre bir şeye öfkelenme nedeni olabilir. Dünyada yaşayan 7 Milyar insanın öfkelenmek için ortalama kendisine ait günde 3 neden bulsa, bir çırpıda 21 Milyar neden sıralanabilir. Ancak araştırmalar bize insanların kategorisel olarak 5 ortak öfke nedenleri olduğunu gösteriyor. Dilerseniz gelin şimdi de bunlara göz atalım.

Eğer dinleme konusunda iyiysek vücudumuz bize öfkeli olduğumuzda bunun sinyallerini vermekten kaçınmaz. Öfkeli insanların yüz dilinde, kaşlar aşağıya iner ve çatılır. Gözler parlamaya başlar ve dudaklar büzüşür. Kan basıncı artar, nefes alıp verme sıklaşır, kalp atışları hızlanır. Bu bize bir insanın birazdan patlayıcı bir öfke sergileyebileceğinin sinyalini verir. Bir öfke patlamasının ardından yeniden mantıklı düşünmeye başlamamız için gerekli olan süre ise ortalama 15 - 20 dakikadır. Ortak öfke nedenleri şöyledir;

1. Hiçbir öfke var olduğu an'ı temsil etmez. Her bir öfkenin bağlantılı olduğu olaylar zinciri kesinlikle vardır.

Yazımın girişindeki su örneğini hatırladınız mı? Canımız soğuk bir su istediğinde ona sahip olabilmek için muhtemelen bir markete girip soğuk su alırız. Burada olay zincirini şu şekilde açalım ve hep birlikte öfkeli bir müşteri oluşumunu inceleyelim.

Diyelim ki evden çıkmadan önce pek de hoşunuza gitmeyen bir telefon konuşması yaptınız ve bu telefon konuşmasından sonra hızla evinizden çıkıp gitmek istediğiniz yere doğru yola koyuldunuz. Bu sırada bir taksiye ihtiyacınız var ve acil ulaşmanız gereken yere trafik yüzünden 1 saate ancak gidebileceğinizi gördünüz ama yaklaşık 10 dakikadır hiçbir taksi geçmiyor. Nihayet bir taksi geldi ama o da bir başka müşterinin çağrısı üzerine geldiği için sizi alamayacağını belirtti ve oradan uzaklaştı. Ardından gelen ilk taksiye hızlıca bindiniz zaman daralmaya başlarken taksicinin gitmek istediğiniz yeri tam olarak bilmemesinden dolayı yolda durarak yol tarifi istediğini gördünüz ve zamanınızın ciddi şekilde azaldığını hissetmeye başladınız. Varacağınız noktaya 30 dakika kalmış olmasına rağmen psikolojik zamanınız size 2 saat zaman varmış gibi hissettirmeye başladı ve bir perde yukarıdan taksiciye acele etmesi gerektiğini belirttiniz bunlar oluşurken kan şekeriniz dalgalandı ve su içme ihtiyacı hissettiniz, evden çıkarken de su içmemiştiniz ve trafiğin içinde su bulamayacağınız için ineceğiniz yerde gördüğünüz ilk marketten su almanız gerektiğini düşünmeye başladınız. Nihayet geldiniz ve taksiye uzattığınız para için taksici sizden bozuk para istedi, bozuk paranızın olmadığını belirttiniz ancak tam karşıda gördüğünüz marketten su alacağınızı bu şekilde paranızın bozulacağını ve kendisine ödemeyi bozuk olarak yapacağınızı belirttiniz tabi bu durum sizi germeye başladı.

Taksiden indiniz ve markete hem paranızı bozdurmak hem de bu yaşadıklarınız sonrası kuruyan ağzınızı ıslatmak ve ferahlamak, biraz da sakinleşmek için soğuk bir su almaya markete girdiniz. Marketten soğuk su almak istediğinizde kasiyer size suları dolaba yeni koyduklarını henüz soğuk sularının olmadığını söyledi, derin bir nefes aldıktan sonra bekleyen taksiyi, geciktiğiniz randevunuzu ve su ihtiyacınızı düşünerek vücudunuzun gerginliğini azaltmaya çalıştınız. Sıcak suya razı olmuşken kasiyer 1 su için bozuk paranızın olup olmadığını sordu. İşte tam bu anda birden patlayarak sesinizi yükselttiniz ve bu suyu alıp gitmek istediğinizi, parayı bozmasını istediğinizi belirttiniz. Tek bir söze neden bu kadar tepki verdiğinizi anlamayan kasiyer ''Sakin olur musunuz?'' dedi. Sizin için pimi çeken soru bu oldu ve sakinliğinizi koruyamadınız daha da öfkelenmiş bir şekilde çıkıştınız.

Yukarıdaki oldukça basit bu senaryoda sizce öfke bir anda mı oluştu? Elbette hayır, öfke ne zaman oluşmaya başladı diye bakarsan evden ilk çıktığı anda hatta telefon konuşması sonrası oluştu. Çünkü öfke birikerek oluşur ve hiçbir öfke bir anda oluşmaz. Peki bu senaryona göre kasiyerin ne yapması gerekirdi sizce? Öfke sinyalleri veren müşteriyi görmesi, gözlemlemesi ve duymasından ziyade dinlemesi gerekirdi. İnsanlar gün içinde 60.000'den fazla ses duyarlar ancak dikkat kesildiklerini dinlerler. Eğer doğru yüz dilini okuyabilseydi ve gerçekten dikkatli şekilde karşısındaki kişiyi dinleseydi ''Sakin olur musunuz?'' tetikleyici sorusunu sormazdı. Çünkü bu tarz durumlarda öfkeli insanlar onlara ne yapıp ne yapılmamasını söylediklerinde daha fazla öfkelenirler.

2. Alınganlık yapmamak ve olayları kişiselleştirmemek gerekir.

İnsanlar çoğu zaman alınganlık göstererek olayları kişiselleştirdiği için öfkelenirler. Yukarıdaki örneğe tekrar dönersek buradaki kahramanımız taksi şoförünün ve kasiyerin ona kötü davrandığını anlayış göstermediğini düşünerek öfkelenmeye ve strese girmeye başladı bu da onda pasif agresif bir öfke birikimine neden oldu. Alınganlık ve olayları kişiselleştirme en çok rastlanılan sorunlardan bir tanesi burada asıl soru şu ''Sorun ne?'' ortada gerçekten alınganlık gösterilebilecek bir sorun var mı? Tüm bu olanlar kişiliğe olan bir saldırı mı? Yoksa o an ki durumla mı ilgili? Olayları kişiselleştirmeden bir adım geriden bakabildiğimizde öfkelenecek bir sorun olmadığı çok daha net görülebilir.

