23 Aralık 2019 Pazartesi

Neden estetik yaptırıyoruz?

Dünya genelinde estetik operasyonları yaptırma oranı giderek artıyor. Peki uzmanlar estetik yaptırma ile ilgili ne düşünüyor?



Dünya genelinde estetik operasyonları yaptırma oranı giderek artıyor. Peki uzmanlar estetik yaptırma ile ilgili ne düşünüyor?
 
Araştırmalar Türkiye'deki estetik operasyonlarına dair de bilgiler veriyor. Şöyle ki Türkiye en çok estetik operasyonunun yapıldığı 10 ülke arasında 8. sırada. Türkiye'de en çok yapılan cerrahi işlem gerektiren estetik operasyonlarının başında ise burun operasyonları geliyor. Diğer operasyonlar ise sırasıyla şu şekilde:
 
Türkiye'de en çok yapılan ve cerrahi işlem gerektiren estetik operasyonları
1- Burun estetiği
2- Meme büyütme
3- Liposuction
4- Göz kapağı ameliyatı
5- Yağ enjeksiyonu
 
Biz de konunun uzmanlarına estetik operasyonları ile fikirlerini sorduk. İşte aldığımız yanıtlar...
 


 
Günümüzde şekilciliğin ve tektipçiliğin öne çıktığını belirten uzmanlar, tektipçiliğin toplumun her kesiminde görülebildiğini söylüyor. Kendini değersiz hisseden kişilerin aslında benzemeye çalıştığı özel ve popüler kişinin sahip olduğu saygınlık ve değer elde edilmeye çalıştığına vurgu yapan uzmanlar, mimiklerin dahi günümüzde tektipleştiğine dikkat çekiyor.

Üsküdar Üniversitesi NP Etiler Tıp Merkezi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, felsefenin, düşüncenin ve anlam derinliğinin değer kaybettiği bir dünyada yaşadığımızı ve şekilciliğin ön plana çıktığını söyledi.

İçerikten yoksun şekilciliğin doğal sonucunun aynı görünümü taklit eden insan toplulukları olduğunu vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, "Tektipçilik, ergen, genç ya da olgun, kadın-erkek hemen herkesi etkisi altına alıyor. Kıyafet, saç şekli, makyaj ve dahası estetik operasyonlar sonrasında mimikler bile tektipleşiyor. Özgün bir değer oluşturmanın zorlukları karşısında tektipçiliğin kolaylığı cazip geliyor. Orijinal nesneye nazaran sahtesinin daha ucuz oluşu gibi bir durum bu. Tektipçiliğin arttığı ve özgünlüğün değer kaybettiği bir gelecek kapımızda" diye konuştu.

Model alma ve taklit etmenin bir dereceye kadar geliştirici olabileceğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Alper Evrensel, "Ancak taklit, ilham alma düzeyinde kalmalı ve ardından kendi özgün değerleri içinde biricik ve eşsiz bir tarz yakalanmaya çalışılmalıdır. Dünyada her insanın biricik ve eşsiz parmak izi olduğuna göre tarzının da özgün olması mümkündür. Çözüm yolu ise kişinin kendi özgün değerlerini keşfetmesidir" dedi.

"Bir insan yakın çevresinde garip karşılanmasına rağmen farklı biri gibi davranmaya başlıyor ise bir sorun var demektir" diyen Evrensel, şunları söyledi: "Kendini değersiz hisseden kişilerde özenti ortaya çıkar. Daha özel ve popüler bir başkasına benzemeye çalışarak o kişinin sahip olduğu saygınlık ve değer elde edilmeye çalışılır. Kendini değersiz, zayıf, aciz hissetmek depresyon belirtisidir. Depresyon maskeli olur ise çok sinsidir. Çevreden alınan beğeni sözleri ilk etapta sahte bir mutluluk verse de depresyon ilerler. Hatta toplum nazarında saygınlığı azalacağı için kendisini daha da kötü hissederek intihara yönelebilir. O nedenle geçmiş hayat çizgisinden uzaklaşıp başka bir çizgiye doğru kayan kişinin mutlaka psikiyatri uzmanına görünmesinde fayda vardır."
 


 
Neden estetik yaptırıyoruz?
 
Estetik Plastik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Bülent Cihantimur, estetik operasyonlarına ilişkin şu açıklamalarda bulundu.
 
İyi hissetmek için, aynadaki aksimizle barışık olmak için estetik operasyonlarına başvuruyoruz. Tüm bunlar ne demek biliyor musunuz? Yüzündeki kırışıklığa takılmadan bisiklete binmek, kulağındaki kepçeliğe takılmadan parmak kaldırıp söz almak, saçındaki kelliğe takılmadan hoşlandığın kıza açılmak ya da özgürce dilediği iç çamaşırını giyebilmek demek... Türkiye'de ruh hali, özgüven kaybı, çekinme, kendini beğenmeme tüm bunların sonucunda yaşanan depresif ve toplumdan kendini dışlama süreci bir rahatsızlık olarak değil, kişilik özellikleri olarak kabul ediliyor. Oysaki dış güzelliğimiz kesinlikle iç dünyamızı etkiliyor. Söz gelimi 6 yaşında bir çocuk düşünün. Hiçbir sağlık sorunu yok fakat kulakları kepçe. Derslerinde başarısızlığından tutunda, etrafa gösterdiği hırçınlığa kadar, çocuğun yaşadığı bu duygusallık etken oluyor. Kepçe kulak sorunu bir sağlık problemi mi? Hayır ama çocuğun tamamen hayatını etkiliyor. Eğer aynada görmek istediğiniz yüz ve beden bu değilse ve bunu gerçekten kafaya takıyorsanız, siz estetik cerrahi için ya da medikal bir uygulama için ideal bir adaysınız.
 
Estetik operasyonları bizi tektipleştirir mi?
 
Eğer estetik operasyonu, uygun, doğru ve profesyonel bir estetik cerrah tarafından yapılırsa, tektip görüntü oluşması mümkün değil. Söz gelimi en fazla yapılan burun estetiği operasyonuna bakalım. Burun estetiği planlaması yapılırken önce hastanın cinsiyeti göz önüne alınır, ardından total yüz anatomisi, yüzündeki her uzvun konumu ve yüz şekli incelenir. Tüm bu ana maddeler dikkate alındıktan sonra bir burun yapısı tekrar oluşturulur. Bu her hastaya farklı bir burun yapısı oluşturmak demektir ve olması gereken de budur zaten. Tüm bu saydıklarıma dikkat edilmezse tektipleşme durumu söz konusu olur.
 
Hangi durumlar haricinde estetik yaptırabiliriz?
 
Eğer bir başkası; söz gelimi siz istemiyorsunuz ama eşiniz zorluyorsa estetik yaptırmayın.
Maddi durumunuz yetersiz ve bu durum sizi bütçesel olarak zorlayacaksa, estetik yaptırmayın.
Bulunduğunuz çevre ve sosyal ortamlarınız bu estetiğe sıcak bakmayacaksa estetik yaptırmayın.
Estetik cerrahı seçimi yaparken ucuz olana sakın yönelmeyin.

 


 
Okan Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Doç. Dr. Hakan Atalay'ın konu hakkında görüşleri ise şöyle...
 
Öncelikle Plastik ve Rekonstrüktif Cerrah'nin tıp içindeki kendine özgü konumunu ve değerini yerli yerine oturtmak gerekir. Halk arasında neredeyse sadece "estetik" operasyonlarla bilinen bu bölüm aslında yanıklardan birçok hayat kurtarıcı ameliyatlara kadar, hastane pratiğinin vazgeçilmez bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak, uzmanlıkları gereği genellikle "düzeltici" operasyonlar yaptıklarından, magazinin konusu olmaktan da kurtulamamışlardır. Estetik ya da düzeltici denince de aklımıza görsellikle ilgili şeyler gelir. İnsan uygarlığı çok uzun bir süredir gözün/görmenin giderek daha fazla hakim olduğu bir kültür biçimine dönüşmüştür. Sözlü kültürden okuma yazma kültürüne geçişin bir örneğini oluşturduğu görsel egemenlik, bugün kent yerleşiminde, kitle iletişim araçlarında, bilgisayar ve akıllı telefonlar gibi yan ürünlerinin kullanımında, vb. kendisini açıkça göstermektedir. Bu gelişmenin sonuçlarından biri de kültürün giderek daha fazla görmeyi ve göstermeyi teşvik etmesi, toplumsal ilişkilerde de görselliğin öne çıkmasıdır. Bu, giyim kuşam, yeme-içme, ev-bark, araba, vb. maddi tüketim nesnelerinde olduğu gibi, kişinin ve bedeninin değerlendirilmesinde de böyledir. Artık hem kişi kendisini, hem de toplum kişiyi dışarıdan nasıl göründüğüne bakarak tartmayı kanıksamıştır.
 