3. Kontrolümü kaybediyorum kaygısına kapılmamak gerekir.

Araba kullanırken bazen hız yaptığınız ve bunu yaparken de biraz da keyif aldığınız oldu mu? Ancak bindiğiniz arabayı siz değil de bir başkasının sürdüğü ve hız yaptığı durumlarda kendinizi nasıl hissettiniz? İşte tam da burada olduğu gibi ''kontrolü kaybetme korkusu'' sizi öfkelendirir çünkü neyin nasıl yapılması gerektiğini söyleme ihtiyacı duyar ve kontrol edemediğiniz zaman da huzursuz olursunuz. Su örneğimize bir kez daha bakacak olursak, taksinin geç gelişi, aracı kullananın kendisi olmadığı için alternatif yollara sapılmayışı, kontrolü dışında gelişen aşırı trafik, ilk bulduğu markette soğuk suyun olmayışı ve bozuk para bulamayışı gibi bir dizi olay zinciri kişinin öfkelenmesine neden oldu.

4. Tehdit altında hissetmek normaldir, ancak kontrol etmek gerekir.

Eğer insanlar tehdit algılarlarsa ya da kendilerini bir tehdit altında hissederlerse dürtüsel olarak tepki verirler. Bu tepki çoğu zamanda öfke ile olabilir. Müşterilerin özellikle satıcılara öfke anları ''İstediğiniz yere şikâyet edin…'', ''Siz beni bir dinler misiniz?'', ''Beyefendi, hanımefendi beni bir dinleyin! ...'' ve benzeri gibi tehditkâr yaklaşımlarından oluştuğunu biliyoruz. Kelimelerin insanların sakinleşmesi ve/veya öfkelenmesi için büyük ölçüde yeri olduğunu bilmemiz gerekiyor. Bir tek kelime ile savaş çıkabilir, tek bir kelime ile barış imzalanabilir…

5. Öfkeyi bir yaşam biçimi haline getirmemek gerekir.

Öfkeli insanların ortak özellikleri öfkeyi bir yaşam biçimi haline getirmektir. Yanlış olduğunu bilmemize rağmen sesimizi yükselterek çağrı merkezlerinde, bankalarda ya da birçok işletmede işimizi çözdüğümüz durumları biliriz. Bu durumlarda öfkeli davranarak sorunları hızla çözebildiğimizi deneyimledikçe bunun böyle olduğunu öğreniyor ve bunu her defasında kullanıyoruz. İşte öfkeyi yaşam biçimi haline getiren birçok kişi sorunlarını aslında öfkeli olmamalarına rağmen öfkeli şekilde davranarak çözüme kavuşturuyor. Su örneğimizdeki kahramanımız çok büyük bir ihtimal son çıkışı ile parasını bozdurdu, suyunu alıp çıktı, taksi ücretini ödedi ve gitmesi gereken yere ulaştı. Ancak sonrasında sakinleşerek düşündüğünde son davranışlarının hem kendisini hem de iletişime geçtiği herkesi gerdiğini anlamış olmalı zira gittiği yerde de çok keyifli bir iletişim kuramadığını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Ortak öfke özelliğini incelediğimize göre, şimdi Öfkeli Müşterileri Yönetmenin Püf Noktalarına bakabiliriz.

•Müşteriler bir anda öfkeli davranmazlar. Öfke birikerek oluşur bunu bilirsek gerçekten anlayışla müşterimize yardımcı olabiliriz.
•Öfkeli müşterilerinizin söylediklerini (tüm müşteriler için de geçerli ama burada biraz daha dikkatli olmak gerek) tekrarlatmamak gerekir.
•Mümkünse ismini öğrendiysek kendisine ismi ile hitap etmemiz gerekir.
•''Sakin olun…'', ''Bakın...'' gibi tehditkar kelimeleri asla kullanmamız gerekir.
•Parmak işareti ile kendisini gösterir şekilde bir beden dili kullanmamamız gerekir.
•Ne söylediğimiz değil, onu nasıl söylediğimiz önemlidir. Bu nedenle kurduğumuz cümleler az, öz ve sonuç almaya yönelik olmalıdır.
•Beden dilimiz iletişimde %55, ses tonumuz %38 ve sözcükler %7'lik bir etkiye sahiptir. İyi bir beden dili kullanıcı olmak ile birlikte ses tonumuzun şiddeti ve kullanma şekli konusunda da bilgi sahibi olmamız gerekir. Çünkü aynı anlama gelen tek bir kelimenin farklı tonlanması da insanların yanlış anlamasına neden olabilir.
•Göz teması kurmaktan kaçınmamak gerekir.
•Gerçekten müşterinize yardımcı olmak istediğinizi hissettirmeniz gerekir bunun için tüm süreçte yanında olmanız ve ilgilenmeniz onu sakinleştirecektir.
•Asla söz dalaşına girmemek gerekir, zira günün sonunda ne olursa olsun kazanan kimse olmaz ama müşteri çoğu zaman haklı kabul edilir.

Öfkeli bir insanın vücudunda ne gibi şeyler olduğunu biliyor musunuz?

Eğer bir durumu, bir duyguyu yönetmek istiyorsak öncelikle nasıl oluştuğunu bilmemiz gerekir. Bu sebeple ''öfke vücudumuzda nasıl oluşuyor?'' sorusuna yanıt vermek, ''öfkeyi nasıl kontrol altına alır ve yönetiriz?'' soruna yanıt vermenin ön koşulu haline geliyor. Bilim insanları tarafından hislerin fizyolojik değişimler ile bağlantılı olduğu uzun süredir araştırılan bir konuydu ve 2013 yılında yapılan bir araştırmada bu konu ile ilgili bazı bulgulara ulaşıldı. Gergin insanların elleri neden terler? Mutluyken neden enerjik hissederiz? Utandığımızda neden yüzümüz kızarır? Ya da nefret duygusunda neden başımıza ağrılar girer? soruları bu araştırma ile netleşmeye başladı.

701 birey üzerinde yapılan bu araştırma ile katılımcıların hislerine ait vücut haritaları oluşturuldu. Dil ve kültür etkenlerinden tamamen bağımsız olarak duygu durumlarının vücudumuzdaki etkilerinin aynı olduğu sonucuna ulaşıldı.

Resimde öfke sırasında kanın vücudumuzun hangi bölgelerine hücum ettiğini açıkça görmek mümkün. Hissettiği öfkeye karşılık vücudun fiziksel mücadeleye hazırlandığı çok aşikar değil mi? Bu resim öfke anında yumruk sıkmanın, avuç içinin terlemesinin ve kalp çarpıntısının en net tanımı. Aslında biz öfkeyi yönetmek isterken vücudumuz çoktan kendi gardını alıyor. Fakat şimdi muazzam sistemimizin öfke anında nasıl değişimler geçirdiğinin farkına vardık. O halde yönetmek biraz daha kolaylaştı sizce de öyle değil mi?

Öfke Beyinde Nasıl Oluşur? Öfkeli Bir İnsanın Beyninde Neler Olur?

Öfke anında vücudun nasıl tepki verdiğini de gördüğümüze göre şimdi asıl önemli olan bir yere tüm bunların oluştuğu beynimize bakmamız gerekiyor. Öfkeli Bir İnsanın Beyninde Neler Olur? Sanılanın aksine bizim kafatasımızın içinde 1 tane beyin yok tamı tamına 3 tane beynimiz var. Genel olarak beynimizi sağ ve sol yarım küreler olarak ayrıldığını biliyoruz ve bundan dolayı da 2 beynimiz var sanıyoruz ancak onlar yarım küreler ve bizim bunun dışında 2 ayrı beynimiz daha var. İç içe geçmiş bu 3 beynimiz; Yeni Beyin, Orta Beyin ve Eski Beyin olarak en basit hali ile isimlendirilebilir. İlkel beynimiz (eski beyin yani limbik sistem) kalp atış hızımızdan, nefes alıp vermemize, hayatta kalmamızdan, ayakta kalmamıza kadar tüm hayati olan konuları yönetir. Orta beynimizde tüm duygular, neyin önemli olup olmadığı gibi konular işlenir, yeni beynimizde (korteks) ise mantıksal tüm işlemler, farkındalıklarımız gibi diğer 2 beynimizden farklı olan ve bizi diğer canlılardan ayıran konular işlenir.

Mantıksal ve farkındalıklarla ilgili tüm işlemler yeni beynimizde oluşurken bu veriler sinirsel bağlantılar ile diğer beyinlerimize aktarılır. Yani her 3 beynimizde sinirsel bağlantılar yoluyla birbirleri ile iletişim kurarlar. Öfkeli olan ya da öfke ile dolan insan düşünme merkezimiz olan ve yeni beyni tanımlayan korteksi değil önce limbik sistemi kullanır. Beynin duygu merkezi olan limbik sistemi içinde amigdala bulunur. Burada ''duygusal hatıralar'' depolanır, ''savaş ya da kaç'' tepkileri, hayatta kalma içgüdülerimizden sorumlu bölgedir. Çevremizden algıladığımız tüm veriler önce amigdalaya gelir. Burada gelen bilgiler kortekse mi yoksa limbik sisteme mi gönderileceğinin kararı verilir. Gelen bilgi duygusal olarak yeterince yoğun ve kuvvetli bir şekildeyse amigdala bunu mantıksal alan olan kortekse göndermez hemen limbik sisteme iletir. Bu da eski beynimizi kullanarak tepki vermemize yol açar. Amigdala böyle bir durum karşısında düşünmeden harekete geçer çünkü bu bölgede düşünme, muhakeme yapma ya da karar alma yetisi yoktur. Amigdala bu tepkisel gaspı gerçekleştirdikten sonra kişiyi hızlıca fiziksel ve duygusal alarma sokan hormonlar salgılanır ve ardından yüksek bir enerji, mücadele etme dürtüsü oluşur.

Öfke ve stres gibi kontrolümüzü kaybettiğimiz anlarda vücudumuz kortizol hormonunu fazlaca salgılar, bu hormon böbrek üstü bezlerinden salgılanır amacı ise öfke, stres ya da hayati bir tehlike ile karşılaşıldığında vücudu bu tehditle savaşmak veya ondan kaçmak için hazırlamaktır. Bu nedenle kortizol stres hormonu olarak da isimlendirilir. Kortizol, kan şekerinin yükselmesine neden olan glukokortikoid hormonları sınıfına dahildir. Yüksek seviyede kortizol salgılanması beynin savunma mekanizması olan eski beyni tetikler bu durumda daha hızlı kalp atışı, daha hızlı nefes alışverişi gerçekleşir.

Kortizol yeni beynin sinirsel bağlantı yollarını tıkar, bu gerçekleştiğinde mantıksal ve farkındalıkların oluştuğu beynimiz devre dışı kalır. Sadece duyguların yönetildiği ve hayatta kalmamızın sağlandığı eski beyin devrededir. Mantığımızı kullanamadığımız bu noktada işler çığırından çıkabilir çünkü tek dürtümüz savaşmak ya da kaçmak olacaktır.

Yeni beynimiz tekrar devreye girene kadar gözümüz hiçbir şeyi görmez ve sonrasında üzüleceğimiz şeyler yapmış veya söylemiş olduğumuzu anlar ve pişman oluruz. Öfkenin yatışması sonrası sakinleştiğimizde duygusal hareket etmek yerine beynimizin düşünme bölgesi ile hareket edebilmemiz için ortalama 15 – 20 dakika geçmesi gerekir. Bu nedenle öfkeli insanlar ile çatışma haline girmek yerine onların sakinleşmesi için yeteri kadar süre tanımamız son derece önemlidir. Yeni beyin devreye girdiği an mantıkla düşünebilecek ve farkındalıkları artacak öfkeli müşterileri yönetmenin gizemli püf noktalarından bir tanesi de budur.

"Öfkeyle geçen bir dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış altmış saniyedir."

Ralph Waldo Emerson

"Öfke hiçbir zaman sebepsiz değildir ama iyi bir nedeni olanı nadirdir."

Benjamin Franklin

Sizin İçin SeçtiklerimizVikings: Free Online GameBu oyun can sıkıntısını sonsuza kadar bitiriyor!Vikings: Free Online GameQuasar İstanbulQuasar İstanbul'da Türk Lirasına 50 Ay Faizsiz Ödeme Fırsatını Kaçırmayın!Quasar İstanbulEnza HomeEnza Koltuk Takımları %50'ye varan indirimlerle!Enza HomeTaboola'danTaboola'dan 1b56be8b279c4f0789ab80dc0cc25da3

Red Bull Music Festival İstanbul heyecanı 15 Ekim’e kadar devam edecek

Red Bull Music Festival İstanbul 15 Ekim'e kadar müzikseverleri; 5 konsept gece ile 6 ayrı mekanda ağırlıyor. 1 Ekim'de başlayan ve Ceza, Kabus Kerim, Erci E., Kamufle, Khontkar, Ata Kak, Demdike Stare, Stellar om Source, Ammar 808 gibi birçok sanatçıyı ağırlayan festivalde gelecek günler de birbirinden heyecanlı olacak.