Bu gelişmenin psikolojik sonuçlarından biri, "beden şeması"na dair çarpılmalardır. Örneğin, çok fazla zayıfladığı halde kilo vermeye çalışan anorektik kişi, bu bozuk beden şemasının sonuçlarından birini yaşamaktadır. Bunun diğer bir örneği, "beden dismorfik bozukluğu" denen psikiyatrik bozukluktur. Bu hastalıkta kişi bedeninde mevcut olmayan bir kusur bulmakta ya da hiç dikkati çekmeyecek ya da çok az çekecek bir kusuru ölüm kalım meselesi haline getirerek hayatını tümüyle bunun üzerinde kurmaktadır. Örneğin, burnunun çarpık ya da büyük ya da sarkık, vb. olduğunu söylemekte, bu yüzden vaktinin büyük bir kısmını ayna karşısında geçirmekte, insanların bakışlarından endişelendiği için dışarı çıkamamakta, sonuçta akademik ya da işle ilgili toplumsal görevlerini yerime getiremez hale gelmektedir. Bunu ciddi depresyonlar da izleyebilir. Klinikte gördüğümüz kadarıyla, bu durumdaki hastaların önemli bir bölümü, ister burnunda, ister çenesinde, yüzünde, derisinde olsun, bu sözde çarpıklıkları düzeltmek için estetik cerrahların, diş hekimlerinin, vs. kapısını aşındırmakta, ve elbette çaresiz bir şekilde bu süreci devam ettirmekte ya da depresyon içinde evinden çıkamaz hale gelmektedir.
 
Psikolojik olarak estetik cerraha sık başvurma nedenlerinden biri de bazı narsisistik kişilik bozukluğu tipleridir. Genellikle çocukluklarında güzellik, vb. yönleri fazla abartılan ancak yeterince empatik bir şekilde sevilmeyen kişiler, büyüdüklerinde kendini -ve dolayısıyla başkalarını da- sev(e)meyen, bu boşluğu da erken dönemde pohpohlandıkları, fakat kendileri kazanmadıkları için kendilerine değer vermelerine yetmeyen, onlara öylece verilmiş olan niteliklerle doldurmaya çalışan narsistiklere dönüşebilmektedirler. Halk arasında yanlış olarak "kendini beğenmiş" sanılan, ama içten içe kendini değersiz bulup bu açığı doldurmaya çalışan bu kişiler hayran kitlesi yaratarak durumu idare etmeye çalışabilirler. Bu açığı kapatmanın bir diğer bir yolu da daima güzel olmak ve hep öyle kalmaktır. Böylece genetik olarak verilmiş ya da sonradan edinilmiş bazı görsel "kusurlar" ya da hayatın doğal akışı içinde ortaya çıkan sarkmalar, kırışıklıklar gibi biyolojik değişmeler estetik operasyonlarla giderilmeye çalışılır. Bu durumda, elbette, nasıl ki, mevcut hayran kitlesi bir narsisistin kendisini sevmesi için yeterli olamazsa, estetik operasyonla ortaya çıkmış bir güzellik de yeterli olmayacaktır. Böylece, hayat boyu süren bir mücadele başlar. Ancak, kişi kendisini ruhsal ve tinsel olarak besleyecek ve zenginleştirecek bir çaba yerine dışsal müdahalelerle iyi hissetmeye çalıştıkça kaçınılmaz soru onu gelir bulur: İyi bir hayat yaşayıp yaşamadığı sorusu.
 
Bu söylenenler, gençliklerinde estetik operasyonlar geçirdikleri için kendilerine saygıları yükselmiş ve bu sayede etraflarıyla daha iyi ilişkiler geliştirmiş, daha iyi eş ve iş fırsatları yakalamış, böylece estetik operasyonun iyicil bir döngünün tetiklenmesine yol açtığı kişiler açısından geçerli değildir tabii ki, ancak, herhangi bir psikolojik sorunun bulunmadığı, sadece estetik amaçlarla olduğu net bir şekilde saptanan bazı durumlarda bile, özellikle küçük yaşlarda yapılacak estetik operasyonların endikasyonlarının iyi konması gerektiği tartışmasızdır. Sözgelimi, solunum yollarının açılmasını sağlayacak bir burun operasyonu için başvuran kişi ile burnunda istediği anatomik değişiklikler için estetik operasyonlar yaptıracak kişinin psikolojilerinin daha sonra bundan nasıl etkileneceği değerlendirilmelidir çünkü ikincisinde, hayatın diğer alanlarında olduğu gibi, görünümün önceliğine bir vurgu vardır ve verilen mesaj şu olabilir: Hayatta güzel şeyler emek harcamadan bir operasyonla kolayca elde edilebilir, bu yüzden, kendini ruhsal olarak geliştirmek için çaba harcamana, didinmene, vs. gerek yok, para bul yeter! Böylece kolayca iş de, eş de bulabilirsin!
 
Sonuç olarak, estetik operasyonların kimi zaman patolojik beden şemalarından kaynaklanabileceği, işe yaramayacağı, sürekli doktor peşinde koşmaya yol açabileceği ve bu yüzden de sakıncalı olabilecekleri, kimi zaman patolojik olmasalar da bazı kişilik bozukluklarının süregitmesine, durumlarını idare etmelerine yarayabileceği, en masum durumlarda ise kişinin kendisini geliştirme yolları araması için teşvik etmek yerine ihmal etmesine neden olabileceği söylenebilir. O halde, bu tür operasyonların endikasyonlarının belirlenmesi ve hastaların operasyondan sonraki takipleri için estetik cerrahların psikiyatristlerle işbirliği yapmaları sakıncaların bir kısmının önüne geçilmesine yarayabilir.
 
Haber: Dilay Argün



7fff39fbcef4444bb86f9d838f908552

Diyabetin yol açtığı hastalıklar nelerdir?

Diyabet hastalığı, halk arasında 'şeker hastalığı' olarak bilinir. Dünyada en fazla ölüme sebep veren 4 hastalıktan birisi olan diyabet, vücutta tüm dokuları ve organları etkileyebiliyor.



Diyabet hastalığı, halk arasında 'şeker hastalığı' olarak bilinir. Dünyada en fazla ölüme sebep veren 4 hastalıktan birisi olan diyabet, vücutta tüm dokuları ve organları etkileyebiliyor.
Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre ölümlerin yüzde 71'i diyabet, kanser, kalp ve akciğer hastalıkları nedeniyle oluyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter diyabetin vücutta tüm dokuları ve organları etkileyebilen, tahrip edici bir hastalık olduğunu belirterek "Başlıca hasarı damar sistemi üzerine yapar. Küçük damarları etkileyerek göz, böbrek ve sinir sistemine zarar verirken (mikroanjiyopati), büyük damarları tahrip ederek kalp ve damar hastalıklarına (makroanjiyopati) yol açar. Diyabetlilerde ölümlerin yüzde 70 ila 80'ine kalp ve damar hastalıkları yol açmaktadır." diyor.
 
Prof. Dr. Rüştü Serter diyabetin en fazla yol açtığı 5 hastalığı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
 
Kalp hastalıkları
Diyabetin yol açtığı kalbi besleyen koroner damarlardaki olaylar en çok ölüme yol açan sebeplerin başında geliyor. Kalpte Enfarktüs yani kalbi besleyen atardamarın tıkanması sonucu gelişen doku ölümü, kalp krizi, kalp yetmezliği bunların başlıcalarını oluşturuyor. Üstelik diyabet hastalarında risk 2-4 kat daha fazla oluyor.
 