Dünyanın pek çok şehriyle birlikte İstanbul'da da geçen yıl ilk kez düzenlenen ve müzikseverlere özgün müzikal deneyimler sunan Red Bull Music Festival İstanbul 1 Ekim'de başladı ve 15 Ekim'e kadar devam edecek. 5 benzersiz konsept ile 15 güne ve 6 ayrı mekâna yayılan festival, Red Bull'un müzikteki yenilikçi misyonunu yansıtıyor.

Festival İstanbul'u müzikle ele geçirmeye devam ediyor

1 haftada binlerce müziksever ve sanatseveri konuk eden festival, şehri bir kez daha müzikle ele geçirmeye devam ediyor. Festivale ev sahipliği yapan Red Bull House of Music Akaretler No: 37-39 adresinde; 15 Ekim'e kadar radyo programları, söyleşiler ve ortak çalışma alanları ile sanatseverleri ağırlıyor. Bu zamana kadar Ceza, Nükhet Duru, Ayben, Baneva gibi sanatçıları misafir eden Red Bull House of Music, gelecek günlerde de birçok önemli ismi canlı radyo yayınları ve söyleşilerle konuk edecek.

Red Bull House of Music 15 Ekim'e kadar her gün açık

Bunlara ek olarak Ebru Yıldız, Aylin Güngör ve Steve Gullick'in eserlerinin yer aldığı karma bir fotoğraf sergisi de ücretsiz olarak dopdolu bir programla meraklılarını bekliyor. Festivalin kelimenin tam anlamıyla kalbinin atacağı Red Bull House of Music'teki etkinliklere ücretsiz olarak katılmak için Redbull.com/tr-tr/music/events/red-bull-house-of-music adresine kayıt yaptırmak yeterli.

Afrika ezgileri Boğaz'a yayıldı

3 Ekim Perşembe günü konsept gecelerin ilki Alpha Beat Night ile Feriye'de Boğaz'ın eşsiz manzarasında dans müziği ve rap'i kendi meşrebinde harmanlayan Ata Kak'ın yanı sıra Ammar 808 ve Undomondo; müzikseverlere modern Afrika ezgileriyle dolu benzersiz bir gece yaşattı. Afrika'nın eğlenceli, enerjik ve özgün ritimleri geceye dağıldı ve ortaya görkemli bir atmosfer çıktı.

4 Ekim Cuma akşamı Borusan Müzik Evi'nde yapılan Aposynthesis Night modern çağda yeni müzik tarzlarının doğuşuna imkân veren synthesizer'ı başrole taşıdı. Bu özel gecede synthesizer müziğinin deneysel ve özgün örnekleri, dünyaca tanınmış müzisyenler; Demdike Stare, Stellar Om Source müzik projesi ile dikkat çeken Fransız müzisyen Christelle Gualdi, Lucrecia Dalt ve geçen yıl Türkiye'den Red Bull Music Academy için seçilen üç isimden biri olan Akkor'un performansları ile meraklısıyla buluşturdu.

Kan Kardeşler geri geldi

5 Ekim Cumartesi akşamı Babylon'da düzenlenen ve biletleri günler öncesinde tükenen Kan Kardeşler Gecesi'nde ise hem Türkçe Rap'in usta isimleri hem de hip hop sahnesinin sevilen isimleri bir aradaydı. Türkçe rap'in ilk örneklerinin duyulduğu Berlin ile bugün kalbinin attığı İstanbul arasında birnevi 'hip hop köprüsü' kuruldu.

Türkçe Rap'in öncü isimleri, bugünlere getiren ve yarına doğru taşımakta olan yıldızların aynı sahnede buluştuğu Kan Kardeşler Gecesi'ni; binlerce müziksever coşkusuyla karşıladı. 90'ların efsane rap topluluğu Cartel'in kurucu üyesi Erci E., sahneye çıktı ve 'Bin Arabama' isimli şarkısı başta olmak üzere birçok sevilen parçasını seslendirdi. Ardından "Şimdi eski bir dostumu sahneye davet edeceğim" diyen sanatçı, Cartel'in kurucu üyelerinden Kabus Kerim ile birlikte yıllar sonra yeniden aynı sahnede buluştu. 'Cartel' (Bir Numara En Büyük) isimli şarkılarını müzikseverlerle hepbir ağızdan söyleyen ikili, dakikalarca alkış aldı.

Daha sonra sahneyi devralan Kabus Kerim, sürpriz olarak Kamufle'yi sahneye davet etti. İkili beraber Türkçe Rap tarihinin en önemli şarkılarından Defol'u seslendirdi. Türkçe rap tarihine damga vuran gecede Ceza sahneyi teslim aldı. Usta sanatçı şarkılarını coşkulu kalabalıkla birlikte tempoyu hiç düşürmeden seslendirdi. Sabahın ilk ışıklarına kadar devam eden gecede; trap müziğin önemli temsilcisi Khontkar ve Ayben hip hop dünyasının yakın takipçilerini ağırladı.

Ayrıca gecede; Da Poet, Farazi, Kayra, Savai ve Sorgu'dan kurulan hip hop kolektifi 90BPM, hip hop dünyasının genç ve yetenekli isimlerinden Baneva, Berklee mezunu, şarkıcı, söz yazarı ve DJ Lil Zey ve 15 yılı aşkın süredir İstanbul hip hop sahnesinin aranan ismi olan DJ Big Poppa'nın da yer aldı.

Ballroom Night ile dans, stil ve müzik bir arada olacak

Ballroom Night, Vogue kültürünün parıltılı ve göz kamaştıran bir sureti olarak katılımcıların zihnine işlenecek. biriken sanat kolektifi iş birliğiyle 11 Ekim Cuma akşamı Moda Sahnesi'nde düzenlenecek olan gecede, Brezilya'nın öne çıkan hip hop sanatçılarından Linn da Quebrada ve Amsterdam çıkışlı DJ ve prodüktör LYZZA gibi isimler geceyi renklendirecek.

Harlem'de ortaya çıkan 'Voguing' kültürünün en popüler isimlerinden Willi Ninja'nın ayak izlerini takip eden dansçıların oluşturduğu House of Ninja danslarıyla coşturacak. Gece hayatının sevilen DJ'yi Kübra Uzun'un vokal performansı ile yer alacağı gecede ayrıca; makyaj, stil ve dansın vücut bulmuş hali Cake Mosque, benzersiz bir "lipsync" şovu sunacak olan Dudakların Cengi sahnede olacak. Berk Çakmakçı uzun zamandır sürdürdüğü elektronik müzik projesi Age Reform ile sabahın ilk ışıklarına kadar sürecek gecenin kapanışını yapacak.

Rave sahnesinden geleceğe bakış

12 Ekim Cumartesi gecesi Volkswagen Arena'da gerçekleşecek Futurave Night, müzikseverlere sofistike bir deneyim vaat ediyor. Festivalin son konsept gecesi olan Futurave Night ile müzikseverlere geleceğin partilerini şimdiden deneyimleme şansı sunulacak. Dijital sanatın en iddialı örneklerinin yer alacağı gecede; Berlin çıkışlı müzisyen Laurel Halo, Londra bass müzik sahnesinin öncülerinden Kode9, techno sound'unun mimarı olarak bilinen Function sahnede olacak. Overmono ve Konx-om-Pax canlı performanslarıyla yer alırken; Afrodeutsche, Shanti Celeste, Dasha Rush, Y.Unan, Fluctuosa ve Golem de rave tutkunlarına unutulmaz bir deneyim yaşatacak. Rave kültürünün geleceği İstanbul'u ele geçirecek.

15 gün boyunca, 5 benzersiz konsept ile 6 ayrı mekâna yayılacak Red Bull Music Festival İstanbul, müzikseverlere unutulmaz deneyimler yaşatmaya devam edecek. Red Bull Music Festival'in biletleri ise Biletix'te satışta.

3ad5f1bd44ff44b293bd54d9c4e34ed7

2019 kaş trendleri

Hande Yener, Ayşe Tolga ve Ceyda Ateş gibi ünlü isimlerin makyaj ve kaş uzmanı Özge Özel, 2019 kaş trendlerini anlattı.

Son yıllardaki doğalık akımının devam edeceğini belirten güzellik koçu, "Kaş tasarımlarımda ve makyaj çalışmalarımda benim için en önemli olan unsurdur. Doğal olan her şey güzeldir...2019'da da doğallık ön planda" şeklinde konuştu.

Kaş uygulamaları

Usturalı kaş alımını güçlenmesini istediğimiz bölgelere uyguluyoruz ve böylelikle kaşımızı en az iki sıra daha kalınlaştırmış oluyoruz. Günümüzün en büyük sorunu yanlış alımlardan küsmüş ve dökülmelerden dolayı bozulan kaşlar... Öncelikle bu tarz kaşlarda ilk yaptığımız işlem vitamin ile kaşları gürleştirmek oluyor. Kaşları vitaminle besleyip gürleştirdikten sonra varsa dolmayan kısımlara kısmi dolum işlemi uguluyoruz ve kaş şeklini sabitliyoruz. Vitaminle gürleşemeyecek kaşlara ise microblaiding yapıyoruz.

Microblading kaş uygulaması

Microblaiding, 3D kıl tekniği dediğimiz seyrek olan kaşları yoğunlaştırmak amacıyla ve kişinin kendi kıl renginde ve var olan kaşının çok dışına çıkmadan doğallık prensibimizi koruyarak yaptığımız işlemlerdir.

Kaş şeklini verirken nelere dikkat etmeli?

Bizim için en önemli olan müşterilerimizin istekleridir. Önce onlar ne istediklerini, nasıl mutlu olacaklarını anlatırlar. Sonrasında iş bize düşer. İlk işlemimiz göz başlangıcı ve göz bitişini belirlemek oluyor. Bu bize müşterilerimizin yüzüne yakışıcak olan kaş şeklimizi belirlemede büyük rol oynuyor. Fazlasıyla düşük kaş yapısına sahip kişilerde amaç kaşı daha kalkık göstermektir. Çok kalkık kavisli kaşları ise düşürüp doğal hale getiriyoruz.

Ayşe Tolga - Makyaj ve kaş uzmanı Özge Özel

88ac42635afb44078725abcb3ab8d2ba

Saç Stilisti Erdinç Çelik'ten 2019 saç trendleri ve bakımlı saçlar için ipuçları

2019'da hangi saç modelleri, kesimleri ve renkleri ön plana çıkacak? Bakımlı ve sağlıklı görünen saçlara nasıl kavuşuruz? Boyalı saç bakımında nelere dikkat edilmeli? Saçlar ne sıklıkla yıkanmalı? Saç Stilisti Erdinç Çelik saç bakımına ve trendlerine dair sorularımızı cevapladı.

3c231ab7d18e438391105e2a013e1374

20 Kasım 2019 Çarşamba

41. İstanbul Maratonu’nda iyi yaşam için koştular!

"İstanbul senin, durma koş" sloganıyla koşulan Vodafone 41. İstanbul Maratonu, 15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün Anadolu Yakası'ndan start aldı. "Bir gün tüm yaşamınızı değiştirebilir" sloganıyla hareket eden Global Wellness Day de maratona katıldı. GWD Yaratıcısı Belgin Aksoy ve GWD gönüllüleri maratona beraberce katıldı.

106 ülkeden yaklaşık 140 bin kişi katıldığı maratona, 50'ye yakın Global Wellness Day gönüllüsü 'iyi yaşam için evet' diyerek katılım sağladı. Şimdiye dek tüm dünyada 300 milyon kişiye ulaşan GWD, 41. İstanbul Maratonu ile binlerce kişiyi iyi yaşama davet etti.

Maratona katılan Global Wellness Day Yaratıcısı Belgin Aksoy: "Global Wellness Day'in doğduğu ülke olan Türkiye'de böylesine büyük maratonun yapılması bizim için oldukça önemli. Asya ile Avrupa'nın birleştiği yerden tüm Dünya'ya 'iyi yaşam herkesin hakkı' diye seslendik. İnsanların iyi yaşama verdiği destek ve ilgisi inanılmazdı. Emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.''

Hem bedensel hem de ruhsal olarak daha iyi olmayı hedefleyen GWD, bireyleri ve toplumu "iyi yaşam" konusunda bilinçlendirmek için maraton konuşucularıyla bir araya gelerek "daha iyi bir yaşam için evet" diyen herkese ulaşmayı hedefliyor.

Global Wellness Day, 150'nin fazla ülkede ve 7000'in üzerinde noktada her yıl Haziran ayının 2. Cumartesi günü tüm dünyada eş zamanlı olarak kutlanıyor. Tamamıyla gönüllülük ilkesine dayalı ve ücretsiz olarak düzenlenen Global Wellness Day, tüm dünyada 13 Haziran 2020 tarihinde yine milyonlarca kişiyle birlikte kutlanacak.

182c9efcce4e4189a94cbb4fe3ebcc7c

Richmond İstanbul ile bir Beyoğlu düşü

İstanbul'un en önemli eğlence, kültür, sanat ve alışveriş merkezi İstiklal Caddesi üzerindeki ilk otel olma özelliğine sahip olan Richmond İstanbul, konuklarına Beyoğlu'nun tarihi dokusunu Boğazı kanatları altına aldığı manzarası ile birlikte sunuyor.