Damar hastalıkları
Diyabet hastalarının kötü kolesterolünde artış oluyor ve yüksek şekerle birlikte damar sertliği meydana geliyor. Bu da kan basıncında yükselmeye yani hipertansiyona, beyin damarlarında kanama veya tıkanma sonucu inmeye (felç), bacak damarlarında tıkanma sonucu ayakta yaralara (diyabetik ayak), damarda daralmaya bağlı cinsel sorunlara yol açıyor. Damar hastalıklarına bağlı olarak ayağın kaybedilmesinin en önemli sebebini de diyabet oluşturuyor.
Görme kaybı
Gözün damarlarında ve retinada bozukluklar diyabetin yol açtığı önemli problemler. Dünyada körlüğün en önemli nedenlerinden birisi diyabet. Körlük genellikle geç dönemde gelişiyor. Diyabetin gözde yaptığı hasar çok önceleri başlıyor ve ancak muayenede tespit ediliyor. Bu sebeple diyabet hastalarında düzenli göz dibi kontrolleri yapılması gerekiyor.
Böbrek yetmezliği
Diyabet böbreklerdeki kılcal damarlarda bozukluklarla başlayıp ürede yükselme ile böbrek yetmezliğine kadar giden hastalıklara yol açıyor. Diyalizin en önemli sebepleri diyabet ve hipertansiyon. Bu nedenle diyabet hastalarının böbrek fonksiyonlarının düzenli olarak takip edilmesi şart.
Sinir sistemi hastalıkları
Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Prof. Dr. Rüştü Serter "Çevresel sinirlerde görülen bozukluklar diyabette erken görülen problemlerdir. Diyabetik nöropatide el ve ayaklarda yanmalar, uyuşmalar, duyu kaybı başlıca erken bulgulardır. Diyabetin erken teşhisi ve etkili tedavisi bu tür komplikasyonların yaşam süresini ve kalitesini azaltmasını engeller" diyor.
 

 

 



da68720c662249e1ac74ae135c5e4b46

19 Aralık 2019 Perşembe

Uykuya dalarken sıçrama neden olur?

Uykuya dalarken sıçrama çok karşılaşılan bir sorundur. Kişinin kaliteli bir şekilde uyumasına engel olan bu sorunun altında yatan psikolojik nedenler nelerdir, uykuya dalarken sıçrama neden olur gibi sıkça sorulan soruları Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Onur Okan Demirci'ye sorduk. İşte aldığımız cevaplar…

Serpil Dokurel - PembeNar Özel

Öncelikle uykuda sıçrama durumlarını karabasan, uyurgezerlik, kabus görme gibi durumlardan ayırmak gerekir. Uykuya dalarken veya tam uyanırken hayal görme (halüsinasyon) haline hipnopompik/hipnogojik varsanı adı verilmektedir. Halk arasında karabasan olarak ta bilinmektedir. Karabasan durumunda aslında kişi tamamen uyanıktır. Normalde beynimiz uykuya daldıktan sonra rüyalarımızda rüyalarımıza göre hareket etmeyi engelleyebilmek için bedenimizi felç haline geçirir. Bazen bunun tam tersi olarak beyin uykuya geçmeden önce bedenimizi felç haline geçirir, uykuya dalmadan önce kaslarımızın hareket etmesi engellendiğinden uyanık halde iken geçici bir felç hali oluşur. İşte bu durum karabasanın ve karabasan halinde hareket edemememizin nedenidir. Karabasanlar genellikle kişi stresli bir durum yaşıyorsa oluşmaktadır.

Stresli bir yaşamın belirtisi olabilmektedir.

Uykuda sıçrama durumu uykuya dalarken beynimizin bedenimizdeki kaslarımıza ani, kısa süreli elektrik uyarıları göndermesi sonucunda oluşur ve çeşitli şekillerde ortaya çıkabilmektedir. Buna parasomni adı verilmektedir. Vücudun belli bölgesinde kasılma hareketi, düşme hissi, ağlama hissi, şaşkınlık hissi olabilir. Bu şekilde ortaya çıkmasına hipnik jerk adı verilmektedir. Genellikle fizyolojik yani doğal bir olaydır. Duygusal stres durumunda olmak, fiziksel egzersiz yapmış olmak, kahvede ve kolada bulunan kafein gibi uyarıcı gıdalar almak, karanlıkta televizyon seyretmek bu durumu artırabilir. Ara ara meydana geldiğinde bir soruna işaret etmez fakat sık sık oluyorsa bu durumu araştırmak gerekebilir. Öncelikle nedeni saptamak gereklidir. Kafeini azaltmak veya kesmek, stres yaratan durumlardan kaçınmak çoğunlukla bu durumu çözmektedir. Dirençli vakalarda ilaç tedavileri kullanılabilmektedir.

Ayrıca uyku myoklonusu adı verilen bir durum vardır ki genellikle genetik olarak aileden aktarılır. Bu kişiler genellikle bacaklarda olmak üzere gece boyunca ara ara düzenli kas sıçramaları yaşarlar. Yaş ilerledikçe sıklığı artmaktadır. Özellikle bir rahatsızlığın habercisi değildir. Gece boyu sıçramalar nedeni ile uykuyu tam alamamaya neden olur ve yaşam kalitesini düşürebilir.

Uyku sıçramalarının psikolojik nedenlerini stresli yaşamak, kalitesiz uyku uyumak, gereğinden az uyumak, bedenimizi fiziksel olarak fazla yormak ve depresyon olarak sıralayabiliriz. Her uyku sıçramasının altında psikolojik bir sorun aramaya gerek yoktur fakat sıçramalar sık sık olmaya başladı ise nedenini mutlaka araştırmak gerekir. Her sıçrama depresyon habercisi değildir fakat depresyondaki kişilerde uyku sıçramalarında artış görülebilmektedir.

Çok ama çok nadir de olsa sık yaşanan uyku sıçramaları epilepsi (sara) hastalığı belirtisi olabilir. Eğer psikolojik durumlar yoksa ve bahsettiğim sıçramaya neden olabilecek durumlar da yoksa ve hala sıçramalar oluyorsa bu durumda juvenil miyoklonik epilepsi açısından değerlendirmek gerekebilir.

Sizin İçin SeçtiklerimizPlarium Play: Download For FreeAn MMORPG for real fantasy fans. No cartoons. No bubbles.Plarium Play: Download For FreeIcePopMan Rescues Moose And She Returns With A Big SurpriseIcePopDirectExpose25 Celebs Who Are Gay- No.13 Will Shock MenDirectExposeTaboola'danTaboola'dan d0bc78a8e85841a0a6988711f3eeb2e8

Tüp bebekte düşük riski daha mı fazla?

Tekrarlayan düşükleri engellemek için düşüğe sebep olan sorunun kaynağının tespit edilmesi en önemli aşama. Böylece tekrarlayan düşüklerin önüne geçilebiliyor. Ayrıca tüp bebekte de düşük riski daha fazladır gibi bir durum asla söz konusu değil

Hamilelikte 2 veya daha fazla kaybın olması tekrarlanan düşük olarak adlandırılıyor. Bu kaybın sebebi diyabet, pıhtılaşma bozuklukları gibi hastalıklar olabilirken bazı durumlarda genetik yapı, rahim yapısı veya anne adayının sürdürdüğü yaşam biçimi de tekrarlayan düşüklere neden olabiliyor. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof.Dr. Recai Pabuçcu, tekrarlayan düşükler sebebiyle anne-baba adaylarının umudunu kaybetmemesi gerektiğini, doğru tanıyla birlikte kayıpların önüne geçildiğini söyledi.


Sağlıksız yaşam tarzı büyük tehlike!

Belirli bir hastalık veya genetik bir problem olmasa bile özellikle anne adayının sağlıksız ve dikkatsiz yaşam tarzı sebebiyle tekrarlanan düşükler meydana gelebiliyor.