Richmond Hotels'in ilk oteli olma özelliğine sahip Richmond İstanbul, 'İstanbul'un kalbi' İstiklal Caddesi'nin ruhunu yaşamak isteyen tüm konuklarına yaşattığı ayrıcalıklı deneyim ile "gerçek bir Beyoğlulu".

Binlerce yıllık bir geçmişin ortasında, onlarca milletten misafir ağırlayan Richmond İstanbul, konumu ile tarihi dokuya tanıklık etmek isteyenlerin de öncelikli tercihi. Alışveriş ve canlı gece hayatına 5 dakika yürüme mesafesindeki otel; Saint Antoine Kilisesi, Galata Kulesi, Madame Tussauds Balmumu Müzesi, Pera Müzesi, Museum of Illusions ve Dünya'nın en eski ikinci metrosu Tünel'in olduğu bölgede yer alıyor.

Richmond İstanbul 'Culturist' ve 'Weekendist' programlarıyla kültür ve sanat meraklılarına avantajlı fiyatlarla konaklama imkânı sağlıyor. Büyüleyici tarihi yarımada ve Boğaz manzarası eşliğinde otelin 6. katında yer alan Bosphorus Inn restoranda servis edilen zengin kahvaltı ile misafirler güne keyifli bir başlangıç yapıyor.

cdbd3c01914e4407a1e8a6fe7f7437ab

14 Kasım 2019 Perşembe

Ümit Aktaş'tan bağırsakları 14 günde yeniden yapılandıran mikrobiyom kürü

Sağlıklı bir yaşamın bağırsaklarda başladığını vurgulayan Fitoterapi Uzmanı Dr. Ümit Aktaş, beslenme şeklinin bağırsakların ekosistemi olan mikrobiyomu şekillendirdiğine işaret ediyor.

Dr. Ümit Aktaş, "Mikrobiyom, dost bakteriler ve zararlı bakterilerden oluşur. Bu bakteriler, zengin bir çeşitliliğe sahip ve sayıca çoksa, zararlı bakteriler çoğalamaz, sağlığınız için bir tehdide dönüşemez" diyor. Probiyotik kolonilerinin zenginliği ve sayıca üstünlüğünün ekosistemin mükemmel bir şekilde işlemesini sağladığını belirten Dr. Ümit Aktaş, "Aksi durumda tüm hastalıklara zemin hazırlayan, sağlığınıza çelme takan bir mikrobiyoma sahip olursunuz" diye uyarıyor. Faydalı bakterilerin çoğunlukta olduğu bir bağırsak florasına sahip olmanın, ancak probiyotikler açısından zengin yiyeceklerden oluşan bir beslenme modeliyle gerçekleşebileceğini hatırlatan Dr. Ümit Aktaş, sağlıklı bir bağırsak florasına sahip olmak için 14 gün uygulanan Mikrobiyom Kürü'nü tavsiye ediyor. Dr. Ümit Aktaş, Mutluluk Kürleri 2 kitabında yer alan "Mikrobiyom Kürüyle Bağırsaklarını Yeniden Yapılandır" bölümünde, 14 günlük beslenme kürü, kür sırasında tüketilmesi gerekenler besinler ve tarifler yer alıyor. Kür süresince yapılması gerekenleri ise Dr. Aktaş şöyle özetliyor:


Mikrobiyom içeceği ile bağırsak floranızda doping etkisi yaratın!

•Kürde yer alan değerli probiyotik kaynakları tüketin •Kür süresinde salatalarınızı ev sirkesi ile hazırlayın. •Hemen her öğünde şirden mayasıyla yapılmış peynir, ev yoğurdu, kefir ya da turşu tüketin. •Öğlen yemeklerinden bir saat önce suyla seyreltilmiş ev sirkesi için. •Mevsim sebzelerinin probiyotiklerin favori besinleri olduğunu unutmayın! •Kürde yer alan fermente yiyeceklerle vücudunuza aldığınız probiyotiklerin gelişmesini ve çoğalmasını sağlayın. •Bağırsak floranızda dost bakterilerin dolaşmasını istiyorsanız "Süper Starlar" olarak tanımladığımız; rezene, sarımsak, soğan, pırasa, enginar, kuşkonmaz, mercimek, nohut, kuru fasulye, havuç, turp, lahana, brokoli, domates, patates, elma, muz, keten tohumu ve ceviz tüketin! •Kendi zeytininizi evde kendiniz yapın. Buna imkanınız yoksa güvenilir bir üreticiden salamura zeytin satın alın. Salamura zeytinin şifalı özelliklerinin, fermentasyon sayesinde kat be kat arttığını aklınızda bulundurun!

Probiyotik takviyesi seçerken dikkatli olun!

Dr. Ümit Aktaş, Mikrobiyom Kürü'ne başlamadan önce D vitamini, magnezyum değenin ölçülmesini, düşükse takviye yapılmasını tavsiye ediyor. Dr. Aktaş, "Kür boyunca enterik, yani bağırsaklarda çözünen probiyotik takviyesi almak çok önemli! Kürle bağırsak florasını hızlı bir şekilde yeniden şekillendirirken ona tam destek vereceğiz. Probiyotik takviyesi seçerken dikkatli olun!" diyor.

Dr. Ümit Aktaş'tan Mikrobiyom İçeceği tarifi

Malzemeler: Yarım su bardağı ev yoğurdu ya da kefir 1 adet avokado 1 adet orta boy kırmızı pancar 1 yemek kaşığı keten tohumu 1 başparmağı büyüklüğünde taze zencefil 1 çay kaşığı zerdeçal 2 yemek kaşığı zeytinyağı 1 yemek kaşığı ev sirkesi 1 diş sarımsak (tercihe bağlı) 1 tutam kaya tuzu Yapılışı: Kırmızı pancarı haşlayıp kabuğunu soyun. Tüm malzemeleri blender içine koyun ve kıvamlı bir sıvı haline gelinceye kadar çalıştırın. İçeceğiniz hazır! *Tarifi mevsime, damak tadınıza göre uyarlayabilirsiniz. Kırmızı pancar yerine, brokoli, ıspanak ya da salatalık kullanabilirsiniz. Brokoli ve ıspanağı pişirmeden çiğ olarak kullanmanızı tavsiye ederim. *Bir öneri: Kırmızı pancarları haşlayıp, kabuklarını soyduktan sonra buzlukta saklayabilirsiniz. İçeceği hazırlarken buzluktan çıkarıp kullanabilirsiniz.