Prof.Dr. Recai Pabuçcu konuyla ilgili şöyle konuştu: "Öncelikle hamilelikte düşük tekrarlanıyorsa kesinlikle sebebi detaylıca araştırılmalı, gerekli testler mutlaka yapılmalı. Ancak bazen sağlık açısından her şey yolunda olsa bile tekrarlanan düşükler görüyoruz. Burada annenin nasıl bir hayat tarzı olduğu da oldukça önemli. Özellikle sigara içen anne adayları için düşük riskinin çok daha fazla olduğu bugün zaten herkes tarafından bilinmekte. Tekrarlanan düşüklerin önüne geçmek için ilk ve en basit yol anne adayının sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemesi olacaktır. Sigaradan, alkolden, sağlıksız ve hormonlu yiyeceklerden uzak durmak çok önemli. Her hamilelik birbirinden farklı ilerler. Bu yüzden doktorla doğru iletişim de hayati önem taşıyor."


Tüp bebekte düşük riski...

Kısırlık, anne adayının yaşı, yumurta rezervlerinin durumu gibi pek çok sebepten doğal yolla hamile kalamayan anne adayları için tüp bebek yöntemi en önemli ve etkili çözüm. Tüp bebek tedavisi görenlerin en çok merak ettiği sorulardan biri ise düşük riskinin ne kadar olduğu. Pabuçcu, düşük riskinin her gebelikte bulunduğunu belirterek sözlerini şöyle sürdürdü:

"Düşük riski normal gebelikte de tüp bebek ile gerçekleşmiş gebelikte de olabilir. Ancak tüp bebekte düşük riski daha fazladır gibi bir durum asla söz konusu değil. Hatta aksine, tüp bebek yöntemi uzun bir süreç olduğu için anne adayı sürekli kontrol altında. Doğal yollarla bebek bekleyen bir anne adayından çok daha fazla doktor ile iletişimde. Dolayısıyla tüp bebekte, bazı düşük riski yaratacak durumlar daha erken fark edildiği için bunların önlenmesi de daha kolay olabiliyor. Ayrıca tekrarlayan düşükleri önlemek için de tüm gebelik süreci boyunca anne adayının doktor kontrollerini aksatmaması ve doktorunun izlediği yola uyması çok gerekli."


7d8e70ff0c3f439d978a7249a380a5f2

15 Aralık 2019 Pazar

Karın ağrısına ne iyi gelir, şiddetli ağrı nasıl geçer? Karın ağrısı için evde bitkisel çözüm

Karın ağrısı çoğunlukta sindirim ve kabızlık gibi birbirine yakın problemlerden meydana gelebilmektedir. Özellikle diyet yapan kişiler kabızlık problemiyle karşı karşıya kalıp, karın ağrısı şikayetiyle baş etmek zorunda kalabiliyorlar. Karın ağrısı sıkıntılarına karın ağrısına iyi gelen ev yapımı tedavi yöntemleri ile veda edebilirsiniz. İşte karın ağrısını ne geçirir sorusunun cevapları ve karın ağrısına ev yapımı tedaviler.

Karın ağrısı çoğu zaman yaşam tarzınızda ve beslenme düzeninizle meydana gelen alışkanlıklardan dolayı ortaya çıkar. Ancak bazı zamanlar karın ağrısı şikâyeti ciddi hastalıklarında habercisi olabilir. Bu nedenlerden dolayı sürekli karın ağrısı problemiyle karşılaşıyorsanız ve karın ağrısını ne geçirir diye soruyorsanız işte karın ağrısına iyi gelen ev yapımı tedaviler.

Karnımız neden ağrır?

Karın ağrısının pek çok farklı nedeni olabilir. Önemli olan, durumun ne zaman acil olduğunu ayırt edebilmektir. Bazı zamanlarda ağrı, karın bölgesi dışındaki farklı bir soruna, örneğin göğüs ya da pelvik bölgedeki problemlere bağlı ortaya çıkabilir. Bu tür rahatsızlıklara şu örnekler verilebilir:

-Şiddetli âdet krampları
-Kas gerilmesi
-İdrar yolu enfeksiyonu
-Sistit
-Endometriozis
-Yumurtalık kistleri
-Pelvik iltihabi hastalık
-Dış gebelik
- Kabızlık gibi problemlerden karın ağrısı şikayetleri meydana gelebilir. Karın ağrısının neden olduğu en önemli ve en sık karşılaşılan nedenlerden biri kabızlık problemidir.

Karın ağrısına iyi gelen ev yapımı doğal tedavileri sizler için araştırıp bir araya getirdik.
İşte karın ağrısına ne iyi gelir sorusunun cevapları.

Yöntem 1: Limon Suyu Kullanma

Hafif asidik olan sıcak su ve limon suyu, sindirim sistemini uyarmak ve bağırsak içeriğinin ilerlemesine yardımcı olmak için çalışır. Limon ayrıca, toksinlerin yanı sıra kolonun dış yüzeyine yapışmış sindirilmemiş materyali vücuttan dışarı atmaya da yardımcı olur. bu nednlerden dolayı karın ağrısı şikayetinden kurtulmak için limon suyu yöntemi kullanılabilir.

Malzemeler
• Limon suyu, taze - limondan
• Sıcak su - 1 bardak

Nasıl yapılır?

Bir limonun yarısını 1 fincan ılık suya sıkın.
Sabah uyandıktan sonra veya yatağa gitmeden önce bu ılık suyu için.

Bu şekilde günde iki kez ılık limon suyu içmek bağırsak hareketlerinizi çalıştırarak, karın ağrısı problemine iyi gelecektir.


Yöntem 2: Ballı su yöntemi

Bal güvenli olan bir müshildir. Bağırsak hareketlerinin hızlanmasını sağlar. Böylelikle sindirim problemlerinden kaynaklanan karın ağrısının önüne geçmiş olursunuz.


Birçok besin maddesinde bolca bulunan bal ayrıca sindirim sistemini korur ve güçlendirir. Bal ve ılık su bağırsak sistemini harekete geçirir ve kabızlığa aynı zamanda da karın ağrınızı yitirmenize yardımcı olur.


Malzemeler


Bal - 1 çorba kaşığı
Sıcak su - 1 bardak


Nasıl hazırlanır?

Bir bardak ılık suya 1 çorba kaşığı bal ekleyin ve karışımı iyice karıştırın.
İyi kalitede ham ve organik balın kullanılması en iyi sonuçları verecektir.
Ballı ılık suyu günde iki kez, gece yatmadan önce ve sabah uyandıktan sonra tüketebilirsiniz.

Yöntem 3: keten tohumu yöntemi

Vitaminler, kalsiyum, demir, magnezyum ve omega-3 yağ asitleri içermesinin yanı sıra, keten tohumu çok miktarda lif içerir. Kabızlığı ve karın ağrısının önüne geçer.

Keten tohumu içinde bulunan yağ da kabızlığı rahatlatarak, karın ağrısı problemini giderir.

Öğütülmüş ve ezilmiş keten tohumu, kabızlığı hafifletmenin yanı sıra karın ağrısı problemini de gidermektedir.

Malzemeler

• Keten tohumu, zemin - 1 yemek kaşığı
• Su - 1 bardak

Nasıl yapılır?

1 yemek kaşığı toprak keten tohumu 1 su bardağa ekleyin.
İçmeden önce 2-3 saat bekletin.

Eğer uygunsa, yatmadan hemen önce gece içebilirsiniz.

Alternatif olarak, tahılınıza 2 ila 3 çorba kaşığı kıyılmış keten tohumu serpebilirsiniz.

Yöntem 4: sıcak suya pekmez ekleyin

Pekmez kabızlığı ve karın ağrısını hafifleten magnezyum ve diğer mineraller ve vitaminler içerir. Pekmezi içecekle sulandırmanız gerekebilir.

Pekmezi su, yeşil çay, tahıl gevreği, yulaf lapası, fırınlanmış ürünler veya tatlı yiyecekler ile tüketebilirsiniz. Bal ya da kuru erik suyu ile almak, etkinliğini artırabilir.

Malzemeler

Pekmez - 1 tatlı kaşığı
Sıcak su - 1 bardak

Nasıl hazırlanır?