Dr. Ümit Aktaş'tan ev yapımı zeytin tarifi

Malzemeler: Dalından taze toplanmış 8 kg siyah zeytin 2 çay bardağı kaya tuzu 1 çay bardağı ev sirkesi Yarım çay bardağı zeytinyağı Hiçbir işlemden geçmemiş zeytinleri kavanoza koyun. Bir kat zeytin, üstüne kaya tuzu olacak şekilde sıralayın. Karışması için de ara ara kavanozu sallayın. Zeytinin tümünü kavanoza koyduğunuzda elinizde hâlâ kaya tuzu kaldıysa, hepsini üstüne ekleyin. Son olarak sirkeyi de ekleyip kavanozu kapatın. Bir-bir buçuk ay sonra fermente siyah zeytininiz yenmeye hazır!

a405a13e4d0c4b59bcec3a3de8a79a16

Neden depresyona giriyoruz?

İnsanlar zaman zaman; hayattan zevk almadığı, konsantrasyon bozukluğu yaşadığı, uykusuzluk çektiği, suçluluk hissettiği, kendini değersiz gördüğü, kararsız, karamsar olduğu, enerjisinin azaldığı dönemler yaşarlar. Ancak bu durumlar; iki haftadan uzun sürerse ve bununla birlikte aile, arkadaş ilişkileri ya da işte sorunlar ortaya çıkarsa, buna depresyon denir. Yrd.Doç.Dr.Rıdvan Üney konu hakkında bilgiler verdi.

Depresyonun birçok nedeni vardır. Yaşamdaki olumsuzluklar bu durumun sebebi olabileceği gibi, olumlu olaylarda kişide depresyon oluşmasına neden olabilir. Bunun dışında herhangi bir neden olmaksızın oluşan içsel depresyonlar da vardır.

Ekonomik sorunlar

Yaşam mücadelesinde; kazanç ile gideri arasında denge kurulamıyorsa ya da kişi uygunsuz harcamalar yapıyorsa, depresyon için bir neden olabilir.

Eş ve aile çatışmaları

Ailesiyle yaşayanlarda veya evlilerde; evdeki tartışmalar, aşırı eleştirmeler, hayal kırıklıkları depresyona sebep olabilir.

İşsizlik ya da aşırı yoğun iş temposu

İş kaybı yaşayanlarda, uzun süre iş bulamayanlarda depresyon gelişebileceği gibi, zor şartlarda yoğun ve yorucu tempoda çalışanlar için de risk vardır.

Mükemmeliyetçilik

Mükemmeliyetçi yapıdaki kişilerde; işlerin yolunda gitmediği dönemler, oldukça riskli dönemlerdir.

Eşten veya sevgiliden ayrılma

Birçok kişi bu durumlarda, olan düzeninin bozulması sonucu sıkıntı yaşar. Alışkanlıkları ve beraber yapılan bir sürü etkinliği ve belki de en önemlisi bir kişinin sevgisini kaybetmek kişi için zorluk yaratır.

Mevsim değişiklikleri

Özellikle sonbaharın gelişi insanlarda hüznü de beraberinde getirir. Gün ışığının azalması, havanın erken kararması, havanın serinlemesi bu dönemin özelliklerindendir. Mevsimin özelliklerine uymak yorucu olabilir. Birçok hastalık için de riskli olan bu dönem depresyon içinde risklidir.

Kayıplar

Bir yakının kaybı, kişiyi ölüm gerçeğiyle yüzleştirir. Hem gidenin boşluğu hem de ölümle yüzleşme insanlar için depresyon nedenlerinden olabilir.

Sağlık sorunları

Yaşam boyu süren; romatizmal hastalıklar, tansiyon, diyabet(şeker), böbrek yetmezliği gibi durumlar kişinin baş etme gücünü zorlaştırır. Bununla birlikte kanser gibi ölüm gerçeği olan durumlar da, kişi için depresyon sebebi olabilir.

Yalnız yaşama

Günümüzün en büyük sorunlarından biri, büyük kentlerde yalnız yaşayan insanlardır. Bir kısmı aile ve arkadaş desteğinden yoksundurlar. Ayrıca; eşini yitirmiş, çocuklarından uzak, yalnız yaşayan yaşlılar için de risk vardır.

Düzensiz yaşam

Uykuya ve dinlenmeye özen göstermeyen, aşırı alkol veya uyuşturucu madde kullanan kişilerde de depresyon sık görülür.

Doğum

Doğum sonrasında kadının vücudundaki hormonlardaki değişiklik ve bebeğin bakımı ile ilgili kaygılar, doğum sonu depresyonu için bir neden olabilir.

Büyük felaketler

Deprem, savaş, savaş sonrası göç, hem kişileri hem de toplumları derinden etkiler. Bununla birlikte taciz, tecavüz, saldırıya uğrama gibi durumlarda depresyonun oluşmasına neden olabilir.

Üniversiteye başlama

Günümüzde eğitim nedeni ile, birçok öğrenci şehir değiştirir. Bu öğrencilerin yeni kente, yeni arkadaşlıklara uyumu çok kolay değildir. Ayrıca aile desteğinin kaybı da, kişinin yaşantısını zorlaştırmaktadır.

Yeni bir iş veya yeni bir ev

Yaşamımızda her yenilik, bize olumlu katkı sağlamaz. İş değişikliği ya da ev değişikliği kişinin bir sürü alışkanlığını tamamen farklılaştırır. Bu duruma uymak her zaman kolay olmayabilir

Psikolojik sorunlar

Birçok psikiyatrik hastalık (panik bozukluk, endişe bozukluğu, takıntı hastalığı gibi) uzun sürdüğünde ek olarak depresyon oluşabilir.

Sizin İçin SeçtiklerimizVikings: Free Online GameBu oyun can sıkıntısını sonsuza kadar bitiriyor!Vikings: Free Online GameDesert Order (Strateji Oyunu)Bir uçak seç ve bu Oyunu 2 Dakika oynaDesert Order (Strateji Oyunu)ABD Göç HizmetleriYeni hayatınızı Amerika'da başlatın!ABD Göç HizmetleriTaboola'danTaboola'dan faf54f4d17f544dfaed4cde2b14eff33

13 Kasım 2019 Çarşamba

Gebelik döneminde ortaya çıkabilecek böbrek sorunları

Gebelikte ilk değişime uğrayan organın böbrekler olduğunu belirten Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, "Böbreğin çalışması, süzmesi ve dolayısıyla kişinin tansiyon durumu gebelik öncesinden farklıdır. O nedenle gebelik muayenelerinde böbrekler dikkatli takip edilmelidir" uyarısında bulundu.