Bir bardak ılık suya 1 çay kaşığı pekmezi ekleyin ve iyice karıştırın.

Kabızlığı hafifletmek ve karın ağrısı için günde üç kez pekmezli su içebilirsiniz.

Yöntem 5: Hint yağı kullanımı

Karın ağrıları, bağırsak hareketleri karın ağrısı problemlerini de beraberinde getirebilir. Kabızlık ve karın ağrısını önlemek için günde 1 ile 2 çay kaşığı Hint yağını ağızdan alabilirsiniz.

Hint yağının tadına dayanamazsanız eğer tüketimini meyve suyu veya suyla seyrelterek yapabilirsiniz. Karın ağrısı için kesin bir tedavi olduğu için kullanımına dikkat etmeniz gerekmektedir.

Notlar: Öngörülen dozu asla aşmayınız, aksi halde ciddi yan etkilere neden olabilir. Ayrıca, 7 günden uzun süre sürekli olarak Hint yağı almayın. Herhangi bir yan etki gözlemlerseniz, dozu azaltın. Yan etkiler ciddiyse, derhal kullanımdan kaldırılmalı ve doktora başvurulmalıdır.

Yöntem 6: Yoğurt kullanarak

Şiddetli karın ağrısı ve kabızlık problemiyle karşı karşıya kalıyorsanız yoğurdun bu sıkıntınızı çözmesine izin verebilirsiniz.


Yoğurt, sindirime yardımcı olan ve bağırsak astarını sağlıklı tutan probiyotikler (bağırsak dostu bakteriler) barındırır.

Yoğurt, bağırsak astarını temiz tutar ve bağırsak duvarları boyunca sindirilmemiş malzemenin birikmesini önler.

Aynı zamanda karın ağrısını da geçirir. Yoğurdun düzenli olarak tüketilmesi kabızlığı, şişmeyi ve karın ağrısını önleyecektir.

Sindiriminizi sorunsuz ve bağırsak hareketlerinizi düzenli tutmak için diyetinize yoğurt ekleyebilirsiniz.

Her zaman hiçbir katkı maddesi veya koruyucu içermeyen organik yoğurdu tercih edin.
En iyi ve en sağlıklı ürünü aldığınızdan emin olmak için yoğurt almadan önce ambalajdaki bilgileri okuyun.

Yöntem 7: incir kullanma

Lif bakımından zengin olan incir kabızlık probleminden kaynaklanan karın ağrısı problemini anında geçirir. İncirin hem tazesi hem de kurusu karın ağrısı şikâyetini azaltmaya yardımcı olur.

Tek bir kuru incir, küçük bir elma veya portakaldan daha fazla lif içerir.

Malzemeler:

İncir, kurutulmuş - bir avuç
Su

Nasıl yapılır?

Küçük bir kâseye bir avuç incir koyun. Bir seferde güvenle 4 ila 6 incir tüketebilirsiniz.
İncirleri tamamen suyun içine koymak için kâseye yeterli miktarda su koyun.

İnciri 1 gece ıslatın.

Ertesi sabah suyunu boşaltın.

Aç karnına 1 adet suda bekletilmiş incir tüketin.
Bunu birkaç gün düzenli olarak yapmak, karın ağrısı ve kabızlık probleminizi anında çözecektir

32ca9ea70fbe45a7b97181eacf6f6e54

C vitamini eksikliği vücutta nelere sebep olur?

Sürekli değişen havalar birçok hastalığa davetiye çıkarıyor. Bu süreçte hastalıklara karşı vücudun direnç göstermesi için C vitaminin önemi çok büyük. Peki vücut tarafından üretilmeyen C vitaminini almak için hangi gıdaların tüketilmesi gerekiyor? İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Sedat Işık anlattı

C vitamini suda eriyen vitaminlerdendir ve vücutta sentezlenmesi ya da depolanması mümkün değildir. Dolayısıyla ancak günlük ek gıda takviyesi ile vücudun ihtiyacı olan miktar karşılanabilir. Bu vitaminin eksikliğinde ise "skorbüt hastalığı" görülür. Hatta C vitamininin bir diğer adı da skorbütsüz anlamına gelen askorbiktir. Peki, C vitamini vücudumuza girdiği andan itibaren bağışıklık sistemimize nasıl destek sağlıyor?


C vitaminin faydaları

-Sonbahar aylarından itibaren başlayan soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıkları önleyici etkiye sahiptir. -Üst solunum yolları hastalıklarının semptomlarının azalmasına yardımcı olur. -Şeker hastalarının tedavi sürecinde gerekli direnci sağlayarak destek olur. -Bağışıklık sistemini güçlendirdiği için kanser hastalığı başta olmak üzere birçok hastalıkta kalkan görevi görür.

-Yüksek tansiyonun düşmesini sağlayarak felç riskini azaltır. -Cilt yüzeyindeki hücreleri yenileyerek yara ya da benzer vakaların iyileşmesine katkı sağlar. -Son olarak sinir sistemindeki hücreleri dengede tutar ve böylelikle kişinin ruhsal hastalıklara yakalanma oranını azaltır.


Geç iyileşen yaralar C vitamini eksikliğine işaret ediyor

Özellikle de kişi C vitamini bakımından yeterli takviye almıyorsa eksiklik birtakım belirtilerle kendini gösterir:-Tükürükte azalan enzimler sonucunda diş etlerinde şişme ve kanama görülür. -C vitamini eksikliğinden kaynaklı cilt kendini yenileyemez ve morarma/çürüme görülür. -Ağız içinde, dudakta, burunda ve yanaklarda aft görülür. -Sinir hücrelerinin ihtiyacı olan asit miktarının azalması sinirlerde hasara neden olur ve bu durum beyinde komplikasyonların gelişmesine zemin hazırlar. -Kemik ve kaslarda şiddetli ağrılar ortaya çıkar. Yaraların geç iyileşir ve geçmeyen sivilce lekelerine yol açar.

C vitamini içeren gıdalar

C vitamini besinlerde bulunan bir vitamin türü olduğu için bu vitaminler tüketilerek gerekli vitamin takviyesi sağlanabilir. Özellikle portakal, kırmızıbiber, kivi, limon, mandalina, yeşilbiber, kuşburnu ve kırmızı lahana C vitamini açısından oldukça zengin gıdalardır. Bunların dışında; çilek, brokoli, bezelye, üzüm ve tere de yine C vitamini ihtiyacınızı karşılayabilecek gıdalar arasındadır.

Günde 2 bardak portakal suyu bile yetiyor

Ayrıca günde içeceğiniz 2 bardak portakal suyuyla ya da 1 adet orta boy kiviyle de günlük C vitamini ihtiyacınızı karşılamanız mümkün. C vitaminin ısı, ışık ve oksijene karşı hassas olduğu unutulmamalı. Pişirmeyle C vitamini yaklaşık yüzde 30 ila yüzde 40 arası bir kayba uğrar. Dolayısıyla besinlerin daha çok çiğ tüketilmesi önerilir. Pişirilmesi gereken besinlerin buharda ya da az pişirilerek vitamin kaybını minimuma düşürmek mümkün.

4efcb3420fec4828b04adae479de39fa

Sigarayı bırakmanıza yardımcı olacak besinler

Sigara bağımlılığı, tüm dünyada giderek artan çok ciddi bir bağımlılık türü. Yapılan son araştırmalara göre, Türkiye'de sigaraya başlama yaşı 12'ye kadar düşmüş durumda Diyetisyen Emel Terzioğlu Arslan, beslenme alışkanlıklarının sigarayı bırakma üzerinde çok etkili olduğunu söylüyor ve buna yardımcı olacak besinlerle ilgili önerilerini sıralıyor.

Sigaranın insan sağlığı üzerinde çok ciddi tehditlere yol açtığı su götürmez bir gerçek. Sigarayı bırakmak isteyenler için birçok alternatif yöntem geliştirilse de başarısız olanların oranı yadsınamaz büyüklükte. Sigara bırakmanın zorluğundan yakınanlar için sadece beslenme alışkanlığını değiştirerek çözümler üretilebileceğini belirten  Diyetisyen Emel Terzioğlu Arslan, doğru tüketilen besinlerle sigara bırakma sürecinin çok daha kolay geçirilebileceğini belirtiyor. İşte o besinler…


Yulaf ezmesi nikotin bağımlılığını azaltıyor

Yapılan birçok araştırma gösteriyor ki düzenli bir şekilde yulaf ezmesi tüketimi nikotine olan bağımlılığı azaltıyor. Yulaf ezmesini sütle birlikte tüketmek daha çok yardımcı olabilir. Çünkü süt tüketiminden sonra içilen sigaranın tadı oldukça kötü oluyor. Böylece sigara ihtiyacı azalıyor.

Sigaranın vücuda verdiği zararı azaltan bir besin: Muz

Muz, içeriğindeki potasyum ve B vitamini sayesinde sigara bağımlılığını azaltma konusunda önemli bir besin. Ayrıca muz sigaranın vücuda olan zararlı etkilerini azaltmaya da yardımcı oluyor.

Triptofan içeren besinler sigara ihtiyacını azaltıyor

Triptofan, vücudumuz için hayati değer taşıyan 8 önemli aminoasitten biri. Bu aminoasit mutluluk hormonu olarak da bilinen serotonin hormonunun üretimini artırarak sigaraya olan ihtiyacın da azalmasını sağlıyor.Özellikle hindi, yumurta, tavuk göğsü ve kurubaklagiller gibi yağsız protein kaynakları triptofan açısından zengin besin kaynakları. Sigarayı bırakma sürecinde bu besinlerden fayda sağlanabilir.

Kuru ya da taze fark etmez! Nane tüketin

Nane, içindeki mentol sayesinde nikotine olan ihtiyacı azaltıyor. Hem taze hem de kuru olarak naneyi düzenli olarak tüketmek gerekir.

En büyük destekçilerinizden biri de "Bitki Çayları"

Bitki çayları, sigarayı bırakma sürecinde en önemli yardımcılardan biri. Özellikle karanfil çayı, sigara içenlerde yoksunluk belirtilerini azaltıyor. Bunun dışında sarı kantoron, melisa ve papatya gibi bitki çayları da rahatlatıcı etkileri sayesinde bir antidepresan görevi göstererek bu süreci daha sakin geçirmede en büyük destekçi olabilir.

Taze sebzeler hem sigarayı bıraktırıyor hem de kilo kontrolü sağlıyor

Taze sebzeler, süt gibi tüketildikten sonra sigaranın tadını kötüleştiriyor. Taze sebzeleri beslenmeye eklemek hem sigarayı bırakma konusunda yardımcı olacak hem de sigarayı bıraktıktan sonraki süreçlerde kilo kontrolünü sağlamak adına doğru bir tercih olacaktır.

C vitamini yönünden zengin meyveleri tercih edilmeli

Düzenli olarak sigara içen kişilerde C vitamini düzeyi oldukça düşüktür ve vücutta bunun yerine nikotin ve nikotinin elementleri vardır. Bu yüzden beslenmeye mutlaka portakal, limon, kivi, çilek, nar gibi C vitamini içeriği yüksek gıdaları eklemek gerekir.

c5153848ce734c8689e615f2abbdc36b

Mavi ışık neden geceleri daha tehlikeli?

Uykuya etkileri üzerinde tartışılan mavi ışık aslında sağlık için gerekli. Ancak geceleri mavi ışığa maruz kalmak vücut saatini ciddi şekilde bozuyor. Nöroloji Uzmanı Doç.Dr. Burcu Örmeci, "Mavi ışığa maruz kalmış gelişme çağındaki çocuklarda bellek oldukça zayıf olur" diyerek önemli bilgiler verdi

'Daha yumuşak ve sarı tonlarda olmalı'

Son günlerde üzerinde çok fazla konuşulan mavi ışığın zararlı bir ışık gibi algılandığını söyleyen Doç.Dr. Burcu Örmeci, bu noktada asıl önemli olan noktanın maruziyet süresi ve zamanı olduğunu söyledi. Mavi ışığın güneşten gelen ve gündüz gördüğümüz kısmının bizim sağlıklı yaşamamız ve sağlıklı uyumamız için çok gerekli olduğunu belirten Doç.Dr. Örmeci, "Sorun mavi ışığın mavi olmasında değil, mavi ışığa gece maruz kalmamızda. Gece ışığa maruz kalmamamız gerekiyor normalde veya maruz kaldığımız ışığın daha yumuşak, sarı tonlarda olması gerekiyor ancak yine de bunun süresinin çok uzun olmaması gerekli.

Uyku hormonları sentezlenemiyor

Mavi ışığa gece maruz kaldığımızda vücut saatimiz ve uyku dengemiz bozuluyor. Melatonin hormonunda karışıklıklar ortaya çıkarak sentezlenmemeye başlıyor. Bu durum da uykumuzun hem kalitesini hem süresini hem de derinliğini etkiliyor" dedi.

'Sistemler arasında uyumsuzluk çıkıyor'

Uyku düzensizliğinin birçok sağlık sorununa da neden olabileceğine dikkat çeken Doç.Dr. Örmeci, sözlerine şöyle devam etti: "Vücudumuzun tüm sistemleri uykuda düzenleniyor. Dolayısıyla yeteri kadar uyunmadığında sistemler arasında uyumsuzluk çıkıyor. Bu durum da hormonel problemlerden, tansiyona, şekere, mide bağırsak hastalıklarından, eklem, kas, damar rahatsızlıklarına kadar birçok sorunu tetikleyebiliyor. Bu nedenle kaliteli ve yeterli uyku çok önemli" dedi.

Kalıcı bellek bozuklukları ortaya çıkıyor

Özellikle gelişme çağında olan çocuklarda bellek güçlendirmenin ve hafıza oluşturmanın eğitim, öğretim için önemine işaret eden Doç.Dr. Örmeci, gece mavi ışığa maruz kalan çocuklarda da uyku sorunları ve beraberinde hafızayla ilgili problemlerin yaşanabileceğini anlattı.

Bilgiler uyku sırasında kalıcı hale geliyor

"Çok net bildiğimiz bir gerçek var ki bellek güçlendirme ve hafıza uykuda gerçekleşir. Yani çocuğun bütün gün öğrendiği bilgiler ancak uyku sırasında beyinde kalıcı olarak protein sentezleri haline getirip yerleştirilir. Gece mavi ışığa maruz kalındığı zaman, yetişkinler gibi çocukların da uykuları bozulacaktır.

Güzel uyuyamayan bir çocuk istediği kadar yoğun çalışsın, gündüz aldığı bilgileri beynine kalıcı olarak yerleştiremeyecektir. Uzun vadede mavi ışığa maruz kalarak büyüyen bir çocuk ile mavi ışığa maruz kalmadan büyümüş bir çocuk arasındaki en büyük fark bellekte ortaya çıkar. Mavi ışığa maruz kalmış çocuklarda bellek oldukça zayıf olur."


59a1777b7c89494cb3a4dc95fcde36ac

13 Aralık 2019 Cuma

Uçak fobinizi yenmek için ne yapabilirsiniz?

Uçakla seyahat etmek bazı insanlar için eziyet gibidir. Peki bunun üstesinden nasıl gelebilirsiniz?



Uçakla seyahat etmek bazı insanlar için eziyet gibidir. Peki bunun üstesinden nasıl gelebilirsiniz?
Çoğu insanın fobi seviyesine ulaşmasa bile uçağa binme korkusu vardır. Hatta bazılarını bırakın uçakta olmak, uçağa binme fikri bile tedirgin eder. Yükseklikten veya kaza olmasından korkmak ya da uçakların nasıl çalıştığını tam olarak anlayamamak uçak fobisine sebep olabilir. Bunun haricinde televizyonda ya da internette gördüğünüz uçak kazaları da gözünüzü korkutuyor olabilir. Uçak fobiniz, başka fobilerinizle bağlantılı olarak da ortaya çıkabilir. Klostrofobiniz (kapalı alanlarda kalma korkusu), kalabalık ya da yükseklik fobiniz varsa bunlar da uçak fobinizi tetikleyebilir.
Uçak fobinizi yenmeniz ve uçakla daha kolay seyahat edebilmeniz için önerilerimiz ise şu yönde:
 
Uçakların nasıl çalıştığını öğrenin
Uçaktan korkmanın en temel sebeplerinden biri uçağın havada nasıl uçabildiğini anlayamamaktır. Fakat arabalar nasıl yolda sürülmek için tasarlandıysa uçaklar da havada uçmak için tasarlanmışlardır. Uçaklar en basit mantıkla kanatlarının üst ve alt tarafındaki basınç farkını engellemesi sayesinde havada dengede kalıp uçarlar.
 