Gebelikte vücutta birçok değişim gerçekleşiyor, böbrek sorunlarına dikkat

Kadınların en özel dönemlerinden olan gebelikte vücutta birçok değişim gerçekleşiyor. Hem anne hem bebeğin sağlığı açısından bu değişimleri yakından takip etmek, gerekli önlemleri almak ise son derece önem taşıyor. Gebelikte ilk değişime uğrayan organın böbrekler olduğunu belirten Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, "Olası sorunların önüne geçmek için, planlı gebelik ise öncesinde mutlaka idrar tahlili ve tansiyon ölçümünün yapılması ve bilinen böbrek yetmezliğinin olup olmadığına bakmak gerekiyor" dedi. Kantarcı, gebelik döneminde ortaya çıkabilecek böbrek sorunları hakkında bilgi verdi.

Gebelikte yüksek tansiyon

Böbreğin çalışması, süzmesi ve dolayısıyla kişinin tansiyon durumunun gebelik öncesine göre farklılık gösterdiğini söyleyen Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, daha önce böbrekleriyle ilgili sorunu olmayan kadınlarda da gebelik döneminde böbrek hastalığının çıkabileceğine dikkat çekti.

Gebelikte böbreğe bağlı en sık görülen rahatsızlığın gebelikte yüksek tansiyon (hipertansiyon) olduğunu söyleyen Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, konuyla ilgili şu bilgileri verdi: "Genellikle ilk üç ayda tansiyon düşer. İkinci 3 ayda tansiyon normal sınırlara çıkmaya başlar. Bir diğer rahatsızlık da gebelikte farklı nedenlerle hipertansiyonun şiddetlenip preeklampsi denen hastalığın ortaya çıkmasıdır. Genellikle gebeliğin 20'nci haftasından sonra hipertansiyon tespit edildi ise preeklamsi olabilir. Bu kişilerin daha önce bilinen böbrek hastalığı veya hipertansiyonu yoktur. Beraberinde şişlik, ödem, protein kaybı olur. Bazı ilerleyen formlarında daha şiddetli hale gelirse, hızla ilerlerse nöbet geçirmeye kadar varabilir. Buna da eklampsi denir ve genellikle 20 yaş civarındaki genç gebelerde ve ilk gebeliklerde daha fazla görülür. Daha önceki gebelikte preeklampsi geçirenler, annesinde preeklampsi öyküsü bulunanlar, çoğul gebelikler, hipertansiyon, kronik böbrek hastalığı, antifosfolipid antikor sendromu, damarsal ve yumuşak doku hastalıkları, şişman ve diyabeti bulunan gebelerde preeklamsi daha sık görülür."

Prof. Dr. Kantarcı, son yıllarda yapılan çalışmalarda plasenta (bebeğin anne karnında ihtiyaçlarını sağlayan, besinleri bebeğe getiren, atıkları toplayan, bebeğin büyümesini sağlayan yapı) tarafından salgılanan büyüme hormonu düzeylerinin takibi ile preeklamsi tanısının erken konabildiği gösterdiğine işaret etti.

Preeklamsi hem gebeyi hem de bebeği etkiliyor

Yüksek tansiyonun hem gebeyi hem de anneyi yakından ilgilendiren bir sorun olduğunun altını çizen Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, gebelikte hipertansiyona bağlı olarak idrarda protein kaçağı oluşması durumunda beyin kanaması hatta annenin yaşam kaybına kadar varabilen ciddi sonuçların ortaya çıkabileceğini söyledi. Ayrıca gebelik hipertansiyonun çok iyi takip ve tedavi edilmemesi durumunda bebekte büyüme geriliği ya da düşük ağırlıklı doğum da meydana gelebildiğine dikkat çeken Kantarcı, "Bu nedenle, gebelikte yüksek tansiyon, preeklampsi ve eklamsisi olan bireylerin hem kadın doğum uzmanı hem de nefroloji uzmanı tarafından yakından takip edilmesi gerekiyor. Tüm gebeliklerin yaklaşık yüzde 5 kadarında preeklamsi görülüyor. Genellikle ilk ve ileri yaştaki gebeliklerde daha sıklıkla karşılaşılıyor" dedi.

Sadece risk grubunda olan gebelerin değil tüm gebelerin preeklamsi için taranması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, "Gebelik öncesi ve/veya erken genellikle sadece idrar tahlili ve kan basıncı ölçümü yapılması preeklemasinin kronik hastalıklardan ayırt edilmesinde önemlidir. Takiplerde de bu ikisinin takibi ile hem anne hem de bebeğin yaşamı için çok değerlidir" diye konuştu.

Gebelikte tekrarlayan enfeksiyonlara dikkat

Gebelerde, gebe olmayanlara göre artmış idrar yolu enfeksiyon olasılığının daha fazla olduğunu söyleyen Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Gülçin Kantarcı, "Böbrek iltihabı gebelerin hayatını etkileyebileceği gibi bebeğin sağlığını da olumsuz etkiler. Ayrıca nefrit gibi bazı hastalıklar gebelikle beraber şiddetlenebilir. Gebeliğin özellikle altıncı ayında basınçtan dolayı böbreklerde genişleme ve büyüme de ortaya çıkabilir. Diyabetik ve kilolu gebelerde enfeksiyon gelişimi riski yüksektir. Gebelikte kilo ve kan şekeri kontrolü sağlanmalı, günde 6-8 su bardağı kadar su içilmelidir. İdrar yolu enfeksiyonu yeterli tedavi edilemez ise annede kanda enfeksiyon ve düşük doğum ağırlıklı bebek doğum riski vardır" ifadelerini kullandı.

6b95520441344dddb1fc2c02b4b05aea

MySpace neredeyse bedavaya gitti

MySpace neredeyse bedavaya gitti



News Corp, 580 milyon dolara satın aldığı siteyi 6 yıl sonra neredeyse bedavaya verdi.

Ruport Murdoch'ın sahibi olduğu dev medya kuruluşu News Corp. 6 yıl önce bünyesine kattığı MySpace sosyal paylaşım ağını sonunda sattı. Facebook ve Twitter gibi ağların hızla popülerlik kazanması sonucu eski parlak günlerinden eser kalmayan MySpace'in yeni sahibi Specific Media ile Justin Timberlake. News Corp, 2005'te MySpace için 580 milyon dolar ödemişti. Kesin rakam açıklanmasa da Specific Media'nın satın alma için 35 milyon dolar ödediği söyleniyor. 1999'da kurulan Specific Media'nın üç kardeş ortağı, MySpace'i yeni yazılımlarla yenileyip eski popülerliğini kazandıracaklarını söyledi. MySpace'in yeni sahipleri arasında Justin Timberlake de bulunuyor. Timberlake'in özellikle yeni tanıtım kampanyalarında rol alması News Corp grup muhasebesinde MySpace'i gösterdiği 'Diğer' kalemi altında 2010'da 156 milyon dolar zarar göstermişti. Firmadan son ik yıl içinde yüzlerce kişi işten çıkarıldı. 793b0fb61641429a972e4b35cfa2e24d