Pilotlara güvenin
Unutmayın ki pilotlar çeşitli eğitimlere katılıp zorlu sınavlardan geçerek pilot olmaya hak kazanmışlardır. Bu yüzden herhangi bir sorun çıkma ihtimali olduğunda kontrolün uçağın pilotunun elinde olduğunu düşünün ve ona güvenin.
 
İlaç kullanmayın
Sürekli olarak uçakla yolculuk yapan biri değilseniz uçağa binmeden uyku ilacı almak ya da alkolle sakinleşmek kötü bir fikir olmayabilir. Fakat uçağa sürekli binen biriyseniz bu yollarla korkunuzu bastırmak mantıklı değildir. Korkunuzun temeline inip onu yok etmeye çalışmak daha mantıklıdır
 
Türbülans nedir anlayın
Türbülansların oluşması doğaldır. Ve unutmayın ki uçaktaki tüm personel en kötü türbülansla bile nasıl başa çıkmaları gerektiğini bilir. Bu yüzden emniyet kemerinizi takıp sakin olun.
 
Uçuşa hazırlanın
Uçak fobisi olan çoğu insna uçağa binmeden önce endişe dolu bir halde olur. Fakat bunun yerine uçağa binmeden önce kendinize tam olarak neden korktuğunuzu sorun. Uçağa bindiğinizde en kötü ne olabileceğini düşündüğünüzü anlamaya çalışın. Bunları yapmak aslında korkacak bir şey olmadığını anlamanızı sağlar. Uçağa bindikten sonra da kötü düşüncelere odaklanmak yerine düzgün bir şekilde iniş yaptığınız anı gözünüzün önüne getirin.
 
Nefesinize odaklanın
Gerilmeye başladığınızı anladığınız anda nefesinize odaklanmaya başlayın. Nefesinizi kontrol altında tutmak panik olmanızı engeller. 4 saniye nefes alıp 4 saniyede aldığınız nefesi vermeyi deneyin, bu sizi sakinleştirecektir.
 
Dikkatinizi başka şeylere verin
Korkunuza odaklanmak uçaktayken yapmanız gereken en son şey bile değil. Dikkatinizi başka bir şeye yönlendirip dergi veya kitap okumayı deneyebilirsiniz.
 
Bu öneriler çok ciddi derecede olmayan uçak korkularını yenmek için faydalı olabilir. Fakat fobinizle başa çıkamıyor ve bir türlü üstesinden gelemiyorsanız bir uzman desteği almanızda fayda var.
 

 
Derleyen ve çeviren: Dilara Koru

 



b64e34e1b8fd436a87bbe656052f2108

Lejyoner hastalığı nedir?

"Lejyoner hastalığının belirtileri nelerdir? Lejyoner hastalığının bulaşma nedeni nedir?" Lejyoner hastalığı hakkında merak ettiklerinizi konunun uzmanları açıkladı.



"Lejyoner hastalığının belirtileri nelerdir? Lejyoner hastalığının bulaşma nedeni nedir?" Lejyoner hastalığı hakkında merak ettiklerinizi konunun uzmanları açıkladı.
 
Uzm. Dr. Şafak Göktaş, klima hastalıklarından Lejyoner hastalığı hakkında bilinmesi gerekenleri anlatıyor.
 
Yaz aylarında özellikle mevsim normallerinin üzerinde seyreden bunaltıcı sıcaklıklar klima kullanımını da artırıyor. Klima etkili bir serinleme yöntemi olsa da bilinçsiz ve sürekli kullanıldığında klimadan kaynaklanan hastalıklar da artıyor. Uzm. Dr. Şafak Göktaş, en önemli klima hastalıklarından Lejyoner hastalığına sebep olan Legionella Pneumophila isimli bakteriye karşı uyarıyor. Klima sistemlerinin denetlenmesi ve temizliğinin düzenli yapılması, sağlık açısından büyük önem taşıyor. Klima hızlı ve etkili bir serinleme yöntemi olduğundan pek çok kişi tarafından tercih ediliyor. Ancak klimanın bilinçsiz ve uzun süreli kullanımı hastalıkları da beraberinde getirebiliyor.
 
Lejyoner hastalığı nedir?
 
Lejyoner hastalığı, akciğerin Legionella Pneumophila bakterisi ile iltihaplanması sonrası ortaya çıkıyor. Bu bakterinin klimaların sistemlerinde uygun ısıda ve nemde çoğalarak yayıldığını söyleyen Uzm. Dr. Şafak Göktaş, otellerde, hastanelerde, plazalarda kısacası klimanın yoğun olarak kullanıldığı her ortamda salgına sebep olabileceğinin altını çiziyor. Legionella Pneumophila bakterisi akciğere ulaştığında atipik zatürreye sebep oluyor. Diğer zatürrelerden ayırt etmenin kolay olmadığı Legionella Zatürresi, ölümle dahi sonuçlanabiliyor.
 
Lejyoner hastalığından nasıl korunabiliriz?
 
Legionella Pneumophila bakterisi, ılık ve durgun sularda ürüyor. Yaz aylarında ortaya çıkan salgınlar ise genellikle klima kullanımıyla ilişkili oluyor. Bu yüzden, klima sistemlerinin denetlenmesi, mikroplardan arındırılması, soğutucu ve su tesislerinin bakımı bakterilerin çoğalmasını sınırladığı için önem verilmesi gereken noktalardan. Klimaların teknik bakımlarının doğru ve düzenli olarak yapılmasının bakterinin bulaşma ihtimalini düşürdüğünü belirten Dr. Göktaş: "Ortam dezenfeksiyonu ve bakteri suda üreyebildiği için kullandığımız su sistemli çalışan ürünlerin bakımlarının yapılması önemlidir. Gereksiz ve fazla klima kullanımından kaçınmak gerekir. Bu hastalık baskılanmış bireylerde daha şiddetli seyredeceği için orta yaş ve üzerinde olanların, sigara içenlerin, kronik akciğer hastalığı olanların, şeker hastalığı, böbrek yetmezliği, AIDS ve kanser hastalarının özellikle dikkat etmesi ve klima bulunan ortamlardan mümkün olduğunca uzak durması gerekiyor. Gereksiz ve fazla klima kullanımından mutlaka kaçınmak gerekiyor" diyor.
 
Hastalığa sadece semptomlara dayanarak teşhis koymak kolay olmadığı için, bazı laboratuvar testleri yaptırmak gerekiyor. İdrarda ve kanda Legionella bakterisinin antijen, antikor veya direk olarak kendisini arayan güvenilir laboratuvar testleri bulunuyor.
 

 
Acıbadem Fulya Hastanesi Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış, yaz hastalıklarına karşı alınması gereken önlemleri anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.
 
Evde, işyerinde, arabada… Yaz aylarının özellikle de dayanılmaz sıcaklarında, anında soğutucu etkisiyle cezbeden, adeta imdadımıza yetişen klimalar, serinlemek isterken sağlığımızdan edebiliyor. Kulak, Burun ve Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Esin Özlem Atmış "Özellikle klimaların hayatımıza girmesiyle ani ısı değişimlerinin vücut direncini kırmasına bağlı ateşli boğaz enfeksiyonları (beta enfeksiyonu) görülmeye başlandı. Burun akıntıları, hafif ateş ve halsizlikle giden 'soğuk algınlığı' diye sınıflandırdığımız daha hafif seyirli hastalıklar ile yaz nezlesi de yine bu dönemde sık karşılaştığımız durumlardan. Ayrıca klimaların havayı çok kurutmasına bağlı üst solunum yollarında farenjit, burun tıkanıklıkları ve sinüzit gibi problemler yaşanıyor. Temelde yatan problem ani ısı değişiminin bağışıklık sistemimizi bozarak daha kolay hastalanmamıza neden olması" diyor.
 
Lejyoner hastalığı griple karışabiliyor!
Gribin, influenza ailesinden virüslerin neden olduğu; yüksek ateş, halsizlik, kas ağrıları, burun akıntısı ve boğaz ağrısı gibi şikayetlerle seyreden bir hastalık olduğunu belirten Dr. Esin Özlem Atmış, "Ülkemizde daha çok sonbahar ve kış aylarında, mevsim geçişlerinde görülse de yaz aylarında da gerek klimalar gerekse kalabalık ortamların etkisiyle gribe yakalanma riski bulunuyor. Son zamanlarda bazı yazılarda okuduğum 'klima hastalığı' olarak adlandırılan hastalık ise tıpta aslında Lejyoner Hastalığı olarak bilinen, başlangıç safhasında grip ile benzer bulgularla başlasa da tedavi edilmez ise hayatı tehlikeye sokabilecek sonuçlar doğurabilen bir hastalık" diyor.
 
Yüksek ateş, halsizlik ve ishal varsa!
Lejyoner hastalığına lejgonella bakterilerinin neden olduğunu kaydeden Dr. Esin Özlem Atmış, "Bu bakteri yapımı klima sularında, kaplıcalar, otel havuzları, soğutma sistemleri, hastaneler, kısacası durgun ve beklemiş sularda üreyebilmektedir. Sıcak ve nemli ortamı sevdiğinden yazın görülme sıklığı artmaktadır. Hastalarda yüksek ateş, halsizlik ve ishal ile akciğer enfeksiyonlarına neden olabilir. Bu durumlarda mutlaka en yakın hekime başvurulmalı ve gerekli tedavilere başlanmalıdır" diyerek tehlikeye işaret ediyor.
 
Yaz sıcaklarında bu önerilere dikkat!
Odanızın ortalama sıcaklığını 22-25 derece arasında tutun. Çok sıcak ortamda iken klimanın ayarını birdenbire çok soğuk dereceye getirmeyin.
Klimanın çarpmaması için üfleme gücü orta-düşük seviyede kalsın.
Klimanın doğrudan rüzgarına maruz kalmayın.
Klimanın hava üfleyen kanallarını yüzünüze üfletmeyin.
Nem dengesini sağlayan bir klima tercih edin.
Uzun süre güneşin altında kalmak vücut direncini düşüreceğinden güneşten korunun.
Üst solunum yollarını temizlemek için bol bol su için.
Bakımı yapılmayan klima sularında bakteri üreyebildiğinden klimaların ve havalandırma sistemlerinin bakımlarını yaptırın, filtrelerini değiştirin.
Temizliğinden emin olmadığınız havuza girmeyin, varsa havuzunuzun ilaçlandırılması ve dezenfeksiyon çalışmalarının yapılmasına özen gösterin.
Sağlıklı beslenin ve egzersiz yapın.

 

 



7f080f339d954ce3b9332b181dd68004

Her kadının gardırobunda olması gereken 13 parça

Bu zamansız ve şık parçalar, dolabınızın kurtarıcısı haline gelecek.



Bu zamansız ve şık parçalar, dolabınızın kurtarıcısı haline gelecek.
"Bugün ne giyeceğim?" stresine kapıldığınızda hayatınızı kurtaracak ve çabasız şık görünmenizi sağlayacak 13 temel parçayı sizin için seçtik. İşte her kadının gardırobunda olması gereken kıyafetler...
 


 
Beyaz tişört
 

 
Küçük siyah elbise
 

 
 
Beyaz bir elbise
 

 
Renkli ve desenli tişörtler
Sadece eğlenceli oldukları için değil, işlevsel oldukları için de tişörtler gardırobunuzun vazgeçilmezleri arasında olmalı. Parlak renkliler, çılgın desenliler ve basic parçalardan en az bir tane edinin.
 

 
İyi bir palto
Kış mevsimi için iyi bir palto seçmek önemli meseledir. Günlerce ve aylarca giyeceğiniz bu ürün, sizi sıcak tuttuğu kadar hemen her kıyafete uyumlu ve şık da olmalıdır. Palto satın alırken acele etmeyin ve gerçekten içinize sineni bulmaya çalışın.
 

 
Mevsim geçişleri için ceket
Her stile uyum sağlayabilecek bir trençkottan daha kurtarıcı bir parça olamaz! Havalar ne çok sıcak ne de soğukken günlük kullanım için trençkot ya da bir cekete mutlaka ihtiyacınız olacaktır. Blazer ceketler de mevsim geçişleri için muhteşem parçalardır.

 
Kot pantolon

 
Her sezon için ayakkabı

 
Clutch çanta
Çok sık kullanmaya ihtiyaç duymayacağınız için bir tane, doğal renkte ve her kombine uyum sağlayacak clutch size yetecektir. Eğer özel bir durum için sıra dışı bir renk ve parçaya yönelecekseniz, ucuz olanları tercih edebilirsiniz.

 
Hasır şapka
Görünüm ve tarzınıza uyan hasır bir şapka, ilkbahar, yaz ve tüm tatil sezonlarında işinize yarar. Sizi güneşten korurken plajda bir stil ikonu gibi görünmenize yardımcı olur.

 

Siyah kumaş pantolon

 
Dikkat çeken iddialı bir elbise
 



f88820b1305f4866927cd44cce00ef36

Sivilce izleri nasıl yok edilir?

Sivilce izleri de sivilceler kadar can sıkıcı olabilir. Ancak tamamen doğal yollarla bu izleri yüzünüzden silmeniz de mümkün.



Sivilce izleri de sivilceler kadar can sıkıcı olabilir. Ancak tamamen doğal yollarla bu izleri yüzünüzden silmeniz de mümkün.
Evde elinizin altında bulunan bu basit malzemelerle, çok az zaman harcayarak sivilce izlerinden kurtulabilirsiniz. 
Lavanta yağı

Eğer geceleri uyumadan önce sivilce izleri üzerine lavanta yağı sürerseniz, bir ay içinde izlerin hafiflediğini göreceksiniz. 
Limon

Sivilceleri kurutmada işe yarayan limon, sivilce izlerinden kurtulmak istediğinizde de yardımcınız. Koltukaltlarını ve cildi beyazlatmak için de kullanılan limonu avucunuza sıkın, sivilce izinin üzerine sürün
Talk pudrası

Talk pudrasının kurutucu özelliği, sivilce izleriyle mücadelede çok etkilidir. Bir çay kaşığı talk pudrasını bir iki damla suyla karıştırın. Gece yatmadan önce sivilce izleri üzerine sürün.     
Menekşe çayı

Bir çay kaşığı menekşe çayını 1 çay bardağı suda demleyin. Sabahları ve akşamları sivilce izleri üzerine sürün.  
Elma sirkesi

Bir çay kaşığı elma sirkesine 2 tatlı kaşığı içme suyu ekleyin. Karışımla cildinizi silin. Elma sirkesi hem sivilce izlerini hafifletecek hem de antiseptik özelliği ile yeni sivilcelerin oluşmasının önüne geçecektir. Ayrıca gözeneklerinizi sıkılaştıracaktır. 
Bal

1 tatlı kaşığı balı yüzünüze maske gibi sürün, on dakika bekledikten sonra yüzünüzü yıkayın. Günde bir kez tekrarlayin. 
Domates 

Domates de limon gibi doğal ağartıcı içerir. Küçük bir domatesi ezip her gün düzenli olarak sivilce izlerine sürerseniz izlerin yavaş yavaş yüzünüzden silindiğini göreceksiniz.



e84444127df6439abcd9886c96a0c962

12 Aralık 2019 Perşembe

Isabel Marant 2020 Resort

Isabel Marant 2020 Resort koleksiyonu geçtiğimiz günlerde sunuldu. Koleksiyondan seçtiğimiz kombinler haberimizde.
























8468875f1ae54f83917c76d7a5e2f8e4